|
 |
|
|
Çocuklar Diyarbakır olaylarını bir macera filmi gibi anlattı:
Bi su fışkırttılar adam bi metre uçtu
'Okuldan çıkınca birkaç tane de ben attım. Su fışkırtınca korkup kaçtım. Zaten çocuklar polise atmıyordu taşı, panzere atıyorlardı. Taş atınca, polis de bize çatal lastikle (sapanla) karşılık verdi...' "Polis bağırıyordu 'Çocuklarınız dışarıda, siz içeridesiniz. Erkekseniz çıkın sizinle çatışalım' diye." Büyükler içeride miydi peki? Çocukları dışarı mı saldılar? Bu soruyu sorunca çocuklar suspus...
Şiddet kavşağında çoçuklar - 2
Ece Temelkuran'ın Diyarbakır izlenimleri
Fotoğraflar: Yurttaş Tümer
Bazalttan adamlar, bakır telden çocuklar
Ölümü, can çekişenleri, dayağı, kar maskeli adamları... Bazen öyle şeyleri gülerek anlattı ki çocuklar, görseniz, onların anormal olduğunu düşünebilirdiniz. Ama hatırlamalısınız, panzer sözcüğünü doğduğundan beri bilen çocukların hikâyesi bu.
Şiddetin sonuna kadar normalleştiği, ölümün gündelikleştiği bir tarihin küçükleri onlar; doğdukları toprağın kaderi omurgalarına hakkedilmiş. Onlar, anormal koşullardaki normal çocuklar; başa çıkan çocuklar.
Bu çocuklar, ölümü bile şakayla katlanılır hale getirmeyi daha konuşmaya başlarken öğreniyorlar. Ve çekirdek çitlerken, iki taraf arasında yapayalnız kaldıkları o anları lafları değiştirerek geçiştiriyorlar. Kederden ölmemek için gülüp, düşmemek için birbirlerine tutunuyorlar. Yaşadıkları korku imparatorluğunda taşları aslında korkularına attılar.
Diyarbakır'da bütün örgütlerden ayrı bir çocuk örgütü var, bakışlarıyla anlaşıyorlar ve aslında büyüklere karşı kendilerini korumayı öğreniyorlar. Sıkış tepiş evlerde duramadıkları için hep sokakta, dünyanın sonuna benzeyen varoşlarda, bazalt taşı gibi sert adamlar arasında, bütün bu gürültünün arasında, söyledikleri ve hayalleriyle insanın kalbinden bakır bir tel gibi geçiyorlar...
***
"Peki Terörle Mücadele timiyle polisin farkı ne? Farkını sen nasıl biliyorsun?"
Dalga mı geçiyorum diye yüzümde bir alay izi aradı. Etrafındakilere baktı emin olmak için.
"Panzer sözcüğünü kaç yaşından beri biliyorsun?"
Ciddi olduğumu anlayınca düşündü. Panzer sözcüğünü...
"Hep biliyordum ki!"
Hayat Bilgisi dersinin birinci ünitesi gibi, en iyi bildiği dersi anlatır gibi anlattı sonra gaz kapsüllerinin çapının kaç santim olduğunu, mahalle aralarına girilebildiği için "akrep" adlı küçük, silahlı aracın tercih edildiğini, kar maskeli özel timcilerin üçüncü gün bütün sokak aralarına girdiğini. Daha dokuz yaşındaydı ve bütün bunları bilmek zorunda olmadığını hiç bilmiyordu.
Avucundaki çekirdeklerin yarısını bana verdi. Çocuk teriyle nemlenmiş çekirdekleri çitlerken o günü, sinemada gördüğü bir macera filmini anlatır gibi anlattı:
'Birkaç tane attım'
"Okuldan çıkınca birkaç tane de ben attım. (Gülüşmeler. Arkadaşlarının 'sus' dürtüklemesi) Ama su fışkırtınca korkup kaçtım. Zaten çocuklar polise atmıyordu taşı, panzere atıyorlardı."
Sonra?
"Sonra işte... Abla, adamın birine bi su fışkırttılar, adam bir metre uçtu. Böyle..."
Taklidini yapıyor. Diğer çocuklar gülüyor.
'Baktım eğlence var'
Bir başkası çekirdek çıtırtısı arasında:
"Valla ben öylesine attım. Herkes atıyordu. Okuldan çıkınca baktım eğlence var, ben de attım."
