
|
|
|
 |
|
|
'Filmin en gerilimli sahnesinde güldük'
Cannes Film Festivali'nin açılış filmi Da Vinci Şifresi hayal kırıklığı yarattı. Bir video oyunundan öteye geçemeyen filmin sürpriz ve gerilim yaratması gereken en kilit sahnesi bile salonda gülüşmelere yol açtı
Alin Taşçıyan
59'uncu Cannes Film Festivali yılın beklenen gişe filmlerinden "Da Vinci Şifresi" ile açıldı. Ancak filmin talihinin eleştirmenlerden yana açık olduğunu söyleyemeyeceğiz. 16 Mayıs Salı akşamı önce basına gösterilen 2.5 saatlik film, genel olarak bir hayal kırıklığına neden oldu; filmin sürpriz ve gerilim yaratması gereken kilit sahnesi salonda gülüşmelere yol açtı. İtiraf etmeliyim ki, kendini tutamayıp gülenler arasında ben de vardım!
"Da Vinci Şifresi" bu hafta bütün dünyayla aynı anda ülkemizde de gösterime giriyor. Filmin yüksek gişe hasılatı elde edip edemeyeceği ve Martin Scorcese'nin Kazancakis'ten uyarladığı "Günaha Son Çağrı" gibi protestolara neden olup olmayacağı merakla bekleniyor.
Eldeki hazır aksiyondan kullanmış
Dan Brown'ın başka yazar ve araştırmacılarca da ileri sürülen İsa'nın Mecdelli Meryem ile tensel ilişki kurduğu, hatta evlendiği iddialarını bugüne uzanan bir gizli tarikatlar savaşı halinde kurguladığı "Da Vinci Şifresi" adlı kitap, dünya çapında yaklaşık 40 milyon adet sattı. İsa'nın Mecdelli Meryem'den bir çocuğunun olduğu ve soyunun bugüne dek geldiği, bu durumun tarikatlararası kanlı bir mücadeleye yol açtığı kurgusu bir solukta okunuyor ancak film hiç de öyle değil. Ron Howard, Jean Jacques Annaud'nun "Gülün Adı" gibi felsefi bir romandan polisiye gerilim çıkarmaktaki becerisini gösterememiş. Elinde hazır bulunan aksiyon ve entrika malzemesiyle heyecan yaratamıyor.
'Hesapta eleştiriyor'
Louvre Müzesi'nde işlenen bir cinayetle başlayan film, neredeyse hiç es vermeden bir takibe, bol bol semiyoloji, kriptoloji ve tarihi komplo teorisine argo deyişle "bodoslama dalıyor". Kilisenin otoritesi ve ataerkil düzenin devamının birbirine bağlı olduğunu vurgulayıp kadına alternatif bir kutsallık atfediyor. İsa'nın birlikte olduğu, onu tamamlayan, soyunun, kanının devamını sağlayan kişi olarak kadını farklı yönden kutsallaştırarak, erkek egemen dini örgütlenmeyi hesapta eleştiriyor. Ancak böylesi bir eleştiri için gereken felsefi zemin ve feminist bakış açısına sahip değil.
Sonuçta aynı dili konuşuyor ve bu bağlamda aslında Vatikan'ı neden sinirlendirdiğini anlamak da mümkün değil. Opus Dei misali tarikatların kilisenin en üst düzeyine dek sızmış olması da pek o kadar sansasyonel sayılmaz. Kitabın ve filmin en büyük sırrının Mecdelli Meryem'in lahidinin dünyanın en göz önünde yerlerinden birinde bulunması da öyle!
Din ve gizem sosu
Sonuçta film, bir video oyunundan öteye geçmiyor. Bir tür fantastik labirentin içinde bilmeceler, şifreler çözerek, kötü adamlarla dövüşerek, kaçıp saklanarak çıkış yolunu arayan biri kadın, biri erkek iki karakterin macerasını izliyoruz. Din ve gizem ise sadece sosu bu öykünün...
Filmin bütün öğelerine sinen tekdüzelik, kalıplaşmış ifadeler ise bir tek Sir Ian McKellen'ın ihtiraslı kötü adam karakteri sayesinde kırılıyor. Filme biraz olsun heyecan, hareket katan tek şey onun yorumu.
|
|
|


|
|