Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 31 Temmuz 2006 / Pazartesi  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
HARVARD ÜNİVERSİTESİ ÖĞRETİM ÜYESİ PROF. CEMAL KAFADAR:
Devletsiz büyük ulus söylemi çok tehlikeli

Prof. Kafadar, "Kürtlere yönelik, 'dünyada devleti olmayan en büyük ulus' söylemi var. Buna yönelik yeni haritalar, Ortadoğu'da sınırların yeniden çizilmesi çok tehlikeli" dedi

SOHBET ODASI
DERYA SAZAK




DERYA SAZAK: İsrail'in Lübnan'a yönelik saldırısı ABD'nin Suriye ve İran'ı etkisizleştirme stratejisiyle bağlantılı görülüyor. Ortadoğu'nun yazgısı mı, kan ve gözyaşı?
CEMAL KAFADAR: Hayır, Ortadoğu'nun yazgısı değil. Nice savaşlardan söz edip Avrupa için de hiç bitmeyen savaşlar kıtası diyebilirdik. Avrupa gibi Ortadoğu da değişebilir. 1990'larda, Balkanlar için de benzer şeyler söylendi. İngilizcede, 'kadim nefretler' denilen tavır bir bölgeye çok kolay yakıştırılabiliyor.

ABD mağrur
İsrail'in Güney Lübnan'a yönelmesiyle Gazze neredeyse unutuldu. Irak'ta ABD işgali... Şimdi İsrail. Ne amaçlanıyor?
- ABD'nin bölgeye ilişkin tasavvurları var. Büyük güçler, Ortadoğu gibi farklı etnik, dini, kültürel çeşitlilik barındıran toplumların geleceğini dizayn etmeye kalkıştığında istedikleri sonucu alamıyor.
ABD'de bir mağrur olma hali, aşırı bir özgüven var. Yunan tarihçilerin tekrarladığı bir şey var: Büyük güçlerin mağrur olma hali, aslında onların en zayıf noktası. Yükseliş ve düşüş çizgilerini belirleyen en önemli unsur bu mağrurluk.

Osmanlı bu konuda daha tecrübeliymiş! 'Mağrur olma padişahım, senden büyük Allah var' sözü çok anlamlı... ABD, 11 Eylül'deki mağduriyeti, küresel egemenliğe dönüştürme fırsatı olarak kullanmadı mı?
- ABD'nin hegemonyasını kurma yönünde, 11 Eylül trajedisinden güç aldığı bir gerçek. Ancak, yeni muhafazakârların (Neo–coN) 1990'ların başından beri ABD için yeni stratejiler oluşturma çabasında oldukları biliniyor.
Yeni muhafazakârların entelektüel bir kadrosu da var. Ürktüğüm tarafı, bazı neocon'lar, Chicago Üniversitesi'nde yıllarca felsefe hocalığı yapmış Strauss gibi bir düşünürün tezgâhından geçmiş olması... Strateji konuşurken Tukidides'ten, Aristo'dan, Ksenofon'dan bahsedecek çapta ve entelektüel donanımdalar.

Ürkütücü olan Bush
Bush'u da dahil ediyor musunuz?
- Hayır. İşte ürkütücü olan da o! Ortadoğu soz konusu olduğunda, bu ekip bilgili değil ama mağrur. "Bu Ortadoğulular dayaktan anlar" diyen danışmanları var.

ABD, Ortadoğu'ya yerleşmenin bir aracı olarak Irak'ta uzun bir çatışma dönemi öngörüyor muydu?
- ABD'nin uzun süren bir direnişi tahmin ettiğini sanmıyorum. Suriye ve İran'ı da dahil ederek Ortadoğu'yu dizayn edeceklerini düşündüler. İsrail'in Lübnan'a müdahalesiyle cephe genişliyor. Böyle giderse ABD, Ortadoğu'da tutunamayabilir.

Birinci Dünya Savaşı'nda ABD'nin savaşa girmesinde önemli bir etken Almanya'nın Osmanlı üzerinden Körfez'e inmesinin önlenmesiydi. 90 yıl sonra ABD, önlemeye çalıştığı bu egemenliği kendisi kurmaya çalışıyor...
- ABD, Birinci Dünya Savaşı'nda başrolde değil. İkinci Dünya Savaşı'nda ise ABD'nin savaşa katılması gerçekten belirleyici. Kaybedenler değil, kazananlar da yavaş yavaş ABD hegemonyasına girdi.

ABD karşıtlığı genetik değil
O zaman barışçı rolde, ama 11 Eylül'den sonraki 'önleyici savaş' doktrinine 1945'teki gibi bakamayız.
- Önemli ama sınırlı çevreler hariç dünya kamuoyunun nezdinde oldukça meşru kabul edildi, ABD'nin Avrupa ve Uzak Asya'daki biçimleyici rolü 1945'ten sonra.

