|
 |
|
|
"Beyin uyuyarak değil, şaşırarak dinlenir"
Türklerin tatil anlayışının değişmesine katkıda bulunan gazeteci-gezgin Mehmet Yaşin: "Keşfetmeye yönelik tatil yapmayı öğrettik biraz. Türk insanı beynin uyuyarak değil de, şaşırarak dinleneceğini yeni keşfediyor"
fturkmenoglu@milliyet.com.tr
İki gezgin bir araya gelirse ne yapar? Tabii ki geziden konuşur! Ünlü gezgin, gazeteci ve Doğan Kitap Genel Müdürü Mehmet Yaşin, gittiği ve gidemediği ülkeleri, yeni çıkan kitabı "Yakınname"yi (Doğan Kitap) ve ailesini anlattı. Bu hafta "Gezmek Gerek" sayfasının konusu bir gezi değil; birçok yerle birlikte Mehmet Yaşin oldu...
"Ünlü gezgin Mehmet Yaşin"... Bu tanımlamayı taşımak ne kadar da zordur...
Her zaman eziliyorum. "Ünlü" sıfatı bana yapıştı, bunu taşıma gayreti de beni yoruyor. Bu sıfatı, aynı işi yapan insanlardan bir adım önde olmak şeklinde algılıyorum. Bu yüzden daha çok gayret sarf ediyorum. Daha çok malzeme topluyorum, daha çok okuyorum. Sadun Boro ve Hikmet Feridun Es kuşağından sonraki dönemde, sanırım medyada ilk gezginlerdenim. Belki o "ünlü" sıfatı da bu yüzden yapıştı.
Herkes 30-40 sene evvel gezen gazetecilerin çok sükseli olduklarını anlatır.
E tabii, o zamanlar dünyaya açılan çok pencere yoktu. Mesela ulaşılmaz yerlerdeki Türklerin öyküleri anlatılırdı. Sanırım insanların içindeki özlem canlanırdı. Avustralya, Amerika, Almanya'daki Türklerin yaşamları çok ilgi çekerdi. Hep sıfırdan başlayıp zengin olmuş insanların öyküleri... Biraz da güzel kızlar işin içine girdi mi; gazete 30 bin, 50 bin tiraj alırdı.
"Daima New York"
Sizin gezginliğiniz 1970'lerde başladı sanırım.
1969'da Dünya gazetesinde çalışmaya başladım, gezmeye de 1975'te. Aslında ben ilkokulda bile yakın semtlere gezmeye giderdim. Bu yüzden babamdan sert, acıtıcı ihtarlar da aldım! Yaşım ilerledikçe hinterlandımı genişlettim. Gazeteci olduktan sonra da her gelen davete gitmek için çaba sarf etmeye başladım. Gel zaman git zaman, bir gezi olduğu zaman yöneticilerin aklına benim ismim gelir oldu. 16 sene önce Türkiye'nin ilk gezi-keşif ve coğrafya dergisi olan Atlas'ı çıkarmaya başladım. Profesyonel gezginlik öyle başladı. Biliyor musun, Atlas'la birlikte Türk insanının tatil anlayışının değişmesinde biraz yardımım olduğunu düşünüyorum.
Nasıl?
Keşfetmeye yönelik tatil yapmayı öğrettik biraz. Şimdi bir sürü genç, yazın çıkabilecekleri tatillerin rotalarını soruyor. Sanki aşçıbaşıymışım gibi; "biraz deniz, biraz orman, bir tutam tarih"... Türk insanı beynin uyuyarak değil de, şaşırarak dinleneceğini yeni keşfediyor.
Gitmekten zevk aldığınız yerler...
Alaska'ya, Patagonya'ya ve Vietnam'a hep gitmek isterim. Tabii bir de Tibet. New York'a her mevsim gitmekten zevk alırım. İtalya'nın güneyinde gezinmek, Portekiz'de damağımı şenlendirmek isterim. Çölde gecelemeyi, yıldızları seyretmeyi, "Başka yerlerde hayat var mı?" diye düşünmeyi de...
Her gezginin unutamayacağı anıları, karşı karşıya kaldığı tehlikeler vardır. Sizin de nefes kesici hatıralarınız var mı?
