Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 16 Eylül 2006 / Cumartesi  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Otomobil    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Tankla Çarşamba'ya girmek!


Fatih'in Çarşamba semtinden yayılan görüntüler, kimilerinin vücut kimyasını bozmuş durumda.
Ne yapalım?
Bir sabah vakti erken tanklarla girip Çarşamba'yı dağıtalım mı?..
Ne dersiniz?
Çarşamba görüntüleri gibi, yine aynı semtteki İsmailağa Camii'nde işlenen çifte cinayet, ya da bir cinayet, bir linç de vücut kimyalarını bozdu, siyasetimizi sarstı.
Ortalık toz duman.
Bu kez tarikatları, cemaatleri gündeme aldık. Her kafadan bir ses çıkıyor. Konuyu demokrasi içinde yerli yerine oturtma çabası yerine, her zamanki kutuplaşma veya cepheleşme alışkanlığımız uç verdi.
Mevzilendik, ateşe başladık.
Hiç değişmiyor.
Medya bu arada 'Çarşamba muhiti'ni yıllar sonra yeniden keşfetti. Takkeli, çember sakallı, cübbeli, kara çarşaflı görüntüler eşliğinde, Türkiye'nin bir 'İslam devleti'ne ne kadar yakın, ne kadar uzak olduğu yolundaki sorular bazı odaklarda kaygıya yol açtı.
Başbakan Erdoğan'ın tutumu da yatıştırıcı, yol gösterici olmadı. Olayın tepesinde kalıp gerçeğin ortaya çıkmasına katkıda bulunacak bir tavır sergilemedi.
Hükümet kanadından da sanki tarafmış izlenimi yayıldı. Polis özellikle işin başında iyi sınav vermedi.
İsmailağa Camii olayı ve Çarşamba görüntüleri üzerinden AKP'ye yaylım ateşi açan bazı odaklarda, bu işin 'karakolda biteceği'ne dair temenni kokan değerlendirmeler yapıldı, yapılıyor.
Hiçbiri şaşırtıcı değil.
Kısacası, Türkiye yıllar sonra yeniden cepheleştirilmek isteniyor.
Olayın özü budur.
1950'lerde vatan cepheleri kurulmuştu. Demokrat Partili - Halk Partili diye saflara bölünmüştü Türkiye. Sonra devrimciler-ülkücüler sahneye çıktı. Katliamlar yaşandı Sünni-Alevi kavgalarıyla...
Askeri darbelere sürüklendik.
Anlaşılan daha bitmedi.
Şimdi de Türk-Kürt yangını çıkartılmak isteniyor. Şeriatçı-laikçi cephelere bölünmek için kızıştırılıyoruz.
Belki de Çankaya Savaşları başladı!
Herşey olabilir.
Demokrasi kolay deği!
Türkiye'nin, bazı temel sorunlarını demokratik rejimin kendi çerçevesi içinde, kendi oyun kurallarıyla çözmeye alışması ya da çözmeyi öğrenmesi zaman, sabır, tecrübe ve eğitim gerektiriyor.
Belki de yeterince acı çekmedik. Acıların olgunlaştırıcı etkisinden demokrasi adına yararlanmak için belki biraz daha kan ve gözyaşı akıtmak lazım.
Kim bilir, bilemiyorum.
Tekrar Çarşamba görüntüleri...
Cumhuriyet'in kuruluşuyla birlikte tarikatlar yasaklandı bu ülkede. Tekke ve zaviyeler kapatıldı.
Ama ne oldu?
Hepsi yeraltına indi. Bugüne kadar varlıklarını korudular. Hatta geliştiler.
Ne yapacaksınız bu durumda?
Askeri bir darbeyle demokrasiyi askıya alıp yeniden mıntıka temizliği mi?.. Bunca yıllık yasakçılık, bunca yılın demokrasi dışı uygulamaları ne sonuç verdi ki, bundan sonra verecek Allah aşkına?..
Durun, soğukkanlı düşünün.
Hasan Celal Güzel önceki gün Radikal'deki köşesinde şöyle yazdı:
"Ben ehl-i tarîk, yani tarikat mensubu değilim. Olabilirdim de. İnsanın inanç dünyası tamamen kendi şahsına aittir ve kimseyi ilgilendirmez. Nakşibendi tarikatı mensubu rahmetli Özal, bu ülkede başbakanlık ve cumhurbaşkanlığı yaptı. Bu inancından dolayı kime, ne türlü zararı dokundu?
Hani 'Herkes vicdan, dini inanç ve kanaat hürriyetine sahip'ti? (Anayasa md.24) Bir kısım insanın, genele uygun olmayan kıyafeti bizi neden rahatsız ediyor? Bırakınız da herkes inandığı, istediği gibi yaşasın... Bu tarz giyimi beğenmeyebilirsiniz. Ama herkes sizin beğendiğiniz gibi giyinmek ve yaşamak zorunda mıdır?
Peki, şimdi bunları ne yapalım? Hepsini toplayıp gaz odalarına mı dolduralım? yoksa zorla cübbelerini, şalvarlarını, çarşaflarını çıkarıp berbere, kuaföre mi gönderelim?"
Hasan Celal Güzel'in sorularına bir tane de ben ekleyebilirim:
Tanklarla girip Çarşamba'yı dağıtalım mı? Ne dersiniz?

