Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 22 Ocak 2006 / Pazar  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    İnteraktif 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
"Ya şundadır ya bunda, helvacının kızında"...


Emekli paşalardan biri şöyle demiş:
- Milliyetçi olmayanlar vatan hainleridir. Eğer eşiniz, sizi dinlemiyor da, "dini inancımdır falan" diye, türban yahut başörtüsü kullanmayı sürdürüyorsa, onu boşayın...
Emekli paşa dediğin de böyle olur; Atatürk ilke ve inkılapları doğrultusunda, karıları türbanlı, yahut başörtülü kocaların ne yapmaları gerektiği hakkında, durumdan vazife çıkartabilir.
Ya ya ya, şa şa şa...
Emekli paşa, çok yaşa...
***
Vaktiyle Nurettin Artam'ın sık sık tekrarladığı bir fıkra vardı.
Eski zaman paşalarından birinin konağına, bir aşçı yamağı gelmiş.
Hayatında hiç konak görmemiş olan aşçı yamağı, sağa sola bakınırken gözleri kümeslerin önündeki tepeli tavuklara takılmış. Yanında çalışmaya başladığı aşçıya sormuş:
- Şu tepeli tavuklar, ne tavuğu?
Aşçı:
- Ne tavuğu olduğunu ben de bilmiyorum, demiş; paşa hazretlerine sormalı...
- Paşa hazretleri bilir mi?
- Paşa hazretleri de bilmez ama, dedüğü dedüktür...
***
Nasreddin Hoca'ya sormuşlar:
- Bir çamaşırcı ile bir siyasetçi arasında ne fark vardır, diye...
Nasreddin Hoca:
- Çamaşırcı, demiş; çamaşırları önce yıkar, sonra başlar ütülemeye. Siyasetçi ise kendisini dinleyenlerin, bir yandan kafasını ütülerken, bir yandan da sürdürür beyinlerini yıkamayı...
***
Küçük Özgün babasına:
- Baba, şey... ne demek nişanlanmak, diye sormuş.
Babası da, şöyle biraz düşünmüş:
- Nişanlanmak mı ne demek, demiş; şey... Örneğin ben sana bayram tatilinde bir bisiklet alsam da, ona ancak okullar tatil olduktan sonra binebileceğini söylesem; öyle bir şey işte nişanlanmak da...
Küçük Özgün:
- Ya, demiş; ama tatil gelinceye kadar oynayabilirim bisikletin ziliyle de, kornasıyla da; öyle değil mi?
***
Kıssadan hisse çıkartmaya kalkarsak, şöyle de diyebiliriz:
- Tıpkı Ankara'nın, AB'ye tam üye olma yolunda yapmaya çalıştığı gibi...
***
Tek başına oturan yaşlıca bir kadın, kuş gribi tehlikesine aldırmadan, kuş pazarına gidip aynı kafeste dişi-erkek bir çift muhabbet kuşu almış. Elinde kafesiyle satıcıdan ayrılırken de:
- Aldığım muhabbet kuşları birbirlerine çok benziyorlar, demiş; hangisinin erkek, hangisinin dişi olduğunu nasıl anlayacağım?
Satıcı:
- Çok kolay, demiş; yem olarak onlara erkek bir tırtılla, dişi bir tırtıl vereceksiniz. Dişi olan erkek tırtılı yiyecek, erkek olan da dişi tırtılı...
Yaşlı kadın:
- Allah Allah, demiş; iyi ama tırtılın erkeğiyle dişisini nasıl ayıracağım ben?
Kuş pazarındaki satıcı:
- Bakın hanım, demiş; o beni hiç ilgilendirmez. Onu da gidin tırtıl satıcısına sorun...
***
Emekli diplomatların bazılarıyla, emekli militerlerin bazıları:
- Onurlu bir devlet olmaktan, gururlu bir millet olmaktan, haysiyetli bir ülke olmaktan söz ederek; bunun için de, tüm dünyaya karşı başımızı dik tutmamız gerektiğini söylerler.
Kendilerine, şimdiye kadar alınmış dış borçlarla, Pentagon'a tanınmış bazı özel hakların; başı dik tutma mı, yoksa biraz eğik tutmamı mı karşılığında gerçekleşmiş olduğu sorulduğunda da:
- O konular bizi hiç ilgilendirmez, derler. Onları da gidin, siyasetçilere sorun...
Ekonomiden, silah alımlarından, dış borçlardan, sağlık sorunlarından, hukuksal açmazlardan, bütçe yasalarından, gelir dağılımındaki adaletsizliklerden asla söz etmeden; sadece, onurdan, gururdan, haysiyetten dem vurup, bunların zedelenmesi sakıncasına dikkat çekerek, açık oturumlara katılmak da, az fiyakalı olmuyor hani...
Hadi fiyakalı bir ukalalık da biz şakırdatalım:
- Vatanını çok sevmek için, gerçekçi olmaya gerek yoktur; onurlu, gururlu, haysiyetli ve biraz da kurnaz olmak yeterlidir.
***
19. yüzyıl halk ozanlarından Serdarî'nin çeşitli dörtlükleriyle bitirelim yazıyı:
Nesini söyleyim canım efendim
Gayri düzen tutmaz telimiz bizim
Arzuhal eylesem deftere sığmaz
Omuzdan kesilmiş kolumuz bizim