"Öyle demesene o'lum. 'Apo için attım' desene."
Tartışma başlıyor çekirdekler arasında. Sonra aralarından iki "kanka" 12 ile 13 yaşında iki cin gibi oğlan başka bir hikâye anlatıyor, "Siz ne yapıyordunuz?" deyince:
"Ben top oynuyordum" diyor biri.
"Hadi len!" diye dalga geçiyor öteki, "Eylemde top mu oynanır?"
"İyi be... Gösterideydim işte. Ama birinci gün attım taş. İkinci gün meraktan gittim. Abla, valla ikinci gün bir şey yapmadım ama polis beni aldı yine de. Dört saat Çarşı Karakolu'nda kaldım. Feci dayak yedik orda. Bi tane çocuk vardı, polise yalvarıyordu. Böyle yalvarıyordu... (Taklidini yapıyor yüzüyle. Gülüşmeler) Benim de kafama vurdular, bi saat deli oldum gibi oldu. Bayılmışım orda."
Sonra?
"Sonra beni dayım almaya geldi."
"Annen baban?"
"Yok onlar gelmedi. Köydeler. Cumaya düğün için gelecekler."
Duruyorum. "Yani seni almaya gelmediler, ama düğüne gelecekler, öyle mi?"
Bunda bir tuhaflık olduğunu belki ilk o zaman anlıyor. Ama annesine toz kondurmak da istemiyor, o yaşta bütün bu travmayı şakaya vuruyor:
"Ne var ki? Bi şey olmadı ki. Dayağımızı yedik çıktık."
Anlattı mı peki annesine babasına olanları?
"Yok. Deli misin? Bir de babamdan mı fırça yiyeyim?"
Cevaplanmayan soru
"Ama sen zaten dayak yemişsin..." diyecek oluyorum, bir başkası arkadaşının dara düştüğünü hemen anlayıp değiştiriyor lafı:
"Polis bağırıyordu 'Çocuklarınız dışarıda, siz içeridesiniz. Erkekseniz çıkın sizinle çatışalım' diye."
Büyükler içeride miydi peki? Çocukları dışarı mı saldılar?
Çekirdek çitlerken bir yandan, bir yandan da göz temasıyla, sessizce ve müthiş hızlı iletişim kurdular birbirleriyle. O anda işte bu konuda cevap verilmemesi gerektiğine karar verdiler. Profesyonel bir biçimde değiştirdiler lafı...
"Zaten ben de annemlerin yanına gideceğim. Köye."
Köy ve özlemler
Köy denince hepsi, konuşma boyunca çekirdek çitlemeyi bıraktılar. İlk kez çocuk gibi baktılar, sesleri inceldi birden.
"Burada insanın canı sıkılıyor, köyde hiç sıkılmaz. Burada hiçbir şey yok, aç kalıyorsun. Orada bademler var, erikler var, koyunlar var..."
Hayal listesi uzuyor. Hepsi bir şey ekliyor, köpekleri söylüyor biri, diğeri elmaları, öteki buzağıları, beriki geniş toprakları... Ve o zaman belli oluyor yüzlerinden. Şehre sürgün çocukların, yoksulluğun, panzer sözcüğünü kendini bildi bileli bilen çocukların, gözaltına alınınca annesi babası gelmeyen çocukların, hem çalışıp hem okuyan ve yine de aç kalan çocukların, şehre sığamayan, taş atmayı eğlence sayan ve kendilerinin çocuk olduğunu bilmeyen çocukların eylemiydi yaşanan.
Sanki büyüklerle küçükler arasındaki bir "mahalle savaşı" gibi anlatıyorlar olanları. Büyüklerin sözcükleri geçse de bu, onlar için hâlâ bir "çocuk hikâyesi".
'Çocuğa PKK bayrağını doladılar'
'Bir adam PKK bayrağını kendine dolamıştı. Özel timi görünce bayrağı çocuğa doladı. 'Ona bir şey yapamazlar' dedi. Ama yaptılar.'
"Onun işi var. Konuşamaz tamam mı?"
Kolundan çekip götürüyor arkadaşını. On üç, en fazla on dört yaşında ikisi de. "Biz... Olaylar... Çocuklar..." diyecek oluyorum, dövecek gibi bakıyor yüzüme, suçluymuşum, karşı taraftanmışım gibi. Giderken arkadaşına soruyor:
"Ne anlattın?"
