|
Kim konuşmalı?
Başbakan Erdoğan ve bakanları, Meclis Başkanı, "irtica yok" diyor. Cumhurbaşkanı Sezer, Genelkurmay Başkanı Org. Büyükanıt ve Kuvvet Komutanları'na göre ise, "irtica var".
Birincilerin kafasında belirli bir "laiklik" tanımı oluşmuş değil.
Kendilerine göre, "irtica" bugünün Türkiye gerçeği değil.
Onlara "irtica" söylemi, çok daha "radikal İslam"a çağrışım yaptırıyor.
Örneğin... Müslüman Kardeşler Örgütü, Hamas, Hizbullah... Bin Ladin'in El-Kaide'si, Ahmedinecad'ın İran'ı, Taliban'ın Afganistan'ı... Kırbaç, kol kesme, kafa uçurma cezaları uygulayan ve kadınları ikincil yurttaş gören Suudi Arabistan... En katı din kurallarının geçerli olduğu Sudan...
Bu skalada yer almayan Türkiye ile bu örneklerin "irtica" etiketinin örtüşmediği kanısındalar.
........................
Buna karşılık...
İkinci grup ve Türkiye insanının çoğunluğu için "irtica", Atatürk ilkelerinden koparak bir süredir üzerinde sürüklenilen kaygan zemindir. Nereye varacağının bugünden görülmesidir.
Atatürk'ün çağdaşlık tanımının içinin boşaltılmasıdır.
"Kula kul" olmayı öngören "mürit-hoca-efendi hazretleri" ilişkilerine girmek, Kuran'da ve Hz. Muhammed'in zamanında olmayan ve devrim yasalarıyla yasaklanmış olan tarikat, tekke çatıları altında toplanarak ayrışmak... Bu cemaat ilişkilerini, çoğu kez siyaset ve ekonomik çıkar için kullanmak... Temiz inançları sömürmek... Hurafelerle çocukların, gençlerin beyinlerini yıkamak... Bu ülkenin kurucusu, bağımsızlığının önderi Atatürk'ü, onun izinden giden askeri, üniversite hocalarını, öğretmenleri, yargıçları, savcıları, idarecileri saf dışı etmek...
Bunları yapanların, bilgisayar kullanmaları, diplomaları, yabancı dil bilgileri onları "çağdaş" yapar mı?
.......................
Başta laiklik olmak üzere, Atatürk ilkelerine sahip çıkan kurumlar arasında TSK'nın önemli yeri vardır. Büyükanıt Paşa'nın konuşması bu açıdan da görülmelidir.
.......................
Komutanların meşru konuşma yeri Anayasa'ya göre, "sadece MGK olmalıdır" eleştirilerine gelince... Hava, Kara, Deniz Kuvvetleri komutanlarının, Hava, Kara, Deniz Harp Okulları'nda Genelkurmay Başkanı'nın, Harp Akademileri'nde açılış konuşmalarını yapmaları "meşru" zemin değil midir?
İçeriğe de gelince...
Bir süredir içeriden ve dışarıdan "TSK'yı yıpratma" kampanyası yürütülmekte.
Örneğin... AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri, AB'nin Ankara temsilcisi, "TSK'dan rahatsızlıklarını -kaba sayılacak bir üslupla- dile getirdiler. NATO üyesi Hollanda'nın Genelkurmay Başkanı, sırtında üniformasıyla gelip bu nakarata katıldı."
TSK'yı savunmak üzere hükümetten "bir ses, bir nefes" geldi mi?
"Asker, siyaset konuşmaz, asker susmalı" diyenler için bir soru:
"Peki konuşması gerekenler niye sustular ve susuyorlar?"
Hiç değilse Milli Savunma Bakanı gereken cevapları veremez miydi?
Büyükanıt Paşa, TSK'yı "siyasete ağırlık koymakla suçlayan" TESEV raporunun 9 bölümünün, sivil irade referanslı kadroların katkısıyla hazırlandığını, raporun arkasında kimlerin ve hangi ilişkilerin bulunduğunu kanıtlarıyla açıklayabileceğini de söyledi.
Peki... TSK'yı savunma durumunda olan sivil irade suskun kalmışsa, hatta TSK'yı hedef alan raporlarda destek kuşkuları bile varsa, asker de sessiz kalarak, bu iddiaları "zımnen" kabul etmiş görüntüsü mü vermeliydi?
TBMM'nin hür iradesiyle kabul edilmiş ve yürürlüğe girmiş yasanın TSK'ya verdiği görevin, Harp Okulu öğrencilerine ve kurmay adaylarına anlatılması ne meşruiyet dışıdır, ne demokrasi ve AB karşıtlığı...
g.civaoglu@milliyet.com.tr
|
|