|
 |
|
|
Balkan Ligi gerek
UEFA ülkeler sıralamasında Bulgaristan 13'üncü, Türkiye 14'üncü, Yunanistan 16'ncı sırada. Komşuların sorunu ortak. Herkes Devler Ligi'ne iki takımla katılmak istiyor. Bu konuda belki de birbirimize yardım edebiliriz
Uzun yıllardır Avrupa kupalarında baharı göremeyen Danimarka, İsveç ve Norveç, bu eksikliği kendi aralarında bir Şampiyonlar Ligi kurarak giderme kararı aldılar 3 yıl önce... Her üç ligin ilk dört sırasını alan takımlar, Royal Lig'i oluşturdu ve rakip onlarca ülkenin UEFA kupalarında oynayarak değerlendirdiği zamanı Royal Lig'de geçirdiler.
Netice mi? İki sezondur Royal Lig'in şampiyonu olan Kopenhag, şimdi Avrupa Şampiyonlar Ligi'nde... Danimarka futbolu uzun yıllar sonra birinci turlarda 4'te 4 takımla devam ediyor, ve ülkeler sıralamasında hızla yükseliyor... Fenerbahçe'nin rakibi Randers'ı hep beraber gördük!
Hedefi Avrupa kupalarında kalıcı başarı olan ve şu anda pozisyonları birbirine çok yaklaşan üç komşu, Bulgaristan, Yunanistan ve Türkiye, benzer bir lig kuramaz mı? Avrupa kupalarına katılamayan takımların baştan başladığı (Mesela Türkiye Ligi'ni beş ve altıncı sırada tamamlayan takımların 1. turdan başladığı), UEFA şampiyonalarından elenenlerin kademe kademe katıldığı bir kupa?
Hem, ligdeki hedef sahibi takım sayısını artırmak için bir yöntem... Hem Avrupa'dan elenenler için bir teselli... Hem komşu ülkelerin sosyal, kültürel etkileşimi için bir fırsat... Hem Türkiye Ligi'nde kendi takımlarında yer bulamayan iyi yerli oyuncularımız için yeni bir pazar... Hem Bulgar, Yunan (ve hatta Rumen) liglerindeki iyi oyuncuları bedava tespit etme imkanı... Bir nevi, Çarşamba ligi... Yani o meşhur, "haftada 3 maç" klişesini hayata geçirme...
2 sezon denesek yeter... Eminim üç veya (Romanya'yı da katarsak) dört ülkenin de Avrupa performansı yükselecek, belki UEFA kupalarındaki takım sayılarımız arttığı için Balkan Ligi'ne ara vermek bile gerekecek... Bir şeyler yapmak lazım. Yoksa çok kısa bir süreçte, Şampiyonlar Ligi'ne tek takımla katılabilmek için bile ön eleme oynamamız gerekecek...
Anlayış yanlış
Sezonun ilk derbisi oynandı nihayet... Fikstür belirlenirken 3 büyüklere önceden atanmış numaralar verilip, ilk haftalarda İstanbul derbisi oynanması engelleniyor. Gerekçe, ligde heyecanı artırmak...
Bu düşünceyle, İngiltere Premier Ligi'nin şimdiden heyecanı kalmadı(!) Baksanıza bir hafta içinde hem Chelsea-Liverpool, hem de Arsenal-M.United maçları oynandı! Ya İngilizler, İspanyollar, İtalyanlar, Almanlar bu işi bilmiyorlar, veya biz lige heyecan katmanın başka metotlarını bilmiyoruz...
Üstelik bu konuda yayıncı kuruluşun da böyle bir talebi yokmuş. Bana söylenen, derbi maçlarının haftalarının Lig TV için önemli olmadığı...
Üstüne üstlük Galatasaray'la Beşiktaş'ın elindeki numaraların (galiba 14 ve 16) ortasındakini Trabzonspor çekince (15'i), Anadolu takımları sırayla 3 devle karşılaşmak durumunda kalıyorlar. Yani hem ayarlıyorsunuz, hem de ayarlanmış düzende bu durum ortaya çıkıyor!
