|
Bilim "kompile" komplo
Dünya düzdür. Tıpkı bir tepsi gibi. Size yuvarlak olduğunu söyleyenlere inanmayın. Bize katılın: The Flat Earth Society - Dünya Düzdür Cemiyeti.
İnanmıyor musunuz, bazı sorularınız mı var bu hususta? İnternet sitemiz www.theflatearthsociety.org'da aradığınız cevapları bulacaksınız:
Neden bütün dünyada hükümetler Dünya'nın yuvarlak olduğunu söylüyor?Bu bir komplo.Ya NASA? Ya Dünya'nın uzaydan çekilen fotoğrafları? NASA da bu komplonun bir parçası. O fotoğrafların hepsi sahte.Peki sular nasıl oluyor da Dünya'nın kenarından dökülmüyor?Çok kalın bir buzdan duvar, suyun dökülmesini engelliyor.Peki bu komplonun amacı ne? Bilinmiyor.
Dünya'nın düz olduğuna inanmıyor musunuz? Niye?
İki-üç iskeletin sergilendiği "Yaratılış Müzesi"nin Evrim Teorisi'ni çürüttüğüne inanıyorsunuz ama. Çocukları elinden tutup bu sergiye götürüyorsunuz.
Evrim Teorisi çürütülmedi henüz. Kanıtlanmadı da... Asla da kanıtlanmayacak. Çünkü bilim şüpheye dayanır, inanca değil.
Bu yüzden bilimde "teori" vardır, "tartışılamaz gerçekler" yoktur. Her yeni bilgi, her yeni bulgu teoriyi yeniden, yeniden sınasın; teori her fırsatta tekrar tekrar tartışılsın diye.
"Atom maddenin en küçük parçasıdır" diyen Dalton'un Atom Teorisi yeni bulgulara dayanamadı, geçerliliğini kaybetti mesela.
Evrim Teorisi de yıllardır her fırsatta sınavdan geçiriliyor. Henüz sınıfta kalmadı. Kim bilir, bir gün belki çürütülebilir ama "Yaratılış Sergisi"ndeki birkaç iskelet, hele de "Hayır, insan maymundan evrimleşmedi" vaazlarıyla değil.
Çünkü hiç kimse insanın maymundan evrimleştiğini iddia etmiyor zaten. Evrim Teorisi maymun ile insanın -aslında tüm canlıların- ortak bir atadan geldiğini söylüyor. Maymunlara bakıp bakıp, "Değiş tonton, hadi insan ol" diyenler, boşuna bekliyor.
İskeletlere gelince, her yeni bulunan iskeletle Evrim Teorisi yeniden sınanıyor. Üstelik ara türlere ait iskeletler de bulundu ve şimdiye kadar bulunan bu iskeletler de Evrim Teorisi'ni destekledi.
Tüm bunlar komplo olabilir mi?
Olabilir tabii. Dünyanın bilumum yerlerindeki bilim adamları gizlice haberleşip böyle bir komplo örgütlemiş, herkesi kandırıyor olabilirler.
Dünya da düz zaten, dümdüz; tepsi gibi!
ters köşe
Newton'un yerçekiminin nasıl işlediğini açıklayan Yerçekimi Teorisi hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizce doğru mu, yoksa o da mı şüpheli? Ama herhalde yerçekimine inanıyorsunuzdur, değil mi? Havaya top atıyorsunuz, yere düşüyor. İster Newton'un teorisine göre gerçekleşsin bu düşüş, ister Tanrı'nın arzusuna göre...
Yerçekimi diye bir şey var.
"Yok" diyor Dünya Düzdür Cemiyeti: "Diğer gök cisimlerinde yerçekimi var ama Dünya'da yok. Zıpladığımızda yere düşüyoruz çünkü, Dünya yukarı doğru hareket ediyor ve bizi yakalıyor. Biz de düştük zannediyoruz."
"Söversin gelmişine geçmişine, ayıpsa ayıp"
Hayat bir sürü cümle ezberletiyor insana. Başa gelebilecek her olaya karşı, buzdolabından direkt mikrodalgaya, hazır tepkiler biriktiriyoruz zulada.
Bir kitapta görüp beğeniyoruz, bir filmde izleyip takdir ediyoruz. İşte böyle asil sevinir insan, işte böyle vakur acı çeker diye, alıp içimizde bir yere saklıyoruz, yeri geldiğinde çıkarıp kullanmak üzere.
Ve yeri geliyor.
Ama tüm o cümleler, zuladaki tepkiler falan hiçbir işe yaramıyor.
Mutluluk da, acı da; hiçbir his ezbere yaşanmıyor.
Şimdi herkes Sanem Çelik ile görüntülenen Kudret Sabancı'nın karısı Esra Akkaya'ya kızıyor, ya da en azından yadırgıyor: "Esra Akkaya niye konuşuyor?" Geçenlerde biri "Aslında çok da mantıklı şeyler söylüyor ama bana hiç gerçek gelmiyor onun bu hali" dedi, "sanki samimi değil gibi, değil mi?"
Esra Akkaya acı çekiyor.
Bir yandan anlatmak istiyor, paylaşmak istiyor, birileri onu anlasın, ona destek olsun, onun acısını hafifletsin istiyor; diğer yandan kontrolünü kaybetmemeye çalışıyor.
Acısını saklamıyor ama acının ekürisi "Niye ben?" isyanını, öfkesini yutuyor.
Mantıklı davranıyor.
Acının mantığı mı olur, kontrolü kaybetmeden acı çekilir mi!
Esra Akkaya acı çekenlerin yabancılara gösterdikleri yüzü gösteriyor bize. Çoğumuzun acı çekerken yabancıların yanında taktığı o maskeyi takıyor.
Biz onun yabancısıyız çünkü.
Ama çoğumuz onun acısına yabancı değiliz. Üstelik kadın programlarında neredeyse pornografik denebilecek kadar çıplak acılar izliyoruz biz her gün.
Esra Akkaya'nın "düzeyli", "edepli" acısı bizi keser mi?
Hayır, bu acı bizi kesmiyor!
Günü gelince kullanılmak üzere çoktan ezberimizde olan cümleler, onun ağzından döküldüğünde, bizi kendi ikiyüzlülüğümüzle yüzleştirmekten başka bir işe yaramıyor. Onun için üzülmek bir yana, neredeyse ona kızmamıza sebep oluyor.
Biliyoruz çünkü, bu acı böyle, bu kadar "terbiyeli" yaşanmıyor.
"Bu dizi değil, gerçek hayat" diyorsanız; ekranda "gerçek" olmak zorundasınız. Kameralar önünde acı çekmek herkesin harcı değil. Gerek de yok zaten.
Bu yüzden işte bir lodos lazım şimdi Esra Akkaya'ya.
"Bir kürek, bir kayık / Zulada birkaç şişe Yakut"
Şarkıdaki gibi... "Söversin gelmişine, geçmişine; ayıpsa ayıp!"
tubaakyol@milliyet.com.tr
|
|