|
Kadınlar "şiir"i daha çok sevselerdi...
Beyaz bir kâğıdın üstüne dilediğiniz gibi koyabilirsiniz 1 noktayı. 2'nci noktayı da koyabilirsiniz dilediğiniz gibi. Ancak her 2 noktayı düz bir çizgiyle birleştirdiğinizde ve çizgiyi uzattığınızda, 3'üncü noktayı çizgi kendisi saptar.
Türkiye'nin 21'inci yüzyıl içindeki görünümünü saptayacak olan toplumsal kader çizgisinin ilk 2 noktası, "onlar-biz" ayrımı ve "Türk'e Türk propagandası" olarak konmuş ve düz bir çizgiyle birleştirilmiştir. Şimdi 21'nci yüzyıl içindeki görünümünü belirleyecek olan 3'üncü noktayı, daha önceden konmuş 2 noktadan geçen düz çizginin uzantısı saptayacak...
Politik kadrolar, birbirleriyle diledikleri kadar itişip kakışsalar da; bu rotayı ve kaderi değiştiremezler.
***
20-30 yıl süreceğe benzeyen çalkantılı bir dönemin rüzgârları esiyor.
Kendi uğraş alanlarında evrensel bir kalite özeni taşıyanları, pek ırgalayamayacaktır o rüzgârlarla o çalkantılar...
Ama ya kendi uğraş alanlarında evrensel bir kalite özeni taşımayanlar; olduğundan fazla görünme sakatlanmasına uğramışlar; kestirmeden zengin olma sarasına tutulmuşlar; yuttur-kaydır kurnazlıklarına bel bağlayanlar...
Doğrusu, politik ve ekonomik meteoroloji, güzel havalar göstermiyor, kimliği "moloz"lukla özdeşleşmiş kesimler için...
***
Kimliklerin "moloz"lukla özdeşleşmesi...
Bu molozluğun dışa vurmuş en somut göstergesi; İstanbul'da, muslukları koparılmış, üstlerinde otlar bitmiş anıt çeşmeler ise; bir başka göstergesi de, Abbas Çakar'ın dünkü Sabah'ta çıkan şu haberi:
"İzmit'te heykelleri siyaha boyadılar - İzmit'te sergilenecek yer bulunamadığı için gar bahçesine taşınan çoğu Roma dönemine ait heykeller, kimliği belirsiz kişiler tarafından kırılıp siyaha boyandı"
***
Birkaç hafta önce Büyükçekmece'de, belediyece açık havada sergilenen heykeller de kırıldı, yıkıldı, boyandı...
Ankara'da da erotik esintili bir heykel için, ne dendiğini anımsıyoruz:
- Tükürürüm böyle sanatın içine...
***
Eserleri, Sabancı Müzesi'nde sergilenmekte olan Rodin, Türkiye'de doğmuş olsa, acaba nasıl bir yaşam serüveninden geçerdi?
Doğrusu hazin bir soru...
***
Rumelifeneri kıyılarından, ne kadar da rüyalı bir ihtişamın tılsımında görünüyor Karadeniz'den Boğaz'a giren, yüklü mü yüklü, uzun mu uzun şileplerle, tankerler...
***
Gerçi unutulmayacak bir lezzetin damıtılmışlığında, yaratıcı insanlar geçti buralardan da...
Şayet anneler, şiiri daha çok sevselerdi ve sahne sanatçılarının okuduğu; örneğin "İstanbul şiirleri"nin, "Yalnızlık şiirleri"nin, "Aşk şiirleri"nin CD'leri çalınsaydı evlerde bazen...
***
Boğaz'a giren gemilerde Orhan Veli'nin mısraları dalgalanıyor gibi:
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Kuşlar geçiyor, derken;
Yükseklerden, sürü sürü, çığlık çığlık.
Ağlar çekiliyor dalyanlarda;
Bir kadının suya değiyor ayakları;
İstanbul'u dinliyorum gözlerim kapalı.
***
Geçti buralardan da iyi insanlar... Sık sık kırılan, siyaha boyanan heykeller cerahatinin apseli ortamında, kıymetleri ya bilindi, ya bilinmedi...
Gönül isterdi, genç kuşakların da, onların esintisindeki şebnemden bir lezzet nasibi almasını...
Ve Rumelifeneri'nden Boğaz'a giren gemilere bakarken, arkalarında bıraktıkları köpüklü izlerde Yahya Kemal'i duymalarını:
Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul!
Görmedim gezmediğim, sevmediğim hiçbir yer.
Ömrüm oldukça gönül tahtıma keyfince kurul!
Sade bir semtini sevmek bile bir ömre değer.
***
Sevgili Şafak Barış ile eşi Yük. Müh. Doğan Barış, pikabı da olan, şık mı şık bir CD ve kasetçalar getirdiler bendenize...
Gençliğimden kalma long-play plaklarla, Comédie Française sanatçılarının okuduğu Fransız şairlerinin, şiir plağını yıllardır dinleyemiyordum.
O eski tangolarla, Baudelaire'in, Hugo'nun şiirlerini yeniden -mucize gibi geliveren pikapta- dinlerken, içimden:
- Keşke, dedim; anneler buralarda da, arada sırada şairlerin güzel okunmuş şiirlerini dinleseler...
Onları bilerek, dinleyerek yetişmiş çocukların, çok daha değişik olurdu algılama antenleri ve politik çalkantılar içinde oraya buraya savrulma riskleri de azalırdı.
***
Kadınlar şiirleri daha çok sevselerdi...
Sevselerdi Ahmet Haşim'in "Bir yaz gecesi hatırası"nı:
İşveyle, fısıltıyla, gülüşle,
Olmuş şeb-i sevda yine bî-hâb.
Oklar gibi saplanmada kalbe,
Düştükçe semadan yere mehtap.
Buseyle kilitlenmiş ağızlar,
Gözler neler eyler, neler işrab,
Uçmakta bu ateşli havada
Vuslat demi bir kuş gibi bî-tâb.
***
Heykelleri kırmak, anıtsal çeşmelerin musluklarını koparmak, acı çektirmek ozanlara, yazı adamlarına...
Olsun...
Yine de, iyi insanlar geçti buralardan.
Geçti buralardan iyi insanlar da... Şayet bilinseydi değerleri, belki de 2 noktanın uzantısında 3'üncü noktayı kendi saptayan kader çizgisi, çalkantılı bir dönemin içine doğru bu kadar yönlenmezdi.
c.altan@prizma.net.tr
|
|