|
 |
|
|
Nasıl spor yazayım!
Birileri 23 yıllık PKK kâbusunu hortlatmak için düğmeye basmışken insanın içinden gelmiyor spor yazmak. Dile kolay; 23 yıl... Eruh ve Şemdinli baskınlarını gazeteden okuduğumda daha mesleğin çıraklığında ve ömrümün ortasındaydım. Kan gövdeyi götürdüğü 1995'te ise Güneydoğu'da...
Defalarca gittim, aylarca kaldım. Öyle, havaalanından otele, otelden stadyuma değil; köyüne mezrasına kadar.
Çobanın bazlamasına ortak oldum, korucunun "keleş"ini denedim, Zap Suyu'nun kenarında örgüt militanlarının tuzağından kıl payı kurtuldum.
Omzunda otomatik silahla ders veren İstanbullu idealist öğretmenler de gördüm, "bir kilo toz bir otobos" fırsatçılığıyla ellerini ovuşturan sütü bozuk bölge insanı da.
Bingöl Yolçatı'nda 33 silahsız erin kurşuna dizildiği yere saygımı bıraktım, Hakkari Çukurca'da haybeden taranan evlere taziyelerimi.
Cizre-Şırnak arasındaki Kasrık boğazında demli çay da içtim, örgüt elinde olduğu devirde üzerinden Skorsky'le de geçtim.
İnsanlarını tanıdım.
Bazen göz yaşlarımı tutamadım hallerine.
Bazen hiç acımadım çocuk katillerine.
Şehitler, gaziler, kimi vicdansız kimi kandırılmış teröristler... Ve fillerin ayakları altında ezilen taze çimenler... Gözleri fersiz, ihtiyar bakan bebelerden gözlerimi kaçırdım.
Orayı iyi öğrendim; öğrenmez olaydım.
Orayı ve terörlü halleri bilirken, şimdi nasıl spor yazayım.
* * *
Ama perde açılıyor!.. Oyun sürüyor her şeye rağmen.
Birileri 24 yıllık kâbusu hortlatmaya çalışırken ve topa değmemiş küçük eller Güneydoğu sokaklarında polise taş atarken, biz çaresiz bir şekilde alkışlamaya hazırlanıyoruz gelecek şampiyonu.
Apolitik burger-blucin gençliği bu "özverimizi" bile takdir etmiyor.
"Niye Fenerbahçe'yi az yazdın", "Niye Galatasaray aleyhine davrandın"...
Yahu Güneydoğu'da yangın var. Çok geçmez, senin mahallene kadar uzar ateşi!
"Boşver, Alex mi iyi, Sergen mi"...
Fesupanallah... İkisi de.
"Hangi kulübün daha çok borcu var"
Benim yok.
Lakin dağ gibi derdim var.
Kardeşim, yaşıtlarınız ölmeye-öldürmeye hazırlanıyorlar orada. O çok sevdiğin maç var ya... O da oynanamıyor artık Diyarbakır'da.
Öbür oyun sürüyor. Türkiye şampiyonunu beklediği şu günlerde, terörde "süre" ve "maktul" rekorlarını alt üst etmeye gebe.
Seni ırgalamıyorsa, bari bizi bırak kendi halimize.
* * *
Akacak kan damarda durmuyor. Çatışma her yerde...
Şunun şurasında Galatasaray ve Fenerbahçe bile asırlık dostluk palavraları arkasında kavga ediyor.
Yetmiyor, Galatasaray'ı ve Fenerbahçe'yi tutan "tarafsız basın" canlı yayınlarda birbirine giriyor.
En azından Güneydoğu'nun sporunu yazmaya karar verdim sonunda... Daha doğrusu sporsuzluğunu.
Ve Güneydoğu - spor denklemindeki büyük açmazı.
Yürürlüğe girmesine günler, bilemediniz haftalar kalan kanuna göre Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü yerini bir Spor Kurulu'na bırakacak ve tüm ülkeye yayılmış tesisleri yerel yönetimlere devredilecek.
Yaşasın liberalizm... Biraz daha küçülecek böylece Devlet.
Devlet küçülecek de; büyüyecek olan kim?
Acaba o stadları, salonları, pistleri, sahaları değerlendirecek, orada yetenekli gençler yetiştirecek bilgi beceri ve "niyet"e sahip mi Güneydoğu belediyeleri?
* * *
Mesela basın toplantısında "Birkaç Türkçe kelime etseniz" diyen gazeteciye "Geç Türkçe'yi" yanıtıyla gündeme geldiği için ve yedi senede iki röportaj yaparak kendisini yakından tanıdığım için Mardin Kızıltepe Belediye Başkanı Sihan Sincar'ı örnek alalım:
Onun kadar kişilikli ve irade sahibi bir kadına az rastladım. Lakin, 1993 yılında DEP milletvekiliyken Batman'da sokak ortasında öldürülen eşi Mehmet Sincar'ın "yarım bıraktıklarını tamamlamak için" siyasete atılan ve bir zamanlar Leyla Zana'nın alternatifi olarak bakılan bu hanımefendi, "doğal olarak" spordan uzaktır. Doğal olarak bazı "misyonları" vardır.
Hep barıştan söz eder, ama, bölgeyi kan gölüne çeviren örgütün yanlış yaptığını asla söyletemedim ona ben.
Zaten belediye gelirleri, belediye hizmetlerine yetmemektedir. Spora ayıracak ne bilgi mevcuttur Kızıltepe'de, ne para, ne gönül...
Türkiye'nin en güzel salonlarından birinin de içinde bulunduğu tesislerin anahtarı kendisine verildiğinde, Sihan Sincar'ın bölge sporuna ne gibi katkıları olacağını tahmin etmek kolaydır.
* * *
Veya Diyarbakır... GSGM tesisleri Diyarbakır Belediyesi'ne devredildiğinde, Belediye Başkanı Osman Baydemir tarafından Ziya Gökalp Salonu'na "14 şehit" adı verilmeyeceğini kim garanti edebilir?
Atatürk Stadı zordur ama, atış poligonu "gazi" teröristlerin rehabilitasyon merkezi yapılabilir.
Zavallı Güneydoğu... Bir iki yıllık huzur bile çok görülen zavallı gençler.
Ve zavallı yöneticiler...
Gençlere ulaşamadan bölge sporunu Diyarbakırspor'a koltuk çıkmakla kalkındıracağını sanan at gözlüklüler.
* * *
On sene önce "spor" sorunca "deli galiba" bakışıyla yanıtlayan Doğu ve Güneydoğu insanı açlık ve göçten başka şey konuşmuyordu.
En büyük spor, izli mermileri savuşturmak ve eylem yerinden hızla uzaklaşmaktı.
Sonra silahlar sustu. Biraz belleri doğrulur gibi oldu.
Diyarbakır'da voleybol, Şırnak'ta basket, Batman'da atletizm... Siirtli folklorcular dünya çapında dereceler almaya başladı. Bitlis'e yeni kayak takımları gitti, Bingöl kayak merkezini yeniledi. Mardin her branşta yükseldi.
Ve bugün, sil baştan...
Çocuklar sokakta. Büyükler dağda.
Bundan sonra o bölgede spor mu?
"Geçiniz sporu".
eguven@milliyet.com.tr
|
|
|

|