18 takım, fikstür kurasına eşit şartlarda girmeli... Bunu bir biçimde, herhangi bir gerekçeyle etkilemenin hiçbir mantıklı izahı yok...
Selçuk nasıl güvensin
Fenerbahçe'nin genel durumu ve başarısı/başarısızlığı ile ilgili bir analiz değil bu... Sadece ufak bir tespit... Zico, göreve geldiği andan itibaren bir mevkide bir oyuncusu eksikse, onun yerine o mevkinin yedeğini oynatıyordu.
Sağ bek Serkan kırmızı kart cezalısı olduğunda, herkes defans kurgusu ile oynanacağını düşünürken, Zico o mevkinin yedeği Kerim'e güvendi. Forvette Anelka olmadığında Semih'e, sol bekte de Ümit Özat olmadığında Uğur Boral'a verdi formayı...
Beğenirsiniz veya beğenmezsiniz, bu yöntem kadrodaki 23 oyuncunun tamamının moralini yüksek, kafasını hazır tutmak için etkili bir metottur. Yedek oyuncu bilir ki, mevkiinde bir boşluk olduğunda sıra ona gelecek... Ama bir kişi hariç: Selçuk!
Randers maçında Appiah cezalı iken, Zico neden tercihini o pozisyonun yedeği Selçuk'tan yana kullanmadı? Şimdiye kadar sistemini hiç kurcalamayan ve tercihlerini bu yönde yapan Zico, belki de en önemli doğrusunu, bu tercihiyle heba etti...
Bu tercihten sonra, Selçuk (ve diğer tüm yedekler) Zico'ya nasıl güvensin?
Bardan futbolcu toplamak
Üstünden neredeyse 2 hafta geçti, milli maçlar güncelliğini yitirdi belki ve bilgisayarda bekleyen birçok not gibi bu konu da kısıtlı yer gerekçesine kurban gidiyordu ki, D Spor'dan Süleyman Akay uyandırdı beni. Hâlâ San Marino'nun 13-0'lık Almanya mağlubiyetini sindiremedik içimize.
Almanya'yla San Marino'yu çarpıştırmak ne kadar mantıklı, onun üzerine düşünmek gerek sanki... Kulüpler arasındaki uçurumlar transfer yoluyla kapanıyor, ama ulusal takımlar arasındaki genetik, toplumsal, ekonomik gerekçeli farkları kapatmak kolay değil... Hem Almanya'ya hem San Marino'ya eziyet oluyor bu maçlar...
Euro 2008 elemelerinde 50 ülke var... Önce UEFA sıralamasına göre son 16 ülkeyi bir ön elemeye tâbi tutmak gerek... (Belki de daha az ülkeyi, buradaki rakamlar farâzi) Sonra ön elemeyi geçen 8'ini kalan 34 ülkeye katıp başlamalı elemeler...
Birinci fayda, San Marino, Liechtenstein, Malta gibi ülkeler önce birbirleri ile oynar, kazananlar biraz cesaret toplayarak büyüklerin karşısına gelir. Elenenler de zaten 13 gol yemekten kurtulur.
İkinci fayda, zaten ulusal takımlar için fazla olan maç sayısı biraz düşer. Ya da oluşan yeni boşluklar hazırlık maçları ile değerlendirilir. Zira ulusal takımlar hazırlık maçı yapacak vakit bulamıyorlar.
Üçüncüsü de, bardan futbolcu toplamazsınız artık... Bu elemeler öncesinde İsveç'te Ibrahimovic, Wilhelmsson ve Mellberg, Hırvatistan'da da Srna, Olic ve Balaban gece eğlenceleri nedeniyle kadro dışı kaldılar. Ulusal maçlar yıldızlara fazla geliyor, hele de İsveçliler gibi rakibiniz Liechtenstein'sa konsantrasyon daha da zorlaşıyor...
umeleke@milliyet.com.tr
|
|
|

|