|
 |
|
|
Türban yasağı meşru
AİHM, türban davasında Türkiye'deki yasağı haklı buldu. AİHM, yasağı, "Demokratik bir toplumda gereklilik, laiklik ve eşitlik ilkelerinin korunması" açısından meşru gördü
Güven Özalp - Brüksel
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Türkiye'de üniversitelerde uygulanan türban yasağı tartışmalarına noktayı koydu. Mahkemenin temyiz organı olarak görev yapan ve 17 yargıçtan oluşan Büyük Daire, 4. Daire'nin kararını onayarak, yasağı "demokratik bir toplumda gereklilik" olarak niteledi.
Büyük Daire'nin kararı türban konusunda "nihai ve örnek karar" özelliği taşıyor.
İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde öğrenciyken türban taktığı için derslere girmesine izin verilmeyen Leyla Şahin'in itirazını değerlendiren Büyük Daire, yasağın Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) ihlali olmadığı görüşünü teyit etti. Kararda, laikliğe yapılan güçlü vurgu dikkat çekti.
Laiklik gerekli
Mahkeme, AİHS'nin din ve vicdan özgürlüğünü garanti altına alan 9. maddesi çerçevesinde yaptığı değerlendirmede, yasağın gerekliliğini, Türkiye'deki Anayasa Mahkemesi kararlarını temel alarak savundu.
Kararda, yasağın "laiklik ve eşitlik" ilkelerinin korunması amacı taşıdığı not edilerek, "Büyük Daire, laiklik görüşünün AİHS'yi destekleyen değerlere uygun olduğunu göz önünde tutuyor. Bu ilkeyi desteklemek, Türkiye'deki demokratik sistemi korumak açısından gerekli sayılabilir" denildi.
Laiklik ilkesinin bireyi aşırı eğilimli gruplardan korumayı amaçladığını vurgulayan Büyük Daire, 9. maddenin din motifli her eylemi korumadığının da altını çizdi.
Düzeni sağlıyor
Yasaklamanın, başkalarının hak ve özgürlüklerini koruma ve kamu düzeni açısından da ele alındığını belirten Büyük Daire, "Bu bağlamda türban takılmasına getirilen kısıtlamalar, son yıllarda Türkiye'de bu dini sembole siyasi anlam yüklenmesi ışığında, bu iki meşru amacı gerçekleştirmeye yönelik sosyal ihtiyacı karşılama olarak görülebilir" ifadelerini kullandı.
'Meşru, uygun, gerekli'
Kararda, "Mahkeme, bu şartlar altında ve sözleşmeye taraf devletlerin takdir payları da dikkate alınarak engellemeyi ilke olarak meşru, ulaşılmak istenen amaçlara uygun ve bu bağlamda demokratik bir toplumda gereklilik olarak görülebilir buldu" denildi.
Şahin'in, "eğitim hakkının engellendiği" itirazını da değerlendiren Büyük Daire, AİHS'nin düzenlediği hakların pratik, etkili ve günün koşullarına uygun bir şekilde yorumlanmasının önemine dikkat çekti.
AİHM, kısıtlamanın, "öngörülebilir ve meşru", yöntemin de "uygun" olduğunu belirtti.
Kararda, "Türban yasağının, başvuruyu yapanın üniversiteye kayıt olmadan önce de var olduğu ve bu sınırlamanın başvuru sahibi tarafından bilinmesi gerektiği" vurgulandı.
Şahin'in üniversitenin verdiği karara rağmen türban takmayı sürdürdüğünün altı çizilerek, "Davacı, derslere alınmama riskiyle
karşılaşacağını öngörebilirdi" denildi.
Prof. Teziç: Tartışmalar sona erdi
ANKARA Milliyet
AİHM'nin kararı, türban yasağını yükseköğretim kurumlarında uygulayan Yükseköğretim Kurulu'nda (YÖK) memnuniyetle karşılandı.
YÖK Başkanı Prof. Erdoğan Teziç, "AİHM, geçmişte vermiş olduğu kararı teyit etti. Zaten bağlayıcıdır. Bizim iç hukukumuzda da bağlayıcı özelliği var. Bundan böyle tartışmalar da herhalde sona ermiş olacaktır. Kararın uluslararası planda olması, Türkiye'nin bundan böyle aksi yönde bir düzenleme yapma olanağını da ortadan kaldırıyor" dedi.
Aynı zamanda Anayasa Hukuku Profesörü olan Teziç, "Bundan sonra türbanın üniversitelerde serbest bırakılması konusunda yeni bir tartışma başlayabilir mi?" sorusunu, "Hukuki bağlayıcılık, tartışmaların da, bu konunun da gündeme getirilmemesi anlamını taşır. Herkes için bağlayıcıdır" diye yanıtladı.
