|
 |
|
|
Savrukluğun yakıştığı yazar
Sait Faik'e yöneltilen eleştirilerin çoğu, onun dilinin savrukluğuna odaklanıyor. Gerçekten de savruk bir dili var ama o savrukluk, anlatımının, anlattığının, yazarlığının önemli öğelerinden biri. Ben savrukluğun bu kadar yakıştığı bir başka yazar tanımıyorum
Sait Faik'i ilk görüşümü hatırlıyorum. Ölümünden bir yıl önce olmalı. Okulda bir edebiyat matinesi düzenlemiş, Sait Faik'i de çağırmıştık. O yıllarda inanılmaz ilgi görürdü bu matineler. Salonlar adam almazdı. Yazarlar neredeyse her hafta düzenlenen bu matinelerde şiirlerini, öykülerini okurlardı. Bir gün, "Yahu, Müzeyyen Senar'ı geçtik" diye yakınmıştı Behçet Necatigil.
Matinelerin gediklileri vardı. Bir de hiç katılmayanlar. Sait Faik katılmayanlardan biriydi. Ama nasıl olduysa, bizim okuldaki matineye gelmişti.
Sait Faik hep en sevdiğim yazarlar arasında yer aldı. İlk öyküsünü okuduğum günden şu satırları yazmakta olduğum ana kadar. Ondan hiç vazgeçmedim. Her okuyuşumda yeni değerler buldum öykülerinden.
Sait Faik özellikle genç yazarlara, kendi içlerinde keşfedilecek yeni yollar olduğunu göstermişti. Birçok yazar yeni yollar arıyor, buluyordu gerçi. Ama bunu başka yazarlara, genellikle Batılı yazarlara öykünerek başarıyordu. Sait Faik ise kaynağını kendi içinde, kendi yaşamında bulmuştu.
Dizinin son kitabı da yayımlandı
Yapı Kredi Yayınları bir süredir Sait Faik'in bütün yapıtlarını düzenli (ve özenli) bir biçimde yayımlıyor. Dizinin son kitabı "Hikâyecinin Kaderi", yazarın gazete ve dergi sayfalarında yayımlanmış öykülerinden, yazılarından oluşuyor. Bir bölümü ilk kez kitaplaşmış. Sonda ise Sait Faik'le yapılmış röportajlar yer alıyor.
Yazar, 1949'da yapılmış bir konuşmada, sanat anlayışını şöyle dile getiriyor: "Bugün eskiler diye adlandırılan yaşlı muharrirler, hayata, cemiyete yukarıdan bakarlardı... Yalnız tepeden seslenerek cemiyeti düzeltmek sevdasındalar. Bize gelince, cemiyeti düzeltmek hususunda hiçbir iddiamız yok. Biz cemiyette insanlarımızla beraber aynı hayatı yaşamak istiyoruz. Yani edebiyatımızın yerle beraber olmasını, hatta çamura bulanmasını istiyoruz. Ben mahdut bir zümre için değil büyük kütle için yazıyorum... Biz kendimizi onlar gibi halktan üstün ve halktan uzak görmüyoruz. Bilakis halkla beraber yaşamak, halkı anlatmak istiyoruz. Bu kitlenin içine hakikaten girdiğimiz gün ne hürriyetsizlikten ne de insanlar arasındaki korkunç uçurumlardan eser kalacaktır. Bugünkü edebiyatçının vazifesi, halkı anlatmaktır."
Gözlemciliğinin gücünü kanıtlıyor
"Hikâyecinin Kaderi", Sait Faik'in öteki kitapları gibi içimi sıcacık yaptı. Gazete yazıları, röportajları, yukarıda belirttiği gibi, halkın ne kadar içinde olduğunu kanıtlıyor. Bir de gözlemciliğinin gücünü. Bir sanatçı için gözlem ne kadar önemlidir, bunu Sait Faik'e okurken bir daha anladım.
İlk yazısı 9 Aralık 1929'da Milliyet'te yayımlanmış. Daha o zaman geleceğin usta yazarının ipuçlarını vermiş: "Ben bir kuş olsaydım! Yükseklerde uçan bir kuş... Kanatlarını germiş, gölgesinin düştüğü yerden bihaber bir kuş... Uçurtmaları gagalar mıydım?"
Sait Faik'e yöneltilen eleştirilerin çoğu, dilinin savrukluğuna odaklanıyor. Doğru. Savruk bir dili var Sait Faik'in. Ama o savrukluk, anlatımının, anlattığının, yazarlığının önemli öğelerinden biri. Sait Faik'i Sait Faik yapan bir ana renk. Ben savrukluğun bu kadar yakıştığı bir başka yazar tanımıyorum. Siz tanıyor musunuz?
|
|
|

|