"Abi, Milliyet'tenmişler de şu kupon meselesini sordum. Elektronik sözlük veriyorlar ya."
Gülerek vuruyor diğeri kafasına, kayboluyorlar mahalle arasında.
Varoş çocukları kilitli, konuşmuyorlar. Çünkü polis, olayların ikinci gününden itibaren gazete ve televizyon görüntülerinden tespit edip almış çocukları içeri. O yüzden çocuklar basına kilitli. "Resmi görüşler" elbette herkese açık ama hakikatler...
'Adamın kafası yarıldı'
Üç kız, üçü de on iki yaşında, bahar gibi geliyorlar yanıma. Uzağa, Şeyh Şamil Mahallesi'nin boş arsalarından birine gidiyoruz ve dua gibi aralıksız konuşuyorlar:
"Gaz kapsülü bir adamın kafasına geldi. Abla, tam senin durduğun yerdeydi işte. Can çekişti saatlerce. Kafası yarıldı."
Üçü de dakika dakika izlemişler ölümü ve normal bir şeymiş gibi anlatıyorlar. "Büyükler çocukları sokağa mı sürdü gerçekten de?" diye soruyorum:
"Öyle değil de, yani çocukları alamadılar içeri."
'Bu ne zaman çözülür?'
Diğeri başka bir ayrıntı veriyor:
"Ama ben gördüm, bir adam PKK bayrağını kendine dolamıştı. Sonra özel timi görünce bayrağı çocuğa doladı. Bir kadın ona 'Ne yapıyorsun?' deyince, o da 'Ona bir şey yapamazlar' diye bağırdı."
Ama yaptılar.
Susuyorlar.
"Biz de o yüzden taş attık" diyor biri, "Çocukları çok dövdüler."
Niye taş attın?
"Onlar da bize Kürt'üz diye küfür atmasın. Niye bize küfür atıyorlar ki? Biz onlara ne yaptık?"
Bir anne adaletiyle bağlıyorlar lafı:
"Göstericiler de çok taş attı ama. Onlar da haksız."
YARIN
Varoşta hayat: 'Bu trafoyu elleşen namussuzdur, şerefsizdir!'Sivil polis: Bizim çocukların da psikolojisi bozuk.
ecetem@hotmail.com
|
|
|


 | Taha AKYOL | | Silah ve Kürtler SAYGI duyduğum bir Kürt aydını olan Tarık Ziy... | |  | Melih AŞIK | | Esas kahraman... Abdi İpekçi cinayetinin kilit isimlerinden Or... | |  | Fikret BİLA | | Sinop'taki variller kansere yol açtı mı? Tuzla'da ortaya çıkan zehirli atık varilleri,... | |  | Hasan CEMAL | | Tuzak! Türkiye'de eşi türbanlı biri cumhurbaşkanı ol... | |  | Güneri CIVAOĞLU | | Ajanda AKP yönetiminin "gizli anayasası" bir "iddiad... | |  | Can Dündar | | Şehir kimi sever? Duvarlarda dev reklam panolarında iddialı bir... | |  | Abbas GÜÇLÜ | | Köy Enstitüleri hiç unutulur mu? 17 Nisan'larda aklıma hep Köy Enstitüleri gel... | |  | Hurşit GÜNEŞ | | 2005'te büyümeyi inşaat da sürükledi Milli gelir verileri ya da büyüme açıklandığı... | |  | Sami KOHEN | | Avrupa'yı örnek alırsak... NEW York Times gazetesinin araştırması, terör... | |  | Derya SAZAK | | Seçim ittifakı Newsweek dergisinin Başbakan Erdoğan'da gözle... | |  | Meral TAMER | | Çamaşırlarını yıkarsam, Türkçe öğrenir misin? Milliyet'in, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği... | |  | Ece TEMELKURAN | | Bi su fışkırttılar adam bi metre uçtu Ölümü, can çekişenleri, dayağı, kar maskeli a... | |  | Güngör URAS | | Ticaret Kanunu değişiyor ABD'de ticaret kanunları, halka açık şirketle... | |  | Serpil YILMAZ | | Cıngıllı mı pes ettirdi, hukuk mu? Demirbank'ın İngiliz bankası HSBC'ye satılmas... | |  |  | M. Ali BİRAND | | İran olayı, başımıza çok sorun açacak... Yanıbaşımızda gelişen bir olayı yeterince cid... | |
|
|