Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 05 Nisan 2006 / Çarşamba  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Duvar


'Detoks' merkezleri açılıyor durmadan. Üst ve üst-orta sınıf, bağırsaklarına kadar yıkatıyor kendini. Lavmanlarla söküp çıkarılıyor gövdenin pisliği. Kendilerinde hiç "pislik" kalmayana, gıcır gıcır olana kadar temizleniyorlar dünyadan.
Yeterli parası olanlar, artık hiçbir surette dünyanın kirine pasına değmeden, hayata bulaşmadan yaşamak istiyor. Giderek daha fena kirleniyor ve deliriyor dünya, bunu görüyorlar beyaz camdan ve kendilerini koruyabilecekleri noktaya kadar korumak, kiri ötelemek istiyorlar.
Büyük şehirlerde, "nezih muhitlerde" dönerli, dikenli tellerle çevrelenmeye başladı siteler ve müstakil evler. Üst üste, birkaç kez döndürülmüş, farklı türlerde teller ve dikenler, içeride, korkunun ikide bir canlandığını anlatıyor bakana, korku canlandıkça evlerin bir kez daha tellendiğini anlatıyor.
"Kirin" bir kez evlerine girmeye karar verdiğinde, ne telin ne de dikenin onları durduramayacağını bilmenin korkusu bu. Ne kadar lavmanlanmış olsalar da içeride, ne kadar çok tel çevirse de evlerini, biliyorlar: Barbarlar çoğalarak yaklaşıyor kendilerine.
Bir beyaz camla kendilerinden ayırdıkları dünyayı izliyorlar çünkü. "Kirli ötede, ben sitede" hayat, sınırları daralan bir büyük "panik odasına" dönüşüyor. İnsanlar belki de bu panik odalarında delirmemek için hızla koşup arabalarına, "istinat duvarlarıyla" İstanbul'a tutturulmuş ve "body guard"larla korunan eğlence mekânlarına atıyor kendini. Manalıdır çok, Boğaz kıyısında eğlenenlerin yüzü denize, sırtı İstanbul'a dönük oluyor...

Taş olursun!
Önceki sabah, martılar sabah çığlık attığında bu kez gerçekten de karanlık bir haber veriyorlardı Boğaz'dan. Sabahın altısında bir aile, bir "eğlence mabedinin" istinat duvarının altında kalmıştı. Arvasi ailesi bir kulübede yaşayarak kapıcılık yapıyordu. İstanbul'un insanın nasıl kafasını kopardığını iyi bilen bir aileydi Arvasiler. Çünkü altı yıl önce kızları Zehra hastanede yanlış iğne yüzünden, bir yıl sonra Zeynep de yiyecek zehirlenmesinden ölmüştü. Geriye bir tek beş yaşındaki İbrahim kalmıştı. Bu kez İstanbul, hepsini birden aldı. Anne Neslihan, baba İrfan ve oğul İbrahim bir sabah, genişleyen panik odası eğlencesine daha çok yer açılsın diye yapılan kaçak istinat duvarının altında kalarak öldü.
Bu sistemin traji-komedisi bir kez daha oynandı ve gözaltına alınanlar inşaatta çalışan dört işçi oldu. Bir aile, geride hiçbir iz bırakmadan "yoksulluk şehidi" oldu.
O eğlence mekânında yas ilan ederler mi acaba şimdi? Kaç gün yas ilan etmek lazım gelir bir eğlence mabedinde kaydı tutulmayacak yoksul ölüler için? Acaba, tıpkı yollar ve köprüler yapılırken ölen işçilerin adlarını yazdıkları gibi kayalara, o duvara da Arvasi ailesinin isimlerini yazsalar eğlenmeye gelenlerin "asabı bozulur" mu? Yoksa tellerle çevrelenmiş, lavmanlarla detokslanmış, bodyguard'larla korunan hayat, eğlenenlere "Arkana bakma, taş olursun" mu diyor?
Yüzünü denizin boşluğuna dönenler, sırtlarını dayadıkları, sırtlarını döndükleri İstanbul'a, bu bela şehrin acımasız eşitsizliğine bir baksalar gerçekten de taş olurlar mı? Olmazlar mı yoksa?

İstinat: Yaslanmak
Başkan Topbaş, "Kaçak-göçek iş yapmayın. İstanbul kuralları olan bir şehirdir" diyordu. İstanbul'un kuralları!..
İstinat, yaslanmak demektir. Ayrıcalıklıların dev eğlence mabetleri de aslında binlerce küçük, yoksul kulübesine yaslanır, dayanır. Bazen küçük kulübe, yükü kaldıramaz olur, kendine yaslananın altında... Bilin bakalım, çocuklarını haksızlığa ve eşitsizliğe "şehit" vermiş bir anneyi hangi dikenli tel durdurur?

ecetem@hotmail.com








Taha AKYOL
Fransa ve Türkiye
BU haftaki The Economist dergisinin kapağında...
Çetin ALTAN
Çözümlenemeyen sorunlar, genel bir çözülmeyi hazırlar
Hızlanan bir değişime ayak uydurmak kolay değ...
Melih AŞIK
Önce terör bitsin
Başbakan Erdoğan, dünkü grup konuşmasında doğ...
Fikret BİLA
Irak uzmanı diplomatlarla İran toplantısı
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, gazetelerin An...
Hasan CEMAL
Sansür, sürgün!
Ankara'daki sivil-asker iktidar odakları, öyl...
Güneri CIVAOĞLU
Damardan Hamas
DTP Eşbaşkan Yardımcısı Hasip Kaplan ile ABD ...
Abbas GÜÇLÜ
Kabataş 100. Yıl Üniversitesi
Türkiye'nin en köklü öğretim kurumlarından bi...
Hurşit GÜNEŞ
Kimi fobilerden artık kurtulmalıyız
Son otuz yıldır Türk ekonomisi kronik biçimde...
Nail GÜRELİ
Sermayeden totalitarizme çağrı
Diktatörler kendi kendine ortaya çıkmıyor, on...
Sami KOHEN
Dış politikada "sapma" mı var?
YABANCI diplomat ve analistlerin kafası karış...
Metin MÜNİR
Erdemir'deki "kıyım"ın bir başka açıklaması
Ereğli Demir Çelik'i özelleştirmeden satın al...
Hasan PULUR
Türk'ün Türk'ten şikâyeti...
İNSAN yurtdışında, hele uzun süre kalmışsa, m...
Tuba AKYOL
Malumatfu(h)uş
Çocuklar televizyonda gördükleri şeyleri fark...
Meral TAMER
Özyeğin'le 80'li yıllara bir yolculuk
Hüsnü Özyeğin, Erol Aksoy, İbrahim Betil...
Ece TEMELKURAN
Duvar
'Detoks' merkezleri açılıyor durmadan. Üst ve...
Osman ULAGAY
Zordaki ABD zordaki AKP'ye karşı
Son haftalarda Washington'u ziyaret eden, gör...
Güngör URAS
Yüz yıl sonra İstanbul'da bir Yunan bankası
Yunan bankaları yüz yıl önce de İstanbul'da ş...
M. Ali BİRAND
Hüsnü dev bir adım attı...
Finansbank'ın, yüzde 46'sının Yunan Milli Ban...

© 2006 Milliyet