h.cemal@milliyet.com.tr








Taha AKYOL
Papa, İslam ve akıl
HERHANGİ bir kimse, sıradan bir insan, bir ak...
Çetin ALTAN
Gelmiş geçmiş Başbakan demeçlerinin matrak bir CD'si yapılsa
Son hızla kör bir hatta girmiş bir tren katar...
Melih AŞIK
Samsun'dan mesaj
Hastanelerde hemşire açığımızın hangi vahim b...
Fikret BİLA
Papa yangına körükle gidiyor
Papa 16. Benedictus'un, İslam dini ve Hz. Muh...
Hasan CEMAL
Tankla Çarşamba'ya girmek!
Fatih'in Çarşamba semtinden yayılan görüntüle...
Güneri CIVAOĞLU
Üçü bir arada...
Bir Papa kuyuya taş attı... Bin akıllı çıkara...
Can Dündar
İki Mizgin
Mizgin Özbek 9 yaşındaydı. Batman'ın Balbaşı...
Semih İDİZ
Papa 'kılıcın' Hıristiyanlıktaki yerini unutmuşa benziyor
Karikatür krizi hafızalardaki tazeliğini koru...
Sami KOHEN
Bu kez de Papa krizi...
Bir bu eksikti...
Hasan PULUR
Papa, Hoca ve Müftü...
"NE var buna kızacak, ya da şaşıracak?" diye ...
Erdoğan SAĞLAM
Belediyeler gelir olsun diye emlak vergisine yüklendi
Belediyelerin en önemli gelir kaynağını emlak...
Derya SAZAK
Yeni Haçlılar
Huntington'un 'medeniyetler çatışması' tezini...
Meral TAMER
TÜBİTAK ve Milliyet'in TV reklamı
Siz de "Yolsuzluk, çocuklarımızın geleceğinde...
Tamer HEPER
Bunu güçlü devlet önler
Lanet olası bir sürü saçma sapan âdetten kurt...
Yaman TÖRÜNER
Makyavel olsa ne yapardı? (II)
Önceki yazımda, Stanley Bing'in "What would M...
Osman ULAGAY
İki yıldız, altı senaryo
Davos, Avrupa'nın göbeğinde, İsviçre'de bir d...
Güngör URAS
Belediyeler gelir peşinde 'emlak vergisi'ni artıracak
Milliyet'in Ekonomi sayfasında dün Erdoğan Sa...
M. Ali BİRAND
Papa'nın talihsiz konuşması...
Papa, kasım ayında Türkiye'ye gelecek.

© 2006 Milliyet