Japonya'da kullanılan 2 atom bombası bile hoş görüldü, unutuldu!
ABD, o zaman bunu Wilson prensipleri gibi meşru, kabul edilebilir hatta ahlaki bir düzlemde sunabiliyordu. Suveyş krizi sırasında Roosevelt'in tavrı Araplar arasında bir Amerika sempatisi bile yaratmıştı. Yani anti-Amerikanizm genlerle gelmedi. ABD, 11 Eylül'den sonra ipin ucunu kaçırdı.

Harita değişikliği
ABD Başkanı Wilson, ulusların kendi kaderlerini tayin etme hakkından söz ediyordu, Osmanlı dağılırken, Türkiye'nin etnik parçalanmasını istiyordu. Elçi atanmasını isteyen Dışişleri'ne, "Türkiye yok ki, göndermeye ne gerek var!" diye yanıt verdiği arşivlerde yazılı.
Rice'ın 'Yeni Ortadoğu'dan söz ettiği günlerde, Türkiye'nin sınırlarının da değiştiği haritalar ABD'de dolaşıyor...
- O haritayı ben de gördüm. Korkunç. Böyle bir oyun bana çok ürkütücü geliyor. Wilson prensipleri etrafında oluşmuş bir dünya düzeninin hegemonya tesisi için iyice işlevselleşmiş hali bu tür planlar. 1920'lerde ulus devlet kurmak isteyenlere hitap eden, normatif ahlaki de bir boyutu vardı.
ABD o zaman Ortadoğu'da birincil güç değildi. Sınırları Fransızlarla yaptıkları anlaşmalara göre İngilizler çiziyor.
ABD'nin bugün yapmaya çalıştığı Ortadoğu'yu yeniden dizayn etme, haritayı değiştirme çabaları tamamen enstrümantalist geliyor. Araç olarak duruyor. Bugünkü durum, Wilson döneminden çok farklı ve ahlaki, vicdani boyut taşımadığı için de sevimli gelmiyor, tepki görüyor.

ABD'den kuşku duymalıyız

Türkiye'de, "PKK'ya karışı İsrail gibi yapmalıyız" düşüncesine ne diyorsunuz? 1 Mart tezkeresi Meclis'ten geçseydi... Kırmızı çizgiler meselesi..
- 1 Mart tezkeresi geçmeyince, ABD'de beni tebrik eden çok sayıda meslektaşım oldu. Washington'da, Pentagon'da çeşitli strateji oyunları oynandığını biliyoruz. O Amerikalı albayın haritasının da bir kişinin kafasından tesadüfen çıkmış bir şey olduğunu sanmıyorum. Haritaya bakıp ABD'nin planı budur diye konuşamayız ama her zaman a, b, c planları olan hegemonik bir gücü de ciddiye almalıyız. Kuşku duymalıyız.

ABD ile Kuzey Irak'a girseydik, Türkiye'ye düşen rol ne olacaktı?
- Bize Hüseyin Baradan rolü düşerdi! Eski Türk filmleri seyrettiğimiz yıllarda, 'Hüseyin Baradan, çekilin aradan!' derdik. ABD'nin Ortadoğu'da Türkiye'ye başrol vermeyi düşündüğünü hiç sanmıyorum. 1 Mart tezkeresinin geçmemesine sevindim. Türkiye'nin Ortadoğu'da güç olma arzusu da abartılı.
Mustafa Kemal çizgisini çok akılcı ve başarılı buluyorum: 'Yurtta barış, cihanda barış' Çalkantılı bir bölgede olmamıza rağmen Türkiye 85 yıldır savaş yaşamadı. Şimdi PKK saldırıları nedeniyle, 'İsrail gibi yapalım' sesleri yükseliyor ama İsrail işgalci devlet konumunda. Buna benzemek sevimsiz bir şey. Bunu derken elbette savunma gücünü elden bırakmamalı.
Barışı tesis konusunda Türkiye Balkanlar'da, Kafkasya'da, Ortadoğu'da etkin olabiliyorsa ne mutlu. O anlamda bir 'stratejik derinlik' anlayışı makul olabilir. Ama, bundan öte bir askeri gücü, bu bölgelerden birine doğrudan yansıtma çabası çok tehlikeli olur.

