Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 25 Ağustos 2005 / Perşembe  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Kolay mı çivi çakmak?


Her başarılı organizasyondan sonra olduğu gibi Formula 1'in ardından da müzmin olimpiyat hasretimiz, hevese döndü yine:
"Hazırız, almalıyız"...
Geçenlerde sohbet ettiğim "Büyük Yarış"ın mimarlarından İstanbul Gençlik Spor İl Müdürü Tamer Taşpınar başta olmak üzere sayın valimizden metropol yazarlarımıza kadar tüm iyi niyetliler, bu büyük başarıdan olimpiyat müjdesi çıkardılar.
Peki o kadar kolay mıydı bu ülkeye çivi çakmak?
İstanbul'da bir nefeste harcanan 250 milyon dolar ve bu harcamalarda sağlanan ulusal konsensus, imece, kolaylıklar, Türkiye'nin her karış toprağında var mıydı?
Hayır... Asla...
Bakın size yaşanmış bir öykü anlatayım da vatan topraklarında "iş yapmak" gibi işgüzarlıklarla uğraşanların başına gelenleri anlayın:
* * *
Hikaye 2000 yılında başlıyor. Mekan, Mardin'in Nusaybin ilçesi.
Nusaybin spor salonunun, yavaş yavaş toprağa gömülerek bir spor mezarı haline geldiği, Milliyet'te manşet olduktan sonra binbir zorlukla üç kuruş ödenek ayrılmış Genel Müdürlük'ten. (1995'te ilk gördüğümde tanksavar mermisi yemiş sanmıştım salonu... O kadar berbattı durumu).
Para Ankara'dan yola çıkmadan tartışma başlamış... Nereden icap ettiyse, Kaymakamlık spor salonu tamirine ayrılan paranın kendisine verilmesini istiyor, Mardin Gençlik Spor Müdürlüğü diretiyor. Biliyorlar ki, Nusaybin salonu için son şans bu.
En sonunda Şube Müdürü Mehmet Fidan (ki kendisi fidan gibi bir Mardin insanıdır ve benim bildiğim on senedir işçi gibi çalışmaktadır Mardin için) inşaatı başlatıyor. Hatta bizzat çalışıyor işçilerle birlikte. (Zaten Mardin'de adet böyle. Paralar o kadar kısıtlı ki, İl Müdürü demir işçiliği yapıp pota ve kale direği üretiyor, şube müdürleri boya işlerini ve mobilyaları yapıyor. Üniversite oyunları için bir kalemde 3-5 bin klima alınmasına alışanlar bu durumu pek kavrayamazlar).
Neyse, Nusaybin salonu çiçek gibi ortaya çıkıyor.
Lakin sen misin yapan...
Mardin Cumhuriyet Savcılığı'na 25.02.2000 tarihli bir ihbar mektubu geliyor. İmzasız ve el yazısı ile kaleme alınmış bu ihbarda "Mardinli spor bürakratları Nusaybin salonundan zimmete para geçirdi" diye yazıyor. Kim yazmış, kim yazdırmış hâlâ belli değil ama savcılık gereğini yapıyor ve soruşturma başlıyor.
Şube Müdürü Mehmet Fidan baş zanlı... 2001 yılında Mardin Asliye Ceza Mahkemesi suçlamanın niteliğine göre dosyaya Ağır Ceza Mahkemesi'nin bakmasına karar veriyor. Mehmet Fidan katil ve gaspçılarla birlikte ağır cezada yargılanıyor senelerce.
Hesaplar kitaplar, bilirkişiler... Ortaya çıkıyor ki, ihbar mektubunu yazan salonun yüzölçümünü üçte biri kadar az hesaplamış ve parke masrafından zimmete para geçirildiğini sanmış. Sonuçta Mehmet Fidan da aklanıyor Mardin Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü de...
Mehmet'e "Utandın mı ?" diye sordum daha sonra.
"Hayır" dedi. "Suçum yoktu ki".
"Peki aynı şeyi tekrar yapar mısın"?
"Zevkle!"
"Gir kodese de aklın başına gelsin Mehmet... Seni yoktan var et diye mi kamu görevlisi yaptılar bu ülkede? Yapmayacaksın... Sadece yazışacaksın. Yapılması gereken varsa; onu İstanbul'da, Ankara'da, İzmir'de yaparlar. Senin gibileri de ağır cezada yargılarlar" demedim tabi.
Acaba, Mehmet Formula 1'i seyretti mi? Acaba olimpiyat konusunda İstanbul İl Müdürü ile aynı ümitte mi?
* * *
Umarım izlemiştir ve bizim gibi gurur duymuştur.
Ve umarım "zaman değişti, artık iş yapanı alkışlıyorlar" gibi hayallere kapılmamıştır.
Her şey o kadar kolay değil Türkiye'de.
Hem koşullar ağır, hem kaynaklar zayıf, hem de iyi niyetli insanların eli tutulur; taaa tepelerden emir gelmezse.

