|
 |
|
|
MÜZİK
Metalin parlayan yüzü
Klasik rock, kuzey folku, barok ve Türk müziğini çok seven; çalışmalarında bu sevgiyi doğrudan yansıtan Almora dördüncü albümünü çıkardı
MURAT BEŞER
Rock müziğin sadece ses ve güç gösterisi ya da bireysel rüşt ispatı değil, boyutlu (tarihi, toplumsal ve politik anlamda) bir isyan ve karşı duruş felsefesi olduğunu düşündüren nadir topluluklarımızdan biri Almora. Şarkı sözlerinin moda eğilim karamsarlıktan uzaklığı, içinde aydınlık bir yarın umudunu taşıması, günümüz normlarına göre sıra dışı kılıyor onları.
Bu hafta Zihni Müzik tarafından yayınlanan, topluluğun dördüncü çalışması "1945", şimdiye değin yapılmış en senfonik, altyapısı güçlü, çoksesli ve sözleri açısından toplumsal şuur taşıyan Almora albümü.
Güçlü betimlemeler var
Almora bestelerinde meselesini bir masal ya da bir hikaye aracılığı ile anlatıyor. Peki, mesele ne? Mesele, insanın insanca koşullarda yaşamasının önündeki engellere karşı ses yükseltmek.
Bu anlamda "1945"in içinde güçlü betimlemeler var. Okutulmayan kız çocuklarının çığlığı "Işık Ver Bana"da yankılanırken, Soner'in geçen yıl yitirdiği babası için yazdığı "Kaf Dağının Ardında" vefa, minnet ve sevgi dolu satırlardan oluşuyor. Albüme adını veren şarkı, aradan geçen bunca zaman içinde attığı nükleer bombanın hesabını vermek bir yana, halen barış jandarmalığı kisvesiyle, dünyanın altını üstünü getiren mezalime karşı yazılmış.
Almora'nın merkezindeki kişi gitar, bas ve klavyeli çalgılar kullanan Soner Canözer. Ama bir lider gibi davranmıyor; karizmasını değil paylaşımcılığını öne çıkararak sürdürüyor görevini. Onun bu özelliğinden günümüz topluluklarının ya da şimdi dağılmış toplulukların mensuplarının öğreneceği çok şey olmalı. Kısacası biri efendi, diğerleri maiyet değil Almora'da.
Oluşumda herkesin yaşamsal katkısı; herkesin birbirlerinin yaşam alanlarına sınırsız saygısı var. Binaenaleyh, Almora (metal çağrışımlı) rock topluluklarımızın en latif ve cemiyetli olanlarından biri desek yeridir.
Çalışkanlık, dürüstlük gibi değerler Almora albümlerinin kalite garantisi. Klasik rock, kuzey folku, barok ve Türk müziğini çok seviyor; çalışmalarında bu sevgiyi doğrudan yansıtıyorlar. Bu etkiyi güçlendiren bir de konuk var üç parçada: İzmir Devlet Opera ve Balesi eski müdürü ve dünyaca ünlü tenor, aynı zamanda Pavarotti'nin öğrencisi Hakan Aysev.
Daha fazla Türkçe
Albümdeki Türkçe şarkı sayısı üç, yani eskiye göre bu da fazla. Giderek de artacak gibi görünüyor ancak bu konuda Soner temkinli. Çünkü camiada şarkı sözlerindeki yaratıcı eksikliğin bilincinde olarak, vasat kalmaktansa İngilizceye devam etmeyi, içine sindiği ve dünya meselelerine doğru noktalarda parmak basan parlak mısralar yazabildiği ölçüde Türkçe parçalara yer vermeyi planlıyor.
Bize yitirdiğimizi sandığımız değerleri bir lahzada iade eden bu müzik, memleketin rock müziğinde uzun süredir aranan istikbal ve istiklalin yaklaşmakta olduğunu hissettiriyor. Teşekkürler Almora.
Not: "1945", bir önceki "Shehrazad" albümü gibi, bir bonus parça ile Japonya'da, ayrıca eskileri de Meksika'da basılacak.
Kırkbeşliklerin sonsuz dönüşü
İnsanın gençliğini satın alma çabası, ilerleyen yaşlarda görülen hüzün dolu buruk bir serüven. Elimizden kaçmış mutluluklar, yitip gitmekte olan değerler, o arayışın içinde gizlenmiştir hep. Gözlerimizi ve aklımızı alamadığımız o eski zaman satıcılarının tezgahındaki yeni parça gıcır gıcır bir CD: "Bir Zamanlar 2".
Geçen yıl çıkan ilk albümle takım oluşturuyor bu. Hepsi orijinal plak kayıtlardan oluşmuş 20 şarkı var içinde. Kimler yok ki; Nil Burak, Yeliz, Ersan Erdura, Berkant, Kamuran Akkor, Tanju Okan, Esmeray ve saymaya yürekler dayanmaz niceleri.
İlerleyen yaşımıza eşlik eden eski kırkbeşlikler dönmeye devam ediyor; başımızla birlikte.
Not: Albümün, canlı performansları ile sanatçılarının da katılacağı bir de partisi olacak. 30 Ocak Pazartesi akşamı Babylon'da.
Her kereye mahsus: Telvin
Neredeyse beş yıldır bekleniyordu Telvin üçlüsünün albüm yapması. Sonunda yaptı ama iç kapağa düşülen üç kelimelik hüzün mesele oldu: "Bir Kereye Mahsus".
İfade bir daha Telvin albümü olmayacak anlamına geliyorsa, gönülden yanlış anlamış olmayı diliyoruz. Yok, doğaçlama yaratımın tekrarı olmaz anlamındaysa, kabul.
Erkan Oğur doğaçlama müziğin kaydına yıllarca ayak diredi ama Tanju Duru'nun sevecen ellerinde kaydedildi albüm. Basta İlkin Deniz, davulda Turgut Alp Bekoğlu'nun yer aldığı ikili albümde 15 parça var. İlkinde perdesiz, ikincisinde elektrik gitar çalıyor ustamız.
Adının anlamı gibi bu müzik; insanı halden hale sürüklüyor. Telvin Havayolları, New Orleans'dan Bodrum'a, Malatya üzerinden Norveç'e sefer düzenliyor. Alın, başköşeye koyun; babadan oğula miras bırakın. Telvin, evladiyelik doğaçlama albümü.
Zaman tünelindeki sesler
DMC'yi klasik ve caz albümleriyle bilirdik. Şimdi rock müziğine merhaba dedi ve ilk olarak "Yüksek Sadakat"i çıkardı.
Sanki 15 yıl kadar rötar yapmış "Yüksek Sadakat". Fazlaca eski imajı var; bir dönemin zevklerini yansıtıyor. 1980'lerin sonu rock tınıları hakim genele. Bir de maalesef yaşlılık psikolojisi var şarkılarda.
Klarnetle Hüsnü Şenlendirici'nin eşlik ettiği klip şarkısı "Belki Üzerimizden Bir Kuş Geçer" güzel ama kuş gribine toslaması talihsizlik. Bu durum şarkının romantizmini ipotek altına alıyor. Albümün en iyi şarkılarından biri caz tınılı "Hüzün". "Kafile"de tebriki hak edecek kadar cesur bir satır var. Solist Cemil Demirbakan'ın vokal tekniği iyi, sesi çok güçlü.
Bir de tüm şarkıların altına kocaman kırmızı renkle "Söz&Müzik: Kutlu Özmakinacı" yazmak yerine, bu anlamlı bir yere sadece bir kez yazılsaydı, daha şık olurdu.
|
|
|

|