Teziç, "Bu karar Türkiye'yi rahatlatır mı?" sorusuna da şu yanıtı verdi: "Bütün mahkeme kararları gibi bizim iç hukukumuzu da etkiler. Yüksek yargı organlarının daha önce vermiş oldukları kararları da teyit edici nitelikte."
Karara Belçikalı yargıçtan itiraz
Büyük Daire, Şahin'in itirazını neredeyse oybirliğiyle reddetti.
AİHS'nin, "özel yaşam ve aile hayatına saygı"ya ilişkin 8., "ifade özgürlüğü"nü garanti altına alan 10. ve "ayrımcılığı" yasaklayan 14. maddesine ilişkin ihlal olmadığı kararları oybirliğiyle alındı.
"Din ve vicdan özgürlüğü"nü düzenleyen 9. madde ve "eğitim hakkı"yla ilgili 1. protokolün 2. maddesi açılarından ihlal olmadığı 1 oya karşı 16 oyla kabul edildi.
Aleyhte oy veren tek yargıç, Belçikalı Françoise Tulkens oldu. Tulkens, kararın ilgili maddelerine yönelik itirazlarını topladığı 8 sayfalık görüşünde, Aczmendi lideri Müslüm Gündüz hakkında verilen kararı örnek gösterdi. Tulkens, "Bu dini lider laikliği sert bir şekilde eleştirdi, şeriat düzeni istedi ve laik yetkililerin kıydığı nikâhlarla gerçekleşen evliliklerde doğan çocukları 'piç' olarak niteledi. Bu davada ifade özgürlüğü ihlali tespit edildi. Oysa türban takarak dinini barışçıl şekilde gösteren kişiye yönelik yasak onaylandı" dedi.
Bakanın eşi türbanlı olunca
Bülent Ecevit liderliğindeki hükümet sırasında yapılan ve türban yasağının onaylanması talebini içeren Türkiye'nin savunması, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki AKP hükümeti tarafından gönülsüz bir üslupla desteklendi. Davanın farklı aşamalarında iki hükümet tarafından Türkiye adına yapılan savunmaların tarzındaki farklılık dikkat çekti, tartışmalara yol açtı. Oldukça güçlü ve kesin ifadeler taşıyan ilk savunmadaki üslup yerini olabildiğince pasif kalan ikinci savunmadaki usluba çekildi ve avukat değişikliğine gidildi. Büyük Daire'de 1 saat 15 dakika süren duruşmanın sadece 9 dakikası Türkiye tarafından kullanıldı. Bu süre, "Türkiye'nin, AİHM önünde yaptığı en kısa savunma" olarak da kurum tarihine geçti.
Savunmaya biçimini veren Dışişleri Bakanlığı'nı yöneten Abdullah Gül'ün durumu, türban yasağına karşı bir dönem AİHM'de Türkiye aleyhine dava açan eşi nedeniyle bir kez daha tartışmalara konu olmuştu.
Türkiye mahkûm edilemeyecek
Büyük Daire'nin aldığı karar, benzer nitelikli davalar açısından "referans" oluşturma özelliği taşıyor. Bu karar, hem Türkiye'den gelecek başvurular, hem de Avrupa'daki benzer davalarda örnek olarak alınacak. Bu bağlamda, Türkiye aleyhine açılan ve sayıları yaklaşık 100'ü bulan türban davasının Ankara aleyhine sonuçlanma riski de sıfıra indi.
Türban konusunda ortak bir uygulamaya sahip olmayan Avrupa ülkelerinin yargı makamları da, önlerine gelen dosyalarda bu kararı dikkate almak durumunda kalacaklar. Büyük Daire'nin verdiği bu kararla birlikte, türbanın Türkiye'nin AB sürecinde önüne engel olarak çıkarılmasının da yolu kapanmış oldu.
Şahin davası 7 yıl sürdü
1 Kasım 1998: Başvuru AİHM önüne geldi.
2 Temmuz 2002: AİHM, başvuruyu kabul edilebilir bularak esastan inceleme sürecini başlattı.
19 Kasım 2002: İlk duruşma yapıldı.
29 Haziran 2004: Mahkeme, türban yasağı konusunda Türkiye'yi haklı bulan kararını açıkladı.
27 Eylül 2004: Leyla Şahin davayı temyize götürmak için başvurdu.
10 Kasım 2004: Büyük Daire temyiz başvurusunu kabul etti.
18 Mayıs 2005: Büyük Daire'de duruşma gerçekleştirildi.
10 Kasım 2005: Büyük Daire ilk kararı onadı.
10 SORU 10 CEVAP
'Kadın-erkek eşitliğine aykırı'
BELMA AKÇURA
Anayasa Hukukçusu ve eski Başbakanlık İnsan Hakları Danışma Kurulu Başkanı Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu, kararla ilgili sorularımızı yanıtladı:
AİHM'nin bu kararı, Türkiye'deki yasaların ve Anayasa'nın üzerinde midir?
