Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 01 Ekim 2006 / Pazar  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Cola Kurda!


Cola Turca çıktığı günden beri, her biri dev birer sosyolojik araştırma meselesi olabilecek reklamlarıyla bir milleti duygudan duyguya sürükledi.
Önceleri "gençlere göre milliyetçilik" kaidesi üzerine kurulan reklamlar ramazan ayını idrak ettiğimiz şu günlerde direksiyon kırdı ve yeni sosyolojik deryalara yelken açtı.
Yeni reklam şöyle. Bir masada, güneş batarken dedeyi görürüz. Torunuyla masada oturmaktadır. İftar masası. Sonra masa uzar uzar, Türkiye'yi sarar. Güneydoğu'dan başlayan masa Karadeniz'i dolaşıp Marmara'dan geçip Ege kıyılarından denize atlayıp Gökçeada'dan çıkmak suretiyle memleketi birbirine bağlar. Ezcümle: Cola Turka ile masaya oturan halkımız, yani biz, hepimiz aynı sofradayızdır. "İnanç Dünyası" tonuyla bir adam şöyle der:
"Şükürler olsun bizi aynı sofrada buluşturana!"
Vesaire vesaire...
Kürt meselesinin ve azınlık haklarının tartışıldığı şu günlerde efervesan gibi reklam; gaz giderici.
Cola Turca ile masaya oturanların hepsine Türkçe konuşturunca ne sevimli görünüyor her şey değil mi?
Meseleye "Bizi birleştiren tek şey aslında dinimiz" demek ne şeker oluyor millet birbirini boğazlarken.
Ve iftar sofrasına oturmayan tek bir kişi kalmayınca memlekette ve herkes bundan mutluyken...
Cola Kurda, Cola Lazka, Cola Ermenika olmasa bütün memleket Turca!

Survivor ve milliyetçiliğin bozuk asabı
Show TV'de "Survivor" diye bir yarışma yayımlanıyor. Türkçesi "Ayakta Kalan" ya da "Hayatta Kalan" diye çevrilebilir. İki ada var bir okyanusun ortasında. Bir tanesine Yunanlıları koymuşlar, birine bizimkileri.
Daha başından çıldırtan bir sahneyle başladı yarışma. Yarışmacılara belli bir miktar para veriyorlar ve bu parayla bilmem kaç gün kalacakları adada ihtiyaçları olan şeyleri kısa bir sürede edinmelerini bekliyorlar. Yarışmacılar bir köye giriyor. Önce satın almaya çalışıyorlar fakat baktılar olmuyor, Türk yarışmacılar hırsızlığa başlıyor. Zavallı bir okyanus köyünü talan ediyorlar.
Sonra Yunanlılar da katılıyor talana. Bizimkilerin çıldırasıya yaptıkları hırsızlığın etkisini azaltmak için herhalde Yunanlı bir yarışmacının aldığı tavuğun oracıkta boğazını eliyle kopardığını kerelerce ve ağır çekimde gösteriyorlar. Buraya kadar normal olan bölümü. Gerçekten... Asıl kıyamet sonra kopuyor. Küçük yarışmalar yapılıyor ve yarışmalar sırasında öğreniyoruz ki, Yunan ekibinden bir kadın aslında Türkçe biliyor ama bizimkilere belli etmiyor: Planlarını önceden anlayabilmek için!
O adada bir patoloji sürerken bizim adada da şöyle bir hadise cereyan ediyor. Dandik oyunlardan galip çıkan Türk ekibi, okyanusun ortasında, minnacık bir adada, koca koca adamlar ve kadınlar olarak kol kola girip, "Çıktık açık alınla" diye başlıyor marş söylemeye.
Yarışmacılar içinde en yaşlı olanı kırklı yaşlarında bir adam. Rakibini yenince oyunda ağlamaya başlıyor, bağırıyor:
"Ben Yunanlıyı on kere yenerim. On kere!"
Bir tür histeri krizi.
Yunanlılardan tavuk kafası koparan da en az bizimkiler kadar tuhaf:
"Eğer bu yarışmayı bir Türk kazanırsa ikinci Atatürk olur."
Bu derece asabı bozuk bir milliyetçilik... Bu derece şuurunu kaybetmiş bir düşmanlık...
Ve korkarım bu yarışmayı heyecanlanarak ve ciddiye alarak seyreden kalabalıklar var iki ülkede de.

ecetem@hotmail.com








Çetin ALTAN
'Kimseye etmem şikâyet, ağlarım ben halime'
Nasreddin Hoca'ya sordular:
Melih AŞIK
Mein Vater Türke
Cahit Çubuk, Bolu'nun Mengen ilçesinden kalkı...
Fikret BİLA
Komutanlar ve milli burjuvazi arayışı
Kuvvet komutanlarının, harp okullarının açılı...
Hasan CEMAL
İrtica diye bir tehdit yok!
Cuma gecesi Ankara'dan kalktık, New York'a uç...
Güneri CIVAOĞLU
Zalimlik egzersizi
Acıyı acıyla yenmek yöntemini Paulo Coelho'da...
Can Dündar
Adnan Menderes'le düşen uçakta...
Tomris Giritlioğlu telefon etti aylar önce.....
Abbas GÜÇLÜ
Demirel, Batman ve Pekinler
Dün, binlerce kilometre yol kat edip günü bir...
Metin MÜNİR
Tatilin ikinci günü
Salonda, sallanan koltuğa oturmuş müzik dinli...
Hasan PULUR
Köşe yazarı nasıl olunur?
"KÜÇÜK Hanım"ın canı gazeteci olmak, yazı yaz...
Derya SAZAK
Nasıl tükettik?
Gıda güvenliği insanlığın 21. yüzyıldaki en t...
Meral TAMER
Üniversite bahçesindeki heykel parkı
Önce masamda duran kitaplardan birinin adı di...
Ece TEMELKURAN
Cola Kurda!
Cola Turca çıktığı günden beri, her biri dev ...
Tamer HEPER
Nostalji
Her ramazan, eski ramazanlar diye nostalji ya...
Osman ULAGAY
Dış ticaret açığımız nasıl 'Asyalaştı'?
Küresel dönüşümün Türkiye'nin dış ticaret hac...
Güngör URAS
Venedik Bienali'nden seçmeler İstanbul Modern'de sergilenecek
Geçen yıl düzenlenen 51'inci Venedik Bienali'...
Serpil YILMAZ
Sivil toplumda 'geniş cephe'
Aslına bakarsanız, bugün için dar bir grup ar...

© 2006 Milliyet