Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 20 Temmuz 2006 / Perşembe  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Kıbrıs / Kandil Dağı


Kıbrıs Barış Harekâtı'nın yıldönümü ile Türkiye'nin Kuzey Irak'a olası harekât tartışmalarının örtüşmesi iyi bir rastlantı.
19 Temmuz Barış Harekâtı, Türkiye'nin, gereğinde bütün riskleri alarak ABD ve İngiltere gibi büyük devletlerin de karşı tavır koymalarına rağmen, sınır ötesine askeri harekât yapabildiğinin kanıtıdır.
Öte yandan...
Sınır ötesine bir harekâtın 32 yıl sonra hâlâ çözülemeyen sorunlar yumağı ürettiğini ve Türkiye'nin yol haritaları önüne sık sık engel olarak konulduğunu da hatırlatıyor. Bir tür sağduyuya çağrı olarak da algılanmalı.
Sınır ötesine geçen askerin, bu harekâtı kadar sonrası da önemlidir.
19 Temmuz 1974'ten bu yana Kıbrıs, Türkiye'nin soluğunu sık sık zorlamıştır. Hâlâ da zorluyor. ABD ambargosundan başlayarak 32 yılın sonunda bu kez "AB ile görüşmelerin askıya alınması" tehdidine dönüşen süreç, bugünler için bir "laboratuvar deneyi" gibidir.
.............................
Yani...
"Türkiye'nin oksijen borusu, parmaklarımızın ucunda. IMF kerpeteniyle tırnaklarını sökmemiz bile yeterli. Bize rağmen Kuzey Irak'a büyük harekât yapamaz" diye düşünen ABD ve ona güvenen Bağdat ve Erbil yönetimleri, Kandil Dağı'nda üslenenler, 32 yıl önce ABD'ye, İngiltere'ye, Yunanistan'a, Kıbrıs Rumlarına rağmen gerçekleşen Barış Harekâtı'nı göz önünde tutsunlar.
Ama... Buna karşılık...
Türkiye'nin de, Kuzey Irak'a geniş kapsamlı bir askeri harekât için küresel ve bölgesel gerçekleri, gene, Kıbrıs bağlamında 32 yıldır karşılaşılan sorunlar merceğiyle görmeye çalışması gerekir.
Kocaman söylemlerle toplumda beklentiler yükseltmekten, cini şişeden çıkarmaktan kaçınılmalıdır.
.............................
Ayrıca...
Elbette... Ulusal yarar gereği Kuzey Irak'a girilip Kandil Dağı, ahtapotun kafası gibi tersine çevrilir.
Ama... Şöyle soruları da sağduyuyla irdeleyelim...
- Bu son çareye başvurmanın zamanlaması "şimdi" midir?
- "Daha önce TSK yıllarca Kuzey Irak'ta idi. Zaman geldi, 60 km içeri girdi. PKK'yı kazıyabildi mi?"
- ABD Büyükelçisi Ross Wilson'ın da belirttiği gibi güvenlik güçlerinin hâlâ zaman zaman Kuzey Irak'a "sıcak takip" amaçlı girişleri olmuyor mu? Wilson, "bu hakka ABD'nin saygılı olduğunu" dün bile söylemedi mi?
- Sınırlar, girişlere karşı yeterince korunuyor mu?
- İçerideki dağlar, PKK'dan temizlenebildi mi?
- PKK'nın taban yapmasını önleyecek sosyal, siyasal ve ekonomik politikalarla örülmüş bir strateji uygulanıyor mu?
- PKK, tek taraflı ateşkes kararını yürürlükten kaldırdığını açıklayarak kanlı eylemlerine başladığında durum ciddiye alınabilmiş miydi?
PKK tarafından en kanlı ve büyük baskın sonrası Özal'ın Bodrum'da dizlerine kadar suya girmiş olarak gazetecilere mayoyla poz vermesi ve böylece "çapulcuları önemsemiyoruz" havasını yansıtmak istemesi gibi görüntüleri anımsayınız. Şu son dönemde de benzerlerini yaşamadık mı?
..............................
Konu, keşke, Kuzey Irak'a girip dağları PKK'nın başına geçirmekle çözülseydi.
Oysa... Yıllar içinde sorun, çok daha karışık bir dosyaya dönüştü.
Psikolojik, antropolojik, sosyal, ekonomik, mafya, siyaset boyutları var.
Kuzey Irak'tan PKK kümelerinin yanı sıra Barzani'nin Güneydoğu ve Doğu Anadolu'da giderek artan etkisi, "Kürtler birliği" söylemi, ABD'nin teoride "terörist" listesine aldığı PKK'yı pek de o denli uzak görmediği, AB'nin PKK'yı uluslararası bir terör örgütünden çok, Türkiye'nin iç sorunu olarak algıladığı gerçekleri de görülmeli.
Böylesine çok yönlü olan, 100 yıllık duyarlılığı algılayacak, çözüme taşıyacak vizyon, güç, kültür derinliği, ağırlığı, saygınlığı olan ve topluma barış psikolojisini verecek devlet adamı gereği, 2006 Türkiye'sinde asıl "sorun"dur.
Birinci sınıf işleri, birinci sınıf adamlar çıkarır.

