Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 23 Eylül 2006 / Cumartesi  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Otomobil    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Hanedanın sesi


Osmanlı ailesinin en büyüğü Ertuğrul Osman Efendi bana 'Bizimkiler yokluk çektilerse, daha çok israftan (savurganlık)" demişti. Ve şöyle açıklamıştı: "Büyükbabam Sultan Abdülhamit, babama ve diğerlerine birer kutu dolusu pırlanta vermişti. Babam bu serveti çarçur etmedi. İyi kullandı. Biz hiç sıkıntı çekmedik. Ben de daha sonraki yıllarımda Güney Amerika'da maden işlettim. Güzel bir hayatım oldu. Şimdi artık çalışmıyorum. New York'ta bu evde yaşıyorum."
Bu sözleri, şimdi 93 yaşında olan Ertuğrul Osman Efendi'den, New York'taki apartman dairesinin salonunda dinlemiştim.
İkinci katta bir daireydi.
Oldukça büyük bir salon zevkle döşenmişti.
"A sosyal grup"tan bir ailenin yaşam düzeyini yansıtıyordu.
Ertuğrul Osman Efendi New York'taydı ama aile ritüeli İstanbul ilkeleriyle sürüyordu.
Örneğin...
O da Afgan kökenli bir prenses olan Zeynep Osman (Tarzi), Osman Efendi'ye içkisini ya da kahvesini hafifçe diz çökerek sunuyor, "Osman Efendi" diye hitap ediyor.
.....................
TRT'nin "Osmanoğlu'nun Sürgünü" adlı belgeseli ve bu bağlamda Dolmabahçe Sarayı'ndaki davet nedeniyle konu, tartışmalar gündeminde.
Eğer mesaj, "Osmanlı hanedanının beş parasız ve sefalete mahkûm edilerek sürüldüğü" ise, bu ailenin hâlâ en büyüğü ve reisi olan Ertuğrul Osman Efendi'nin yazının başında yansıttığım sözleri dikkatle okunmalıdır.
Elbette İstanbul'daki debdebe, saray yaşamındaki şatafat Avrupa'da sürdürülemezdi ama yeni koşulların bilincinde bir kültür derinliğine sahip olsalardı, bilinen "muhtaç" durumlar yaşanmazdı.
Abdülhamit tutumlu adamdı.
Bir Ermeni mali danışmanının katkılarıyla özellikle -kendine ait- Musul-Kerkük petrol kuyularının gelirleriyle büyük paralar kazandığını, miktarıyla, yazmıştır.
Sultan Abdülhamit'in oğlu Burhanettin Efendi de hesabını bilen, kültürel yapısı sağlam bir şehzadeydi.
Burhanettin Efendi güzel piyano çalar, klasik Batı müziğinden besteler yapar, iyi at binerdi.
Dönemin ABD büyükelçisinin kızıyla flört ederlerdi.
Belgrad Ormanları'nda atlarını dört nala kaldırır, korumaları atlatıp ağaçların arasında saatlerce kaybolurlarmış.
......................
Sürgünden sonra Burhanettin Efendi ve aile Viyana'da büyük bir konakta yaşıyorlarmış.
Burhanettin Efendi'ye Batılı devletler savaş sonrası coğrafya yeniden düzenlenirken önce Arnavutluk, sonra Suriye Kralı olmasını önermişler.
"Siyaset sevmiyorum. Sanatla meşgulüm. Mesudum. Hiçbir şeye ihtiyacım yok" diyerek reddetmiş.
"Muhtaç" bir durumda olsa, iki taht için önerileri geri çevirir miydi?
......................
Ve... Birkaç gözlem ve not...
Dolmabahçe'de çekilen aile fotoğrafına dikkat ediniz. Bütün hanımların başı açık. Gençlerin etekleri dizlerinin üstünde. Göğüsler dekolte.
Halife'nin ailesinde ne sıkma baş var, ne tesettür...
Kadınlar ve erkekler bir aradalar.
Müslüman Türk milleti de bunu görmüştür.
......................
Osmanlı devleti sürseydi, Padişah tahtında oturacak ve hilafeti sürdürecek olan Ertuğrul Osman Efendi'nin şu sözlerini de yansıtayım:
"Padişahlar, hukuku modernleştirdiler. Şeriat hukukunu yetersiz bulurlardı ve o sebeple karşıydılar. Şeriat hukukunu tatbik etmek isteyen ulema ile saray karşı karşıya gelirdi. Birbirlerini sevmezlerdi.
Ben dahil bütün Türkler, Atatürk'e borçluyuz. Vatanı o kurtardı. Cumhuriyeti kurmakla iyi etti. O gelmeseydi, Allah bilir ne olurdu...
Gençler, laikliğe ve vatanın bütünlüğüne sahip çıksınlar.
Padişahlık, monarşi, hilafet, şeriat geride kalmıştır. Artık olmaz.
Zaten ben de böyle bir şeyi aklımdan geçirmem."
Son bir not:
Dolmabahçe'deki davete bu söylemin sahibi Ertuğrul Osman Efendi'nin gelmemiş olması da bir "tavır" ya da "mesaj" olamaz mı?

g.civaoglu@milliyet.com.tr








Taha AKYOL
YÖK-bakanlık çekişmesi
YÖK ile Milli Eğitim Bakanlığı arasındaki bit...
Çetin ALTAN
"Yazarlar"a karşı barbarizmin pençesi ve Köyceğiz günleri noktalanırken...
M.Ö. 330 yıllarında Büyük İskender tarafından...
Melih AŞIK
Tohum ve toprak
AB'nin isteği üzerine TBMM'ye sevk edilen bir...
Fikret BİLA
Bardakoğlu: Sosyalleşme kanalları lazım
Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Bardakoğ...
Hasan CEMAL
Baykal'la kıyameti koparmak!
Sosyal demokratlık nedir? Hele Türkiye gibi y...
Güneri CIVAOĞLU
Hanedanın sesi
Osmanlı ailesinin en büyüğü Ertuğrul Osman Ef...
Can Dündar
Atatürk'ün günlükleri
28Temmuz 1918 Pazar:
Abbas GÜÇLÜ
AKP Çelik'i gözden mi çıkardı?
Milli Eğitim Bakanı Çelik'in özel öğretim kur...
Semih İDİZ
Medeniyetler çatışmasının ön cephesine sürükleniyoruz
Papa 16'ncı Benedictus ile birkaç gün önce öl...
Metin MÜNİR
Kıbrıs'ta aforoz liginin yeni takımları
Kıbrıs'taki koalisyonun büyük ortağı Cumhuriy...
Hasan PULUR
Solun tarihinden bir görüntü...
ABDÜLKADİR Demirkan kimdir?
Derya SAZAK
Ekim dalgası
IMF'nin 'ikinci dalga' uyarısı ekim gelmeden,...
Meral TAMER
TBMM'de Akdağ'a tüp bağlatma için soru önergesi!
Sağlık Bakanı Prof. Dr. Recep Akdağ, geçen ay...
Tamer HEPER
Para dediğin nedir ki?
Bu memleketin kalkınması için elinden geleni ...
Yaman TÖRÜNER
Bankacılık suçları
Türkiye Barolar Birliği Başkanı Özdemir Özok,...
Güngör URAS
Dalga devam edecek (Dalga gemiyi sallar ama her dalga gemiyi batırmaz!)
Dün gene piyasa dalgalandı. Dalgalanma demek,...
M. Ali BİRAND
Cemil Çiçek, galiba haklı çıkacak
Adalet Bakanı Cemil Çiçek ile, KRİTER'in Paza...

© 2006 Milliyet