|
'Hata yıldızlarda değil, bizde'!
George Clooney'nin yönettiği, Cannes Altın Küre ödüllerinde heykelciklere boğulan, siyah-beyaz bir film var:
"İyi Geceler, İyi Şanslar"
Solculara karşı cadı avı başlatan Senatör McCarthy döneminde geçiyor. Televizyon programcısı Edward R. Murrow, bu histerik muktedire karşı direnişi başlatan bir gazeteci. Korkunun nasıl McCarthy'nin işine yaradığını, cadı avının sessizlik ve boyun eğişle beslendiğini söyleyip duruyor ekrandan. Şöyle diyor Romalı Cassius'tan alıntı yaparak:
"Hata, sevgili Brutus, yıldızlarımızda değil. Hata bizde!"
Filmin sonunda Murrow'un yaptığı konuşma var. Konuşmada televizyonun iktidarları sallayabilecek, insanları zalim muktedirlere karşı bilgilendirebilecek, örgütleyebilecek bir gücü olduğunu anlatıyor. Bunun bir karar meselesi olduğunu söylüyor. Eğer böyle bir karar alınmazsa televizyonun bir "aptal kutusundan" başka bir şey olmayacağını, resimler gösteren bir mobilya olarak kalacağını anlatıyor.
"Kuşum Aydın" televizyonda, "Hepinizi bekliyorum" diyor. Otuz yaşının üzerinde, anne olan kadınlar arasında yapılacak yeni bir güzellik yarışmasını duyuruyor. Şahsen orada bulunacağını, onu o anda izlemekte olan herkesin yarışmaya katılacağını ve birinci olmayı hak ettiğini söylüyor kamerayla flört ederek. Kayınvalideleri de çağırıyor, aman eksik kalmasın!
Kadınların hayatlarını boğan evler bir kez daha üretiliyor ekranda. Bir ev simülasyonuyla kendi evlerinden daha büyük fakat daha sınırlayıcı, daha tahrip edici bir evin içine sokulmuş oluyor kadınlar. Kendi evlerinin kapısını çekip bir gün çıkabilirler ama bu yeni ev o kadar büyük ve o kadar sınırsız ki, hiçbir yere çıkamazlar. Bir dışarısı yok. "kadınlar artık konuşuyor", "Kadınlar artık eğleniyor" diye tarif edilen bütün o programlarda kadınlar, kadınlıklarına, ortalamanın kadın tarifinin içine tıkıştırılıyor. Ve o kadar hızlı çalıyor ki müzik, o kadar çok yıldızla büyüleniyor ki kadınlar, kimseye acı F tipi bir ekrana hapsedildiğini fark edecek zaman tanınmıyor. Yıldızlar geçiyor, yıldızlar geçiyor durmadan. Ama Cassius'un dediği gibi:
"Hata sevgili Brutus, yıldızlarımızda değil. Hata bizde!"
Hayat defteri:
Yurtdışında bir ülkede, iki kadın otobüste oturmuşlar. Bir okurun aktardığına göre şöyle bir konuşma geçiyor aralarında:
- Zor olmadı mı ayrılıp taa buralara gelmek?
- Valla o istemişti ayrılmayı zaten. Biriyle tanışmış da, ondan hoslanmış da falan filan. Ben de çıkıp geldim.
- Yine de özler ama insan yaaa!
- Özlerdim belki de... Kız, insan değer verdiğini özlüyor.. Tam o günlerde sıkıntıdan çatlarken elime bir gaste sayfası geçti. Ece diye bir yazar, dur evde gösteririm, saklıyom o yazıyı... "Hayat Defteri" diye bir yazı yazmış, Diyor ki; bi kadın bi ilişkiye girmek için eksiltir kendini!
O zaman farkına vardım, 'Ya,' dedim 'Ne kadar eksiltmişim kendimi!' Valla o yazıyı okuduktan sonra rahatladım. Budur ya dedim, budur işte anasını satiim! Şimdi var ya, o aklıma geldikçe o yazı aklıma geliyor. 'Amaaaannn!' diyorum, 'eksiltme artık kendini!' diyorum." Yazı, yolu tam olarak bilinemeyecek bir yeraltı suyu gibi. Yol alıyor yazıldıktan sonra. Nerede toprağın üzerine çıkacağı hiç bilinemiyor...
ecetem@hotmail.com
|
|