|
 |
|
|
124'ün sırrı...
Diskodaki müzik ritmiyle, zikir ayinleri aynı bilimsel gerekçelerle izah edilir. Özü, dakikada 124 vurgudur. Boğaz'daki Reina, Sortie ve diğerlerinin kapatılmasına yürütmeyi durdurma kararları...
Bağlamında bu bilimsel gerekçeyle başlayalım yazıya...
Zülfü Livaneli "MUTLULUK" adlı kitabında bu psiko-fizyolojik oluşumu şöyle anlatıyor:
"....... Bütün Ortadoğu ayinlerinde insanlar, dakikada 124 kez vurulan daire eşliğinde Allah diyordu; bu da raks eden bir insanın kalp atışlarına denk düşen sayıydı; böylece her kalp atışında bir kez 'Allah' demiş oluyor ve bir süre sonra trans haline giriyorlardı. Ama Cemal, ne bunu bilebilecek durumdaydı, ne de aynı formülün bütün dünya diskolarında uygulandığını ve çalınan parçalardaki davulun da dakikada 124 kez vurduğunu..."
............................
Psikiyatr Tarık Yılmaz'a göre belli tempoya sokulan kişiler giderek dış dünyadan soyutlanıyor. Tek konuya kilitleniyor. Grup etkisi eklenirse, duygusal efekt birkaç kez katlanıyor.
Tek kişinin zikri ya da tek kişinin dakikada 124 kez vuran sesten etkilenişiyle bu iki oluşumu, 100 kişinin bir arada yaşaması farklı oluyor.
Tasavvufun zikir ayinlerinde bu oluşum, arınmaya, ruh olgunluğu ve yücelişe yönlendiriyor.
Fakat... Aynı yöntemden siyasi İslamın terörist ya da intihar bombacısı yetiştirmekte de yararlanılıyor.
.............................
Müziğe dönelim... Yüksek volümün emilerek mekân dışına taşmasını, çevreye rahatsızlık vermesini önleyecek teknolojiler var.
Buna "sesle öldürmek" tekniği deniyor.
İlke olarak kapalı alanlarda disko müziği yapılmaması, küresel gerçeklik olmakla beraber, ülke tanıtımı için yararları ve vitrin işlevleri bulunan "açıkhava diskoları" da bazen gerekli olabilir. Oralarda "sesi sesle öldürme" ve diğer teknikler uygulanıyor.
...........................
Örneğin... İstanbul'a yıllardır gelen, yerküre ölçeğindeki isimler, belirli yerleri görmek isterler.
Sözgelişi... Reina, 29, Çırağan, bir zamanlar Sepetçiler Kasrı, şimdilerde Les Ottomans, İstanbul'un gece yaşamı vitrinleri gibidir. (*)
Yabancıların Türkiye'ye gelmeden aylar önce oralardan yer ayırttıklarını Paris Match dergisi yazmıştı.
Tarih ve kültür turlarından sonra gece yabancılar için her ülkede olduğu gibi bu "entertainment center"lar ajandaya girer.
Yani... Saydıklarım ve birkaç başka yer, magazin dilindeki "mekân" değildir.
Karşıda Beylerbeyi Sarayı ve Küçüksu Kasrı, iki yanda Boğaz'ın ışıklı kolyesi köprüler, ay ışığında şıkır şıkır Boğaz suları, kuğu gibi süzülen tekneler yaşanan bir kartpostal gibidir.
Daha ileri gideyim... Sosyal dokusuyla da "AB sürecindeki Türkiye için kan uyumudur."
Masaların çoğunda Türkiye'ye yatırımların konuşulduğunu ve o atmosfer içinde olumlu sonuçlara ulaştığını da söyleyebilirim.
Hadise, sadece "mini etekli manken, playboy" odaklı magazin malzemesi değil.
.............................
"Sesi sesle öldürmek", "içe dönük hoparlörlerle çerçevelemek", "desibeli düşük tutmak" ve "çevreyi rahatsız etmemek" elbette uygulanabilir ve uygulanması gereken uygar disiplindir.
Ama... Bunu, vitrin karartmak, hele neredeyse çoğunluğu yabancı olan bir yeri 20-30 üniformalı polisle baskın yaparak kapatmak, içerideki yüzlerce kişiyi itiş kakış dışarı çıkarmak, dehşet yaşatmak en azından "yanlıştır."
Bunun sabahı da var...
Medeni bir ceza tebliği yöntemi de var.
Terör evi basılmıyor ki!..
Ya yürütmeyi durduran mahkeme kararını bile tebellüğ etmemek!..
.............................
(*) Reklam değil... Bunu yapmayacağım bilinir. Ayrıca... Armada'nın terasında bir yanda Sultanahmet ve Ayasofya, önümde de Marmara, "ney"den klasik Türk müziği dinlerken rakı içmeye de bayılırım.
g.civaoglu@milliyet.com.tr
|
|
|

|