
|
|
|
 |
|
|
Kâbil'de bir Mülkiyeli
Afganistan Dışişleri Bakanı Spanta, 1981'de mezun olduğu A.Ü.S.B.F.'deki hayatını, 'Herkes gibi ben de militandım. En güzel yıllarımdı' diye anlatıyor
YASEMİN ÇONGAR Washington
Savaş üstüne savaş yaşamış Afganistan'ın bugün en kıt ve en değerli varlıklarından olan yetişmiş insan gücünde Türkiye'nin bıraktığı derin iz, üç kelimeyle özetleniyor: Harbiye, Tıbbiye, Mülkiye.
1920'lere, Atatürk'ün, yeni Afgan devletine sonradan "Kemalist" etiketini yakıştırtacak kadar kendisini örnek alan Afgan lideri Emanullah Han'a yaptığı ünlü tavsiyeye uzanıyor bu iz: "Büyük ölçekli bir siyasi ve sosyal reform için güçlü bir ulusal ordu kurman, sadık ve disiplinli bir bürokrasi oluşturman şart."
1923'te yeni bir rejimin temelini atarken ve 1925'te kendi kıyafet devrimini yaparken hep bir gözü Anadolu'da olan Emanullah, Atatürk'ü dinlemiş. Afganistan, 1930'lardan itibaren hem ordusunun, siyasi sınıfının ve ilk hekimlerinin eğitimini Harbiye, Mülkiye ve Tıbbiye'ye öğrenci göndererek başlatmış, hem de bu kurumları model alan okullar kurmuş.
'Türkiye ikinci vatanım'
80 yıllık geleneğin bugünkü Kâbil hükümetindeki temsilcisi, çiçeği burnunda Dışişleri Bakanı Rangin Dadfar Spanta.
Spanta ya da kendisine hitap etmemi uygun gördüğü şekliyle, 'Rangin Bey' 1981 mezunu bir Mülkiyeli. Kâbil'de, Afganistan'ın sorunları üzerine yoğunlaşan uzun söyleşimiz sonunda sözü Mülkiye'ye getiriyoruz. Türkiye'yi "ikinci memleket" sayan Rangin Bey'in gözleri doluyor; duygulandığı için özür dileyip anlatıyor.
12 Eylül 1980 öncesinde, öğrencilikten çok eylemcilikle özdeş bir Mülkiye hayatı olmuş: "Güvenlik açısından zor yıllardı ama hayatımın en güzel dönemiydi; orada bulduğum arkadaşlık duygularını hiçbir zaman unutmuyorum."
Sonra, "Herkes gibi ben de militandım" diyor, kendisinden 10 yıl sonra mezun olmuş bir Mülkiyeli kardeşi olarak fraksiyonunu soruverince, fısıldarcasına yanıtlıyor: "Maocu."
"Siz de, 'Önce Mülkiye, sonra Afganistan' diyenlerden misiniz?" diyorum, gülüyor: "Türkiye Büyükelçiliği'ndeki davetlerde, Mülkiyelileri görünce sanki ailemin üyelerini buluyorum. Geçenlerde aramızda ODTÜ'lü bir arkadaş vardı; 'Ben de sizinle konuşabilir miyim?' diye özel izin istedi. Bu okulun demokratik süreçlere, devlet inşasına katkısını düşününce, Mülkiye konusunda 'lokal patriyot' olmamak zor."
|
|
|

|
|