Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 31 Mart 2006 / Cuma  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Genç şiddete dair:
'Kız meselesi'!


Başlangıçta böyle değildi; insanoğlu, bugünkü kadar net çizgilerle "çocuk" ve "yetişkin" olarak birbirinden ayrılmıyordu.
Yetişkinler, hayatı, "ayıp", "ağır", "karmaşık", "acı", "müstehcen", "zor" diye günümüzdeki kadar saklamıyorlardı çocuklardan.
Sonra matbaa icat olundu, bilgi karmaşıklaştı vesaire ve insan hayatı, çocukluk ve yetişkinlik olarak keskin çizgilerle ikiye bölündü. Çocuklar bir tüketici pazarı olarak tanımlandıktan sonra da iyice kurumsallaştı mesele, artık çocukluk, insanlığın günü gelince terk edilecek bir yarımadası haline geldi.
Meselenin sınıfsal tarafı da var elbette. Yoksul çocuklar hiçbir zaman üst sınıfın çocukları kadar çocuk olma hakkına sahip olmadı.
O çocuklar hiçbir zaman "çocuk odaları" veya "çocuk konfeksiyonu" reklamlarının ya da çocuk psikologlarının hedef kitlesi olmadığı için hep daha ihtiyar çocuklar oldular kolejlerde okuyan, "asıl" çocuklara göre.
Ancak bugün, artık bütün dünyada tersine çevriliyor süreç. Çocuklar geçen yüzyıla göre daha hızlı büyüyor ve "karmaşık" hayat yetişkinlerin tekelinden çıkıyor "iletişim çağında". Hatta çocuklar, yetişkinlere göre daha hızlı "iletiştikleri" için bazen daha çok şey biliyorlar dünyaya ve hayata ilişkin.
Artık dünya çocuklara da açık; savaşmak da sevişmek de "saklanamaz" hale geldi çocuklardan. Bu, biiir!

Ortalamanın faşizmi
Teorik olarak seçim yapma iradesine sahip olan yetişkinler olarak, bu yazıyı okuyan siz, ne kadar direnebilirsiniz ortalamanın faşizmine? Başkaları gibi olmadan ne kadar durabilirsiniz hayatın ortasında? Şiddet kültürüne batırılıp çıkarılmış bu ülkede "şiddet karşıtı" olmaya, şiddetsiz yaşamaya ne kadar muktedirsiniz? Maruz kalmadan ve bırakmadan... Ne kadar mümkün?
O zaman niye çocuklar "çocukluk" adlı başka bir dünyada yaşıyormuş gibi yapıyoruz? Şiddet niye yetişkinlerin tekelinde olsun ki? Başbakan bile vatandaşlarına sözlü şiddet uygularken , öğretmenler, ebeveynler çocukları döverken çocukların da ellerine bıçak alması neden bu kadar inanılmaz?
Aynı televizyonu izlemiyor muyuz, aynı sokaklardan geçmiyor muyuz bu çocuklarla? Yapabildiklerini yapmaktan niye kaçınsınlar? Çocuklar "melek" olduğu için mi? Yetişkinler olarak, koşulsuz bir itaat beklentisiyle sindirilmiş çocuklar üzerinde uygulanan şiddetin, yani yetişkinlerin tekelindeki şiddetin patlak verişidir bugün yaşadıklarımız. Bu, ikiii!

Düşünmesin de öldürsün!
Bu çocuklar, tek tek eline bıçak alanlar değil, şu anda Türkiye'de on sekiz yaşının altında olanlar, düşünmesin, kafası çalışmasın, "solcu-molcu" olmasın diye az mı karnını çatlattı muktedirler.
Alın işte size "zararsız" çocuklar! Allah'a şükürler olsun, solcu-molcu olmadılar. Herhangi bir ideolojileri yok. Bu dünyada hiçbir şeyi değiştiremeyeceklerine, "sakın ha!" fazla soru sormamaya iyice ikna edildiler.
Mutsuz hallerini gördükleri anne ve babaları gibi olmaktan başka seçenekleri olmadığına, hayatın bu olduğuna, değiştirilirse insanın "anarşik" olacağına inandırıldılar.
Soru sormaları değil, sorulan sorulara seçenekler arasından bir cevap vermeleri gerekiyordu zaten.
O deli kan nereye akacak peki? İnsanoğlunun yaratıcı enerjisini bu derece engellerseniz sonunda böyle işte kendi kendini imha eden, deli, kırıcı, dövücü bir karanlığa dönüşür "delikanlılık". "İki lafın arası aşk acısı" olunca bu memlekette ve başka her şey ayıp ilan edilirse çocuklara, sonunda "kız meselesinden" çıkar öfke. Bu da üüüç!
Arkadaşını öldürenin değil ama ben hâlâ gençlerin tarafındayım! Çünkü bu işin, onlar konuşmadan, yetişkinler tarafından onlar adına çözülemeyeceği kanısındayım.

ecetem@hotmail.com








Taha AKYOL
Kürtler ayrılırsa!
DİYARBAKIR'DAN telefonlar aldım; işadamları "...
Çetin ALTAN
Yalancı dolma
İç yapısı kuşüzümlü, çamfıstıklı, pirinçli ol...
Melih AŞIK
Umre yolunda...
Herkesin bildiği bir öykü vardır. Eski başbak...
Fikret BİLA
Güneydoğu'da ikili devlet görüntüsü
Diyarbakır'da ve Batman'da yaşanan olaylar ba...
Hasan CEMAL
Hamas'la mücadele stratejisi henüz yok!
Filistin'de seçimleri kazanan Hamas'ın derdi ...
Güneri CIVAOĞLU
Sivil itaatsizlik
Bir soru:
Abbas GÜÇLÜ
AB, gazeteciler ve gençlik
14. AB-Gazeteciler Konferansı dün İstanbul'da...
Hurşit GÜNEŞ
Ne kadar çıkabilirler?
ABD Merkez Bankası FED'in faiz artırımı sık s...
Sami KOHEN
Darfur'da olan ne?
TÜRK kamuoyu Darfur'un adını duymuş da olsa, ...
Metin MÜNİR
Citigroup Finansbank'ı alır mı?
Dünyanın en büyük bankası Citigroup'un CEO'su...
Faik ÖZTRAK
Piyasaları test etmenin riski
Hükümetin izlediği iktisat politikalarını ele...
Hasan PULUR
Şemdinli, Diyarbakır ve uykudakiler...
BAZI olaylar oldukları yerlerle anılır.
Erdoğan SAĞLAM
Ücretlide orta ve üst grubun vergisi artıyor
Gelir Vergisi'nde beş olan dilim sayısı dörde...
Derya SAZAK
ETA örneği
İspanya'da ETA'nın teröre son verme kararını ...
Meral TAMER
Talih kuşu, bu kez klasik müzik severlere kondu
Sadece şirketler, fabrikalar el değiştirmez y...
Ece TEMELKURAN
'Kız meselesi'!
Başlangıçta böyle değildi; insanoğlu, bugünkü...
Güngör URAS
Marka olmak kolay değil
Marka olmak her üretici için önemli ama, ihra...
M. Ali BİRAND
PKK, çok tehlikeli bir oyun oynuyor
GÜNEYDOĞU'DA birkaç gündür yaşananların "gelm...

© 2006 Milliyet