Sefil irençperin yüzü soğuktur
Yıl perhizi tutmuş içi koğuktur
İneği davarı iki tavuktur
Bundan gayrı yoktur malımız bizim

Evlat da babanın sözün tutmuyor
Karnım açtır diye çifte gitmiyor
Uşaklar çoğaldı ekmek yetmiyor
Başımıza bela dölümüz bizim

Serdarî halimiz böyle n'olacak
Kısa çöp uzundan hakkın alacak
Mamurlar yıkılıp viran olacak
Akıbet ilimiz dağılır bizim

c.altan@prizma.net.tr








Çetin ALTAN
"Ya şundadır ya bunda, helvacının kızında"...
Emekli paşalardan biri şöyle demiş:
Melih AŞIK
Kadınlara özel
Kadınların gidip kendilerine koca seçebilecek...
Fikret BİLA
Dokuz yargıç bu hatayı nasıl yaptı?
Yargıtay, Mehmet Ali Ağca'yı serbest bırakan ...
Hasan CEMAL
Yaşasın hayat!
Paris'te bir gün, bomboş bir gün yakaladım, a...
Güneri CIVAOĞLU
Zaman nehri
Bayramı, Kızıldeniz kıyısındaki bir Arap kent...
Can Dündar
Çubuklu Kevsercik'in çileli yaşam hikayesi
Ve gidiverdi Kevsercik... Bir koca asrı boy...
Abbas GÜÇLÜ
Ağca 8 günlüğüne neden bırakıldı?
Ağca'nın, her ne kadar yanlışlıkla denilse de...
Hasan PULUR
"Gülen Dadaş"
HER yerde olduğu gibi "Erzurumlu Mizah Kültür...
Derya SAZAK
Aydın Hoca
Yürek solda atar. Türkiye solunun saygın isim...
Meral TAMER
2005, ilaç devlerinin kabus yılıydı
450 milyar dolarlık dünya ilaç piyasasını ell...
Tamer HEPER
Ya aksi de olmuşsa?
AAğca'nın tahliyesinin yanlış olduğu toplum t...
Osman ULAGAY
Farklı bir Demirel'le ufuk turu
Şu 2006 yılında hala "Baba"dan medet uman ve ...
Güngör URAS
Veterinerlerin sesi çıkmıyor
Kuş gribi konusu gündeme geldiğinden bu yana ...
Serpil YILMAZ
Doğalgaz depolama ihalesi açılamadı!
Türkiye'nin Rusya'ya olan doğalgaz bağımlılığ...

© 2006 Milliyet