g.civaoglu@milliyet.com.tr








Taha AKYOL
Etnik ayrılık kolay mı?
DTP Genel Başkanı Ahmet Türk, PKK militanları...
Çetin ALTAN
Demagoglar saltanatıyla, Hazine asalaklığının curcunası
Ortadoğu; kadınsız kahkahasız, erkek erkeğe k...
Melih AŞIK
Amerikan adaleti
Hamas ve Hizbullah 3 İsrail askeri kaçırıyor....
Fikret BİLA
Kıbrıs'ta hissedilen tutum değişikliği
Bugün, 1974'te gerçekleştirilen Kıbrıs Barış ...
Hasan CEMAL
Satranç ile poker!
Beyrut'ta geçen yılın nisan ayı, Şiilerin yaş...
Güneri CIVAOĞLU
Kıbrıs / Kandil Dağı
Kıbrıs Barış Harekâtı'nın yıldönümü ile Türki...
Can Dündar
'Biz nasıl kahrolmayalım Beyrut'
Geceydi.
Abbas GÜÇLÜ
En doğru tercih nasıl yapılır?
Puanlar ve tercihler konusunda kafaların karm...
Hurşit GÜNEŞ
İhracat nasıl artacak? (3)
Önceki gün ihracatın kur ile ilişkisine baktı...
Doğan HEPER
ABD bunun için sevilmiyor
6 Temmuz günü bu köşede "Terörü bitirmenin yo...
Semih İDİZ
İsrail'in yaptıkları Türkiye'ye emsal olmamalı
İsrail'in "Nazi taktikleri" uyguladığını çağr...
Sami KOHEN
K. Irak patlama noktasında
SON birkaç gündür Türkiye'de gözler Kuzey Ira...
Hasan PULUR
Opera, bale haberleri...
DEVLET Opera ve Balesi Genel Müdürü'nün, Devl...
Erdoğan SAĞLAM
Hurda taşıtlara af
8 Temmuz 2006 tarihinde Resmi Gazete'de yayım...
Derya SAZAK
Çizmeyi aşmak
Bay Wilson'ın sözlerine ABD Büyükelçiliği'nde...
Meral TAMER
Kütüphanesiz okullar ses verdi (3)
Meğer Türkiye'nin dört bir yanında kitap özle...
Yaman TÖRÜNER
Cep telefonu karmaşası
Ulaştırma Bakanlığı, Türk Telekomünikasyon Ku...
Güngör URAS
Halk kesesinden ona buna 'rant' dağıtılıyor
İlk 15 yıllık kalkınma stratejimizde (1963-19...
M. Ali BİRAND
Vuracaksan vur, yoksa konuşma...
PKK terörüne karşı hükümetin tutumu sertleşiy...

© 2006 Milliyet