Alaska'da karşımıza ayı çıktı; biz ondan korktuk, o da bizden! Brezilya'da falan ufak tefek soygunlar oldu, onlar önemli değil tabii...
Sizce gezgin yazar olmanın en büyük zorluğu nedir?
Gidip döndükten sonra onu yazmak. Diyelim ki New York'a gittim, anlatacak o kadar çok şey var, halbuki bir bölümü ilana ayrılmış bir sayfada anlatmak zorundasın... Ben artık gittiğim yerler hakkında ansiklopedik bilgi vermiyorum. Gördüklerimi, kokladıklarımı paylaşmak istiyorum. Tabii yazdıklarım tamamen ruh halime bağlı oluyor. Birkaç okurdan sert eleştiriler de aldım, sitemde bulunanlar oldu.
"Çirkinlikleri yazmıyorum"
Çok negatif şeyler de yazmıyorsunuz.
Çirkinlikleri yazmamayı seçiyorum. Eleştiriyorum ama fazla köpürtmüyorum. Genelde eleştirilerimi gittiğim yerin yetkilisine bizzat söylüyorum. Bir de son zamanlarda yazılarıma biraz da damak lezzeti katıyorum. Yemek, kültürleri kavramakta çok önemli bir araç . Ayrıca Türk mutfağı çok zengin ve ne yazık ki kaybolmaya çok meyilli. Çünkü çok zahmetli. Biliyor musun, Türkiye'de her zaman gittiğim bir köyde küçük bir lokanta bulacağımı, leziz yemekler yiyip bir bardak şarap içeceğimi hayal ederim. Fransa köylerinde dolaşıyormuşum gibi... Her defasında da hayal kırıklığı ile dönerim!
İnsan bir de önemli olayları kaçırınca hayal kırıklığına uğruyor. Aile büyüklerinden biri hastalanmış, komşunun bebeği konuşmaya başlamış... Gitmek mi, kalmak mı?
Ben ABD'deyken iki sevdiğim dostum öldü: Erdal Öz ve Atıf Yılmaz. Cenazelerin olduğu saatte, onlar için saygı duruşunda bulundum... Bir baktım, kızım büyümüş mesela. Bu kitapta eşime ve kızıma teşekkür ettim. Hep bekledikleri ve eşlik ettikleri için... Bazı şeyleri sonradan telafi etmeye çalışıyorum. Bir de Türkiye'yi çok özlüyorum. Gezi 15 günden fazlaysa, bir an evvel dönmek istiyorum. İstanbul'dayken çok kızıyorum, uzak kalınca da bir sevgiliden ayrılmış gibi oluyorum. Bunun adı da "İstanbulmania" herhalde...
"Anayoldan sapın, kaybolmaktan korkmayın!"
Eski kitap "Uzakname"ydi, yeni kitabınız da "Yakınname". Bu kez hep Türkiye'den yerlere götürüyorsunuz bizi.
Evet, gazetede çıkan ve de çıkmayan yerler. Bir de bir sürü yazının kısaltılmamış ilk halleri var. Tamamen Türkiye gezilerim; kasabalar, köyler...
Benim çok işime yarayacağından emin olabilirsiniz.
İnşallah. Kuru bir rehber kitap değil, rehber her yerde bulunur. Edebiyat tadında gezi yazıları var "Yakınname"de. Umuyorum ki okurlar gezmek için tahrik olur ve bizzat kendileri keşfederler. Türkiye gezmekle, görmekle bitmeyen bir ülke.
Son olarak gezginlere ne önerirsiniz?
Anayoldan sapın, kaybolmaktan korkmayın!
Peki bana?
Yazılarına yemeyi, içmeyi de kat. Yemek ve gezi bütünleşince daha keyifli oluyor!
"En güzel kızlar İzlanda'da"
En beğendiği yer: Arjantin'in Patagonya bölgesi
En çok para harcadığı yer: ABD'nin New York şehri
En sık gittiği ülke: ABD
En beğendiği mutfak: Türk ve İtalyan
Türkiye'de en sevdiği yer: Datça
En unutamadığı tatil: Norveç, Tromso'da 24 saat güneşi seyrettiği gezi
Gördüğü en güzel kızlar: İzlanda kızları
En gitmek istemediği yer: Taş yığını olduğu için Atina
|
|
|

|