|
 |
|
|
Türkiye bir toplum mudur, 'toplam' mıdır?
Birgün gazetesinin dünkü manşeti milliyetçi tırmanışla ilgiliydi. Konu 2005 nevruz kutlamalarından sonra başlayan bayrak eylemleri üzerinden tartışılırken, Prof. Ahmet İnsel ve Prof. Fuat Keyman'ın görüşleri aktarılıyordu.
Keyman, geçen hafta sonu yapılan bir toplantıda tırmanan linç olayları konuşulurken kulağıma eğilip sordu:
"Sence milliyetçiliğin yükselmesinin nedeni yapısal mı, konjonktürel mi?"
Doğrusu, sorunun tam olarak milliyetçiliğin yükselmesiyle ilgili olduğunu düşünmüyorum. Hiç değilse memleketin her yerinde patlak veren linç manzaralarının, ekseriyetle milliyetçilik ekseni üzerinden tarif ediliyor olsalar da tam olarak milliyetçi hıncın yükselişiyle ilgili olduğundan emin değilim.
Bana kalırsa bu işin içinde başka bir iş var. Bütün bir toplumun lince akmasının nedeni başka: Tutulmamış yaslarımız ve yapılmamış hesaplaşmalarımız! Yarım kalmış yaslarımızın ve hesaplaşmalarımızın delirmesi bugün delirdiğimiz.
Yarım yas, eksik hesap
Yıllar yılı bir bölgede depolanmaya, depolandığı yerde kendi başına çürümeye bırakılan savaşın sonuçları, Misak-ı Milli sınırlarına yayıldıktan sonra, bugün, yani çok sonra adlandırıyoruz başımıza geleni. Ölümler madalyalarla örtülürken, tutulmamış yaslar patlıyor her yerde.
Savaşın sürdürülmesi için desteklenen, yüceltilen ölüm kültü üzerinden "eğitilişimizin" ardından artık "eğitilmiş bir toplumuz". Artık birbirini öldürmek isteyen, birbirinin ölümüne kayıtsızlaşan insanlar "toplamıyız" biz.
Ölüm oruçlarında, ne kadar "marjinal bir örgütün eylemi" olarak sayılsa da 128 kişinin ölmesi merak konusu bile olmuyor artık.
Geleneksel olarak birbirinin açlığına duyarlı olan bir halkın yoksulluk kaynaklı ölümleri merak etmemesi ciddi bir yarılmanın işareti değil mi?
Herkesin birbirinin ötekisi olduğu ve ötekinin ölümle yok edilmesi gerektiğine inanan bir kalabalık artık "toplum" olarak adlandırılabilir mi? Birlikte yaşama irademiz ciddi bir biçimde hasar görmüşse bundan böyle artık belki de sadece bir "toplamızdır" biz, toplumdan ziyade.
Üstelik bugün gündemde olan Kürt-Türk; laik-İslamcı çatışması ekseninde bir beraber yaşama isteğinin kaybı değil söz ettiğim. Tek tek insanların birbirine duydukları nefret, tahammülsüzlük ve derin sevgisizlik birikip derin bir çatlak oluşturmuştur.
Yatay hesaplaşma
Yaslarını tutması engellenmiş, engellenirken yaşadıklarıyla ilgili kafası karışmış; muktedire o kadar çok hesap vermiş ki kendi kendine ve yatay olarak birbirine hesap verecek zamanı ve imkânı bulamamış bir ülke burası.
80 darbesinin yasını bile henüz yeni yeni, bugünlerde tutmaya başlıyor insanlar. Birgün gazetesinde muhakkak dikkatinizi çekmiştir; her gün 80 döneminde katledilen insanlar için ilanlar çıkıyor, "Unutmayacağız" diyor arkadaşları.
78'liler Girişimi çeşitli katliamları anıyor. İnsanlar ne yaşadıklarını yeni yeni anlıyor, anlatıyor, anlamlandırıyor. Anti-militaristler yeni yeni konuşuyor öldürmenin anlamsızlığı üzerine. Hâlâ anlamlandırılmamış o kadar çok acımız var ki... Tutulmamış yaslarımız birikip öfkelere dönüşmüşken üstelik.
Beraber yaşamak
Çoğunluk, temelinde bir ideolojik ayrılık olmasına bile gerek olmadan birbirini incitmek, ezmek, hatta boğazlamak istiyor. Nerede bir linç imkânı varsa kalabalık oraya akıyor.
Kavgaları ayıran "abiler" yok artık. Dövülen biri varsa yoldan geçenler de gidip kendi öfkesi için vuruyor bir tane.
Birileri Arabistan'a, birileri Kürdistan'a gönderilmek isteniyor bu sırada. Bir tek ÖDP bağırıyor "Beraber Yaşamayı Savunalım" kampanyasıyla. Bu çağrının bu "toplamda" bulacağı bir yankı olabilir mi acaba? Yoksa çok mu "geri bırakıldık" aslında?
ecetem@hotmail.com
|
|
|

|