Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 25 Eylül 2006 / Pazartesi  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Otomobil    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
"Mozart ve Puccini söylüyoruz ama sıkılmayacaksınız"

"OperaTwins" adıyla tanınan İzmirli ikizler Sinem (en solda) ve Didem Balık, Atlantic Records'tan albüm yapmak üzere Ahmet Ertegün'le anlaştı. Biri soprano, diğeri mezzosoprano olan ikili, operayla da eğlenilebileceğini göstermek istiyor: "Avrupa'da insanlar sanatla eğleniyor. Biz de onu yapmaya çalışıyoruz. Mozart söylüyoruz, Puccini, Verdi söylüyoruz ve sıkılmayacaksınız diyoruz"

ASU MARO


İzmir'de başlayan serüvenlerini tam bir "azmin zaferi" öyküsüyle altı yıl önce Viyana'ya taşımış iki kardeş Sinem ve Didem Balık. Sadece kardeş değil, tek yumurta ikiziler ve bu süre içinde "OperaTwins" (Opera İkizleri) adıyla kendilerine bir kariyer edindiler bile. Şaşırmamak lazım; hem güzel hem yetenekliler, üstelik işin "şov yanının" da hakkını veriyorlar.
Bir diğer özellikleri de birinin soprano, diğerinin mezzosoprano olması ki bu dünyada pek az örneği olan bir durum. New York'ta verdikleri bir konserde Ahmet Ertegün'ü de büyüleyen ikizler, şimdi Atlantic Records'tan gelen albüm teklifinin heyecanı içindeler. Ertegün'ün "Göz kamaştırıcı sesleriyle hepimizi çarptılar" diye anlattığı Balık kardeşlerle iki haftalığına geldikleri İstanbul'da buluştuk. Kararlı, tutkulu, mücadeleci iki genç kadın, belli ki yolları çok açık...
Ama bundan önceki röportajlarından da gözleri korkmuş gibi, temkin-tedbir had safhada. Zaman zaman birbirlerini uyarıyorlar, "Ona söyleme", arada da beni tembihliyorlar; "Aman bunu yazma" diye. İşte bunlar onların söylediklerinden yazılabilecek olanlar...

Atlantic Records'tan çıkacak albümünüz ne aşamada?
Didem Balık: Hit parça arayışı sürüyor. Ahmet Ertegün kendi bestecilerine haber verdi, altta ritim olacak ama tamamen opera parçaları olacak. Önümüzdeki yıl çıkacak.

Beş ayrı dilde söylüyormuşsunuz sahnede... Türkçe de var mı aralarında?
Didem B.: Evet Türkçe, Fransızca, İtalyanca, Almanca, İngilizce aryalar söylüyoruz.
Sinem Balık: Mutlaka bütün konserlerimizde Türk bestecilerinin eserlerini söylüyoruz. Bu bizim şansımız, bu konserlerle hem Türk kadınını hem de ülkemizin kültürünü tanıtıyoruz.
Didem B.: Bir de dokuz sekizlik ritimlerimiz, beş sekizlikler çok dikkatlerini çekiyor. Bazen kaftanlar giyiyoruz, çok ilginç geliyor insanlara.

Her şey 4 yaşında eve alınan piyanoyla başlamış...
Sinem B.: Annem diyor ki yanlış söylüyormuşuz, 3 yaşındaymışız.
Didem B.: Daha okuma yazmayı öğrenmeden derse başladık. Hocamız renklerle öğretti bize piyano çalmayı. Hiç unutmuyorum; kırmızı do, sarı mi, mavi re, fa da mordu.

Başka kardeşiniz var mı?
Didem B.: Beş kardeşiz, üçü erkek. En büyük benim, Sinem'den beş dakika büyüğüm.

"Sesimizin çok güzel olduğunu söylüyorlardı"

Operacı olmaya nasıl karar verdiniz?
Sinem B.: Piyanoyu 9 yaşında bıraktık. Sesimizin çok güzel olduğunu söylüyorlardı, ben bunu profesyonel olarak yapmamız gerektiğini düşündüm ve lise 2'de Didem'e dedim ki "Ben konservatuvara gideceğim". Onu da ikna ettim.
Didem B.: Ben bir sene erken girdim, ikimiz de 9 Eylül Üniversitesi'nde okuduk.

Sonra Antalya macerası var, değil mi?
Sinem B.: Önce İstanbul Cemal Reşit Rey, sonra Antalya Devlet Operası. Ve Kültür Bakanlığı bursuyla Avusturya. Gidiş o gidiş.

Kariyerinizi ikili olarak sürdürmeye nasıl karar verdiniz?
Sinem B.: Ben hep böyle olmasını düşünüyordum. Hatta Didem'i konservatuvara girmeye ikna etmek için demiştim ki "Bak biz ikiziz, senin başka iş, benim başka iş yapmam hiç orijinal değil. Gel bunu biz birlikte yapalım".
O Amerikan filolojisi istiyordu çünkü.

"Türkiye'de bir önyargı var, sanatla eğlenilmez gibi"

Sanatçılar egosu yüksek insanlardır denir, tek başınıza olmak istemediniz mi hiç?
Sinem B.: Birçok soprano, mezzosoprano var. Ama soprano ve mezzosoprano ikiz çok az. Birlikten güç doğar diye düşünüyoruz.