Papa/Pele

Papa'nın Pele'yi tanımaması ve yanındakilere "Kim bu adam" diye sorması dünya medyasında olduğu gibi bizde de hayretle karşılandı.
Tanımaz tanımaz; ne var bunda... Adamın konsantrasyonu öteki dünyaya.
Bizim ulemalar gibi milli takıma bile karışacak değil ya.

Yönetim uyuyor mu?

Sayın Özhan Canaydın göreve geldiğinde "en iyi süreci" Abdurrahim Albayrak'a dışarıdan görev verdiğinde yaşamıştı.
Şimdi de Heinz'ın transferi için Albayrak'ı devreye sokmuş. Mutluluk Abdurrahim Bey'in ellerinde!..
Demek ki, "Galatasaray yönetiminde iş yok" diyenler doğru söylüyormuş.

Söyledin mi Tuncay?

Sevgili Feridun'un (Niğdelioğlu) istihbaratına göre Diyarbakır maçında hakeme "Şerefsiz" dediği için kulübede kırmızı kart gören Tuncay, Mahmut Hanefi'ye "Keşke suçu üzerine alsaydın" demiş.
Dün öğleden sonraya kadar yalanlama gelmediği için bu özel konuşmanın olduğunu varsaysak bile; ne suçlayabiliriz Tuncay'ı, ne de ayıplayabiliriz! Sadece üzülebiliriz...
Bu bir algılayış biçimidir ve bu algılayışla yaşayan bir insanın kendisini dünyanın en önemlisi hissettiğini belirtir.
"Benmerkezci" bir ruh yapısı kadar yeteneklerini tatsızlaştıran zaafı yoktur insanın.
Böyle tipler kaşıkla verir, sapıyla gözünü çıkarır çevresinin.
Astarı yüzünden pahalıdır meziyetlerinin. Huzur kaçırırlar.
Tuncay hiç öyle bir insana benzemiyor. Umarım Feridun'u yanıltmıştır haber kaynakları.

Hilekârın aptalı

Bazı haberler vardır, apışıp kalırsınız. Bırakın yorum yapmayı, söyleyecek laf bile bulamazsınız.
İşte sevgili Ayşe Yeşin'in salı günkü haberi de öyleydi:
Balkan Şampiyonası seçmelerinde kürsüye çıkan vücutçu Yunus Emre Arslaner, dopingli olduğu için kontrole arkadaşının idrar örneğini vermiş, tahlillerde esrar da dahil olmak üzere 11 yasaklı madde çıkmıştı.
Olay rezalet boyutlarını da aşmış, artık komik duruma gelmişti.
Hilekârın aptalı insanı kızdırmıyordu bile.
Okudum, güldüm, "Helal olsun Ayşe" dedim... İlginç haberdi yani...
Yunus'u bir an için bile düşünmedim. Kendi hayatını, yaptığı sporu, çevresini, ülkesini rezil etmişti ama bizi güldürmüştü işte.
Onun da mevcudiyet sebebi bu olmalıydı.

Güzelaydın muhalifti

Sayın Serdar Güzelaydın, federasyon kurulundaki görevlerinden istifa edince ne olur?
Bizi ve futbolumuzu bekleyen "kaos" mudur?..
Hayır... Sayın Güzelaydın'ın işlerini üstlenecek biri bulunur elbet.
Lakin, sonuçtan yola çıkarak Federasyon içinde bir kaynama olduğu ve emniyet subabının zorlandığı düşünülebilir ki, tehlikeli olan budur.
Sayın Güzelaydın'ın bugüne kadarki "eylemleri" ve "muhalefetleri" aklı başında her insanın onayını almaktadır. Öyleyse niye ayrılmak zorunda kalmıştır Güzelaydın?..
Burası önemli.
Sayın Ulusoy söylemleriyle "despot" bir başkandı, sayın Bıçakcı eylemleriyle o çizgiye yanaştı. Al birini vur ötekine.

eguven@milliyet.com.tr




SPOR
Konu kapanmıştır!
Ve Anelka kaldı
Ribery pazarlığı
Çalımbay temkinli
Kürşat imzaladı
Kayserispor tehlikede
İşte o vücutçu!
Devler'den aynı nakarat: 88-81
Danimarka kadrosu açıklandı
Schumacher zam istiyor
Haber turu...
Kolay mı çivi çakmak?
Valerenga'yı unutmayın!
At yarışları





 PUAN DURUMU
 FİKSTÜR


Ercan GÜVEN
Kolay mı çivi çakmak?
Her başarılı organizasyondan sonra olduğu gib...
Bilal MEŞE
Valerenga'yı unutmayın!
Küçük-büyük takım ayırımı yapmanın faturasını...



 Atina 2004
 Dünya Kupası 2002
 Euro 2000
 Sidney 2000
 Dünya Kupası 98

© 2005 Milliyet