Üzerindedir. Türkiye AİHM'nin "İncal kararı" gereğince, Anayasa'nın 143. maddesini değiştirerek, DGM'lerde askeri üyenin bulunmasını sona erdirdi. Buradan hareketle, mahkeme kararlarının muhatap devlet açısından bağlayıcı olduğunun altını çizmek gerekir. Kararları anayasal ve devletin diğer muhatap organlarıyla bağlayıcı nitelik taşımaktadır.
Kararın iç hukukta bağlayıcı olması, Türkiye'nin aksi yönde düzenleme yapma olanağını ortadan kaldırıyor mu?
- Yeni bir düzenleme, Türkiye'nin anayasal düzeni ile AB kamu düzenine aykırılık oluşturmaması kaydıyla yapabilir. Ama bunu değerlendirecek olan da, birincisi Anayasa Mahkememiz; ikincisi yine AİHM olacaktır.
Türban, anayasal düzenlemeyle yasak olmaktan çıkarılabilir mi?
- Anayasa'nın değiştirilmesinde, daha önce Anayasa Mahkemesi'nin verdiği türban kararı ve AİHM'nin bunu teyit edici nitelikteki kararı göz önüne alınmalıdır. Anayasamız daha önce AİHM kararı gereğince değiştirilmişti.
Siyasi irade, türbanı serbest bırakmak için Anayasa'yı değiştirebilir mi?
- Bu zor görünüyor. Çünkü Anyasa Mahkemesi'nin türban kararı, Anayasa'nın değiştirilemez hükmü olan 2. maddesine gönderme yapmaktadır.
Siyasi otoritenin türbanı serbest bıraktığını varsayalım. Buna karşı çıkanlar, Şahin kararını da dikkate alarak konuyu AİHM'ye götürebilirler mi?
- Götürülebilir. Ama bu kez, AİHM'nin benimsediği genişletici öğelerin kullanılması talebi, demokrasi ve laikliğin zedelendiği iddiası ve bu öğelerin daha çok işlenmesi kaydıyla götürülebilir.
Örneğin, Fransa'da üniversitelerde türban yasağı yok. Fransa, bu kararı dayanak alarak bunu yasaklayabilir. Der ki; "AİHM bu yasağın meşru olduğu kararına vardı. Dolayısıyla ben de yasaklayabilirim." Bu karardan, serbest bırakan ülkelere, "Siz de yasaklayacaksınız"" anlamı çıkmaz ama yasaklayıcı yeni bir düzenleme de sözleşmeye aykırı olmaz.
Kararda kadın-erkek eşitliğinin AİHS'nin en önemli maddelerinden biri olduğu ve üye ülkeler tarafından da uygulanmasına büyük önem verildiği kaydediliyor. Bunu nasıl okumak lazım?
- Mahkeme, daha önce de Türkiye ile ilgili bir kararında bunu vurgulamıştı. Kadın-erkek eşitliğine de aykırılık oluşturduğu yönünde karar vermişti. Bu öğeyi mahkeme genelleştirmiş durumda. Yani kadının türban takması konusundaki baskıları, zorlamaları, kadın-erkek eşitliği ilkesine de aykırı buluyor. Kadının aşağılandığı ve iki cins arasında eşitsizlik yarattığı yönünde bir değerlendirmedir.
AİHM'de 100 dolayında dava var. Benzer davaları da etkileyecek mi?
- Aynı nitelikteki davalar bundan etkilenecektir. Benzer davaları artık mahkemeye götürmenin bir yararı olmayacaktır.
AİHM kararı Türkiye'de türban tartışmalarını bitirebilir mi?
- Tarafların bundan çıkaracakları derse bağlıdır. Üniversitelerde türban üzerinde zorlama yapanların, özellikle bu karardan bir hukuk dersi çıkarmaları gerekir. Türkiye, Avrupa ölçeğinde verilmiş olan bu karara rağmen türbanı yeniden tartışmaya devam ederse, AB sürecinin olumsuz etkileneceğinden kuşku yoktur.
Karar, konunun siyasi malzeme olmasını engeller mi?
- Karar bunun artık kullanılmaması yönündedir. Ama bu Türk siyasal sistemindeki aktörlerin demokrasiyi algılama şekline ve derecesine de bağlı bulunmaktadır.
Türkiye'nin bu karara uymamasının siyasi ve hukuki sonuçları ne olabilir?
- Bu karara uymaması hukuk düzleminde düşünülemez. Artık Brüksel'e giden yolun, insan hakları ve demokrasi açısından Strasbourg'dan geçtiğini Türkiye'nin unutmaması gerekir.
|
|
|

|