|
Fanatik şiddetin son aşaması, Danıştay baskını...
29 yaşında İstanbul Barosu'na kayıtlı bir avukat; Danıştay 2. Dairesi'nin, 3 ay önce hanım bir öğretmenin anaokulu müdürlüğüne atanma kararını, türbanlı olduğu gerekçesiyle iptal etmesine karşı; nedense önceki gün zaptedemediği bir öfke ile, "Ben Allah'ın askeriyim" diye Danıştay'da 2. Daire Başkan ve üyelerinin toplantı halinde bulunduğu salonu basıyor ve tabancayla yargıçları tarayarak 11 kurşun sıkıyor.
Ve hayatını kaybeden 64 yaşındaki Yargıç Mustafa Yücel Özbilgin ile yaralanan 4 yargıç; Ayfer Özdemir, Ayla Günenç, Ahmet Çobanoğlu, Mustafa Birden...
***
Güncel üzüntü, kaygı ve tepkileri çok aşan, tarihsel bir anomalinin son karesidir Danıştay baskını.
Tarihsel bir anomalinin, diyorum; çünkü babam da, ilkgençliğinde şeriatçı neferlerin 1909'da ayaklanmasıyla, "asri -çağdaş- görünümlü mekteplilere" sıkılan kurşunları ve 1913'te de İttihatçıların Babıâli Baskını'nı yaşamıştı.
Bendeniz de, tam 80'ine basacağım günlerde Ankara'daki Danıştay baskınını yaşıyordum Köyceğiz'de...
Kıpkırmızı sardunya göbeklerinin, rengârenk petunyaların, bahçe kapılarından taşan güllerin ve damlara tırmanmış begonvillerin; oğlaklı inekli pastoral dünyasında, sessiz sakin göl kıyılarındaki huzurdan nasiplenmeye çalışırken, birden yüreğim buruştu...
***
Danıştay 2. Dairesi'nin, türbanlı öğretmenin anaokulu müdürlüğüne atanmasını iptal etmesine, kimler karşı çıkmamıştı ki?
Danıştay'daki yargıçlar da ölümle tehdit edilmeye başlanmıştı. Ama Danıştay, ne BMM, ne de Başbakanlık düzeyinde bir koruma altına alınmıştı.
***
Türban konusunda Danıştay'ın kararından yana çıkan Gümüşhane Baro Başkanı'nın öldürülmesi, Cumhuriyet gazetesine atılan bombalar, Metin Uca'nın falçatayla uğradığı saldırı...
Ta 1730 Patrona Halil başkaldırısından bu yana, neden bir türlü durulmuyordu ki, dinsel patentli öfkeler? Elbet çeşitli nedenleri olmalıydı bu sürekliliğin...
***
1966'da Yargıtay Başkanı olan İmran Öktem de, Yargıtay Yılı'nı açan konuşmasında, Nurculuğa karşı laikliği savunduğu için, büyük tepki almış; 1969'da hayattan ayrıldığında da, Ankara'daki Maltepe Camii'nde tabutu devrilmişti. Cemaatin öfke ortamında sıkışıp kalan İsmet Paşa'yı, tabancasını çekerek bir general kurtarmıştı.
***
Türkiye'nin iç siyaseti, alaturkayla alafrangalık, geleneksellikle çağdaşlık, dinsellikle laiklik ve özet olarak köylülükle kentlilik arasında tarihsel bir anomaliyi, belalı bir biçimde hâlâ sürdürüyordu.
"Cami" parfümlü siyaset ile "kışla" parfümlü siyaset arasındaki nasırlaşmış zıtlaşmayı, değişik amaçlar doğrultusunda kullanan bazı gizli eller de yok muydu acaba?
Hele hele Filistin'inden Irak'ına, İran'ın da Afganistan'ına kadar İslam ülkelerinde baş gösteren kanlı cadı tırnaklarıyla, hemen hepsinde Batı düşmanlığının köpürdüğü bir sırada...
Bir de buna, bizdeki Hazine'den geçinmeli takımın; neredeyse yüzyıldan bu yana Ermeni sorunundan Ege sorununa; Kürt sorunundan, Kıbrıs sorununa kadar hiçbir sorunu yeterince çözümlemediği ve bütün sorunların evrensel bir boyut kazandığı da eklenirse...
***
Şayet Türkiye'de de, gazete tirajlarının toplamı 5 milyon olacağına, 30 milyon olsaydı; ulusal gelir dağılımında da, nüfusun en dipteki yüzde 10'luk kesimi, en tepedeki yüzde 10'luk kesiminden yüzde 1700 oranında daha düşük paya mahkûm bulunmasaydı; ayrıca ülkenin sosyoekonomik yapısı da, hamasi nutuklarla yorganlanmasaydı; belki "türban-laiklik" zıtlaşması, Danıştay baskınına kadar vahşi bir ilkelliği güncelleştirmezdi.
***
Türkiye'nin evrensel kalitedeki bilimsel kadroları; gerginleşen siyasal polemiklere karşı, denge tutacak bir ağırlıkta değil...
İster atanmış, ister seçilmiş olsun; Hazine'den geçinmeli "makamlar"; objektif bir tarih, hukuk ve ekonomi bilincinin genişlemesiyle, saydam bir ortam yaratılmasının sürekli karşısında olmuşlar...
Ne oligarşik bir yapının, köylülüğün aşılamadığı bir toplumda yaratabileceği tepkiler açılmış tartışmaya; ne son 80 yılda yüz milyarlarca dolarlık savunma harcamalarıyla, özenilen bir kalkınmanın sağlanamayacağı...
"Görüntü çağdaşlığı"nın, neden gerçek bir çağdaşlığa dönüşemediği konusu ise; "onlar-biz" ayrımıyla, "Türk'e Türk propagandası"nın demagojik kazanlarında, kahramanlık dumanları çıkarta çıkarta eritilmiş.
***
Genel seçimler, erkene alınsa da, alınmasa da; şiddet eylemlerindeki azgınlaşma, doğrusu kaygılandırıyor bendenizi...
Uzay Çağı'nın hızlanan "küreselleşme" sürecinde; donanımsız gençlerin, kendilerine şiddet eylemlerinde bayraktarlık aramaları, nasıl mayna olur bilemiyorum.
Gönül, bin bir elin uzaktan yakından çektiği tuzaklı ağlar içinde genç kuşakların da, yine ziyan zebil olmasını istemiyor.
Genellikle yazı adamlarına kızılmış ve kalemlerinin kahredilmiş olduğu bir Şark bataklığında; şiddetin şiddet doğuracağını anlatmaya çalışmak da, pek bir işe yaramıyor ve evrensel bir diyalektiğin çarkları dönüp gidiyor.
c.altan@prizma.net.tr
|
|