|
Anti-depresan
Eğer yeterince başarılı olmazsak, görevlerimizi yerine getirmez, yeterince çalışmazsak, sevilmeyeceğimiz, yalnız kalacağımız korkusunu içimizin çekirdeğine yerleştiren o hangi ansa çocukluğumuzdaki, o anı tedavi edebilmek mümkün olsaydı, belki de şimdi böyle olmazdık. Seçip seçmediğimizden emin olamadığımız bir hayatı "becermek" için deliler gibi koşturup çabalamasaydık, bu kadar tahammül edip beynimizdeki tahammül kimyasını bu kadar hor kullanmasaydık, o Allah'ın belası yaramız bizimle birlikte büyüyüp şimdi organlarımızdan ayırt edilemez hale gelmezdi.
Hiç de mutlu olmamamıza rağmen mutlu olmamız gerektiğini kendimize bu kadar çok söyleyip durmasaydık, duracağımız zamanlarda devam etmeseydik belki içimiz bu kadar yorulmazdı.
Boşlukta kalıyorsun
O zaman Cipram, Lustral, Seroxat, Aurorix sözcüklerini biliyor olmazdık. Kaç kişi o ilaçları alıyor? Muhakkak bir araştırma yapılmalı. Şahsi tespitimdir, bu iş bu memlekette fena patladı. Üstelik, iniş çıkışlarını dengeleyen o ilaçlar için yere düşünce yerin dibine geçmesin diye alınsalar da yukarı da çıkarmıyorlar insanın kalbini. Rüya gibi bir boşlukta, tuhaf bir aralıkta kalakalıyorsun, değil mi? Var mısın yok musun belli değil gibi sanki.
Hayat kimin?
Öfkelenmiyorsun ağzının tadıyla, üzülünce üzülmüyor, sevinince sevinmiyorsun. Sadece devam etmene yardımcı oluyor bu ecza, durmayı, sormayı, yeniden başlamayı, isyan etmeyi erteletiyor sana. Yalnız değilsin, neredeyse bütün Türkiye bu halde. Anti-depresan almayanlar henüz anti-depresanları bilmeyenler sadece. Çünkü herkes, istemediği bir hayatı sürdürüyor bu memlekette.
Bu hayat kimin gerçekten? Sanki bu hayatı, bütün bu işleri bir "bitirsen" rahat edip dinlenecekmiş gibi yaşamıyor musun sen de? Patlayana kadar tıkıştırıyorsun hayatı ağzına. Sonra bünye kusmaya başlayınca...
Kimse ilişmesin
Gözü bir noktaya kilitli kalıverirsin. Ne kimse gelsin, bir şey sorsun ne de herhangi bir şey olsun. Bir bahçe olsun, kuşlar bile kalabalık etmesin. Otur bir banka, kimse ilişmesin. Dur. Ağaçlar sarsın seni, korusun günden bile. Etrafı sarılmış olsun bahçenin çalılarla, kimse giremesin. Ne istediğini, ne istemediğini, neye başlaman, neyi bitirmen gerektiğini bile düşünme. Adın üzerinden düşünceye kadar dursan burada. Bir kâğıt olsa elinde, bir de kalem. Bir şey yazmasan. Anlamsız şekiller çizmeye başlasan kâğıda, aklın su gibi olana dek oynasa kalem kendi kendine.
Bir hayat insanın kendi hayatı olsa bu kadar yorabilir mi sahibini hakikaten? Kimse kendi hayatını yaşamıyor muhtemelen. Bu, en iyi ihtimalle bizim kendimize yakıştırdığımız hayat. Yakışıklı duruyor üstümüzde muhakkak. Tahammül ettikçe yürüyor, tahammül bitince bitiyor kendiliğinden. İlaçlar, hayatı iyileştirmiyor, tahammülü yeniliyor; bal gibi biliyorsun.
Karar günü
Bal gibi biliyorsun, bir gün karar vereceksin. Kimsenin seni beğenmemesini, tanıdığın herkesin "Hiç böyle değildi" demesini göze alıp bir karar vereceksin. Bir gün oturup senin kendi hayatının nasıl bir şey olması gerektiğini düşünmeye mecbur olacaksın.
İlaçların pelteleştirdiği ruhun bir gün muhakkak dirilmek isteyecek. Yaralarınla organlarını ayırmak, bu kez gerçekten istediğin gibi bir hayata başlamak zorunda kalacaksın. O zaman, kendi uzunluğunda olacak zaman. Et kendi ısısında. Sabah, sabah gibi olacak. Uyku, uykuya benzeyecek. Belki hiç ummadığın bir şeyi istediğin çıkacak ortaya, belki hiç ummadığın biri olacaksın sonunda. Ama o zaman içinde, şimdi içinde sıkışmış duran, çırpınan kuşlar uçacak. İyiyken iyi olacaksın, kötüyken kötü. Gülünce güleceksin net bir biçimde, ağlayınca... Bitecek, bileceksin.
ecetem@hotmail.com
|
|