Operayı popüler hale getirmek istiyorsunuz. Nasıl bir yol izliyorsunuz bunun için?
Sinem B.: Popüler derken poplaştırmak gibi bir niyetimiz yok. Eğer bu popülasyondan geliyorsa, halktan geliyorsa, kastettiğimiz bu. Türkiye'de bu aristokrat sınıfın bir kültürüdür gibi bir inanış var, ben anlamam diyor insanlar. Biz Avrupa'da Benin kralına, prenslere prenseslere, kontlara konteslere konserler verdik. Onlar bunu zaten biliyor ve dinliyorlar. Bizim asıl derdimiz bu müziği halkla buluşturmak.

Operanın ciddi imajını da biraz sıkıcı buluyorsunuz galiba...
Sinem B.: Sıkıcı bulmuyoruz ama ben opera sanatçısı olduğumuz için ciddi olmamız gerektiğine ya da kabarık kıyafetlerle piyanoya tutunarak konser yapmamız gerektiğine inanmıyorum. Biz olduğumuz gibi görünmek istiyoruz, bir çerçeveye sıkıştırılmak istemiyoruz. Konserlerde dans ediyoruz, kostüm değiştiriyoruz, eğlenceli bir ortam yaratmaya çalışıyoruz.
Türkiye'de bir önyargı var, sanatla eğlenilmez gibi. Ama Avrupa'da insanlar sanatla eğleniyor. Biz de onu yapmaya çalışıyoruz. Mozart söylüyoruz, Puccini, Verdi söylüyoruz ve sıkılmayacaksınız, sizi eğlendireceğiz, mutlu edeceğiz diyoruz. Türkiye'deki eğlenme anlayışı da farklı, insanlar kalkıp göbek atarak ya da içkiyle bağlantılı eğlenceyi düşünüyorlar. Biz diyoruz ki operayla ilgili önyargılarınızı kaydırın ve bize kalbinizi açın. Ama Einstein "Önyargıyı yok etmek atomu parçalamaktan daha zordur" demiş. Biz bunu yapmaya çalışıyoruz.

"Bizim hem ortak hayatımız hem de tekil hayatlarımız var"

Hayaliniz Galatasaray-Fenerbahçe maçında çıplak ayakla "Carmen" söylemek mi? Bir röportajınızda öyle demişsiniz...
Didem B.: Avusturya'da bir televizyon kanalı bir yardım organizasyonu yapmıştı. Biz de çim sahada çıplak ayakla "Carmen" söyledik orada. Sonra bize o röportajda "Galatasaray-Fenerbahçe maçında teklif edilse söyler misiniz?" diye soruldu, biz de neden olmasın dedik. Yoksa o kadar büyük hayallerimiz var ki...

Saçlarınız sahne için mi aynı boyda?
Sinem B.: Yok, biz hep böyleydik.
Didem B.: Ama sahnede bunu kullanıyoruz. "Carmen"deki Habanera mesela mezzosoprano rolüdür. Benim söylemem lazım. Ama biz ne yapıyoruz, sahnenin bir ucundan ben söylemeye başladığımda aynı kıyafetlerle Sinem giriyor yan taraftan. Seyirci şaşırıyor.
Sinem B.: Sahnede makyajımızı bile ona göre yapıyoruz, benim çene kemiklerim daha geniştir, ben çenemi daha uzun göstermeye çalışıyorum. Ama normal hayatta aynı değiliz.

Genel olarak ortak bir hayatınız var. Hayatınızı ayıracak bir ilişkiniz olursa ne olacak?
Didem B.: Bu OperaTwins'i etkilemez, kardeşliğimize de hiçbir şey olmayacak.
Sinem B.: Hayatımıza girecek kişiye de fedakarlık düşüyor. Bu ikizlik durumu başka bir şey. Ama bizim hem ortak hayatımız hem de tekil hayatlarımız var. Ayrı ayrı sporlar yapıyoruz, ayrı ayrı hobilerimiz var...

"Sinem'in ağlamasını İzmir'den duydum"


Aynı anda aynı şeyi hissettiğiniz oluyor mu?
Didem B.: Evet, öyle bir şey yaşadık. Sinem o zaman Bilkent'teydi, gece 2'de yattığım yerden bir ağlama sesi duyuyorum. Bütün odaları dolaştım, kimse ağlamıyor, kesinlikle dedim Sinem ağlıyor. Ertesi gün "Sen dün 2'de ağlıyor muydun?" dedim, "Evet, nereden bildin?" dedi. Ben kulaklarımla duydum resmen.

Bu korkutucu gelmedi mi size?
Sinem B.: Yoo. Bir kere de biz uyurken anneannem odaya girmiş, birimiz oturur birimiz yatar vaziyette uykuda konuşuyormuşuz. Anneannem dua okuyarak çıkmış dışarı. Bizim için hiç absürt bir şey değil yani bu. Bize soruyorlar "İkiz olmak nasıl bir duygu?" diye, biz tek olmak nedir bilmiyoruz ki.
Sizin duygularınız nasıl, ben de onu soruyorum...


CUMARTESİ
"Mozart ve Puccini söylüyoruz ama sıkılmayacaksınız"
Gözümüz parasında değil kendisinde
En moda En yeni
Parlak renkli laptop çantaları
ne var, ne yok
Heyecan arayanlar için iki yarış birden
Her damağa uygun iftar sofrası
Bebeğinizi doğru emziriyor musunuz?





Melis Alphan
Cengiz Eren
Ali Rıza Kardüz
Cemal Saydam
Tuba Akyol
İlhan Uçkan
Süha Umar

© 2006 Milliyet