Stratejik derinlik
'Stratejik derinlik', Başbakanlık dış politika danışmanı Prof. Ahmet Davutoğlu'nun bir tezi: Doğu'ya yaslanarak Batı'ya açılma ve etkin olma politikası. AKP, bunu kullandı. Ancak, Hamas ve Hizbullah'a bakış konusunda yollar ayrılıyor. Suriye ve İran' güç kullanımına AKP karşı.
- Stratejik derinlik kavramının ABD ve Avrupa ile birlikte hareket etmeye engel oluşturacağını sanmıyorum. Tezkere, sadece İslami kesimin duyarlığı sonucu reddedilmedi, CHP de karşı çıktı.
Stratejik derinlik konsepti, belli dozda kalırsa, Ortadoğu'daki komşularımız değil, Gürcistan'dan Kafkaslar'a herkes bundan yararlanır. Çok hassas dengeler bunlar, ve teknik konular. Mesela Hamas'la görüşme meselesinin uzun vadede ne getirip ne götüreceğini bilmiyorum.

Yeni sınırlar çok tehlikeli

Türkiye ne yapmalı? Bir yandan Lübnan'da barış gücüne asker isteniyor, öte yandan 'Irak'a girmeyin' diyen ABD Büyükelçisi'nin tutumu... Türkiye, ABD ile çatışma noktasına mı sürükleniyor.
- Çuval olayı, Türkiye'yi yaraladı. Yine de ben ABD ile çatışma oktasına gelineceğine ihtimal vermiyorum. Ama gerilim noktaları var. Türkiye, ABD için kolay vazgeçilir bir yer değil. ABD'de bunu gören sağduyulu bir kesimin olduğunu görüyorum.
Türkiye de, ABD ile ipleri koparacak, AB çizgisinden kopup maceracı bir yöne savrulacak bir ülke görünümünde hiç değil. Dünyada devleti olmayan en büyük ulus söylemi de dikkat çekici ve tehlikeli. Kürtlerle yönelik böyle bir söylem kullanılıyor.
Devlet kuramadığı düşünülen unsurlara yönelik yeni haritalar mı çizilsin? Ortadoğu'da sınırların yeniden çizilmesi gibi bir tasavvur bana çok tehlikeli geliyor. Böyle şeyler tarihte çok büyük kıyımlar, kan dökmeler olmaksızın gerçekleşmemiş.

Ulus anlayışı Batı'da aynı

Ulus devletin sonu geldi mi?
- Ben, Batı'nın ulusları temel birim olarak ele alan anlayışının aşıldığını sanmıyorum. "Yeni Ortadoğu"da, etnik kimlik eşittir ulus, o halde harita buna göre çizilmeli yaklaşımı kaos yaratır. Mesela, İran-Türkiye sınırı yüzlerce yıldır değişmemiş buraya çomak sokmaya çalışmak felaket olur. Afganistan, Irak'a göre çok daha kolay lokmaydı ama ABD, orada normalleşmeyi sağlayamadı.
Ortadoğu'da şimdi İsrail'le müttefik bir Kürt devletinin ortaya çıkmasından söz ediliyor. Kürtlerin ABD sempatisinin sabit kalacağının garantisi yok. Türkiye'ye bakın! Clinton ile Bush yönetimine bakış aynı mı? ABD'de ve İsrail'de bazı kesimlerde çok yaygın, 'demonizasyon' denilen "Şeytanlaştırma", insan dışı bir şekilde ötekiyle ilgilenmek söz konusu. "Arap, ya da Müslüman, Batı'ya, modernizme karşıdır, demokrasiyle yönetilemez." Lübnan'da şimdi bu anlayışın izlerini görüyoruz.

Cemal Kafadar kimdir?
1954'te İstanbul'da doğdu. Doktorasını Kanada McGill Üniversitesi İslami araştırmalar Enstitüsü'nde Osmanlı tarihi üzerine gerçekleştirdi. 1985-89 yılları arasında Princeton Üniversitesi'ndeydi. 1990'dan bu yana Harvard Üniversitesi tarih bölümünde öğretim üyesi. 1997'de kurulan Vehbi Koç Türklük Çalışmaları Kürsüsü'nün başına getirildi. 1999-2004 arasında Harvard Ortadoğu Araştırmaları Merkezi'nin müdürlüğünü üstlendi. Osmanlı üzerine kitapları var.




SİYASET
Devletsiz büyük ulus söylemi çok tehlikeli
Gül, Zapsu'ya neden mesafeli?






Olay Yaratan Şemdinli İddianamesi (PDF) (DOC)

Taha AKYOL
'Ben Yahudileri severim'
İSRAİL Bedevilik üzerine kurulmadı, Batı'dan ...


 AB Ulusal Programı (Giriş ve Siyasi Kriterleri)


 AB - Katılım Ortaklığı Belgesi
 Kopenhag Kriterleri

© 2006 Milliyet