|
 |
|
|
Hakan, imam ve ben
Önceki gün Bingöl'ün Kervansaray ilçesine kocaman bir koli geldi.
Gönderen Hakan Şükür.
Gönderilen Nurettin Bulut... Kervansaray Camii imamı.
Eh, Ramazan ayı... Hakan Şükür de dinin gereklerini yerine getirmeye çalışan bir Müslüman. Biraz iftariyelik, bolca kuru gıda, makarna, pirinç, hurma falan olmalı kolide.
Bingöl'ü bilir misiniz?.. Çünkü deprem ve büyük can kayıpları dışında pek gelmez gündeme. Bir de Yolçatı'nda şehit edilen 33 terhis edilmiş er var ki, terör örgütünün en lanetli anılarındandır bölgeye.
Bingöl fakir... Kırsalı daha da fakir.
İstanbul'dan gelen koca koli "milat" olabilir Kervansaray'da.
Hele, gönderen bölümünde "Hakan Şükür" adı yazılıysa.
19 çift Nike krampon
Gerisini İmam Nurettin Bulut'tan dinleyelim:
"Hepimiz caminin avlusunda toplandık. Bismillah deyip koliyi açtık. Elime bir kutu geldi, çıkardım. Üzerinde "Nike" yazıyor. Açtım, televizyonda gördüğümüz futbolcuların giydiği kadar güzel bir krampon. Bir tane daha, bir tane daha. Tam ondokuz çift. Ayıp olmasa ağlayacağım. Benim futbolcu çocuklar, havalara zıplıyorlar. Allah razı olsun Hakan Şükür'den"
Bol kokainli bir senaristin uçuk hikayesi gibi değil mi?
"Ramazanda Hakan Şükür Bingöl Kervansaray imamına koli gönderiyor. İçinden Nike kramponlar çıkıyor... Ve imam da dahil herkes bayram yapıyor."
Biraz açayım da şaşırmayın.
İmam Nurettin Bulut, Bingöl'ün kırsalında bir futbol takımı kuran, üç kuruş maaşıyla bu amatör takımı yaşatmaya çalışan aydın bir vatanseverken benimle karşılaştı. Ulusal medyaya çıktı. Alman ZDF kanalı kendisi ile belgesel yaptı. Diyanet'den onur belgeleri aldı.
Alman kanalı için çekimler yapılırken, Hakan Şükür ile tanıştı. Hakan çok duygulandı. Yardım etmek istedi Kervansarayspor'a.
Bu arada geçtiğimiz yılı sevgili Lutfi Arıboğan'ın Futbol Federasyonu ödeneğinden ufak ama çok değerli katkılarıyla geçirdi Kervansarayspor; onu da unutmayalım.
Ve önceki güne gelindi.
Tükürdüğünü yalamak
Şimdiiiii....
Bayram değil, seyran değil; neden gündemin dışındayım. Neden ben de "Hakan Şükür milli takımda oynamalı mı oynamamalı mı" tartışmalarına dalmadım.
Ben ki, Hakan Şükür için en ağır yazıları yazmış adamım.
Ama dikkat edin yazılarım sadece ülkeye empoze etmek istediği hayat görüşüyle ilgili eleştirilerdi.
Ve sadece o konuştuğu zaman. Futbol dışına çıkıp New Jersey ağzıyla konuşunca...
Futbolundaki iniş çıkışlarda radikal söylemlere girecek kadar aptal değilim çok şükür. Hatta birçok kereler kalem arkadaşlarımı da uyardım yazılarımda; Hakan'a "futbolu bırak" derseniz haklı çıkmak için uzun yıllar beklersiniz diye... Eğer sahadaysa, bir oynar tükürdüklerinizi yalayamazsınız.
Eleştirmek istiyorsanız, ondan daha iyi "replik veren" birini mi bulacaksınız.
Hocayla itişir, F Tipi örgütlenmelere girişir, çok konuşur...
İktidar mücadelesine bayılır.
Tüm bunlar arasında en son eleştirilecek yanı futboludur.
Bunları yazdım.
Yine de adım çıktı Hakan Şükür düşmanına.
Düşman olsam, şu an tam zamanı. Hakan form düşüklüğünde. Milli takıma seçilmesi bile tartışmalı.
Ama ben Hakan Şükür'ün en büyük sevaplarından birine baktım.
Çünkü iyilik başımızın tacı.
Çünkü bu vatanın bir köşesindeki kardeşine yardım eden, yaptığından çıkar beklemeyen herkes bizim de kardeşimiz.
İster Bingöl'ün imamı, ister İstanbul'un Hakan'ı...
Ben insanların eylemine bakarım. İyi ise överim, kötü ise yererim.
Ön yargısızım.
Alex'i azmettirenler!
Zico'nun ipini Alex'e çektiriyorlar!..
Nereden mi biliyorum?.. Alex yazdı... Laf aramızda, son zamanlarda oynadığından çok daha iyi yazıyor kerata.
Eleştirisinde en zehir yorumcuya tur bindirdi:
"Taktik anlamda organizasyon sıkıntısı çekiyoruz. Böyle oynarsak hiçbir maçta başarılı olamayız"!
Helal olsun... Bu kadarına Hooijdonk bile cesaret edememişti.
Resmen "yetersiz" buluyor Zico'yu. Resmen beceriksiz diyor. En azından "hatalı" olduğunun altını çiziyor.
Tıpkı usta eleştirmenlerimiz gibi. Yahu insan aynı yazıda, hem "Lugano futbolcu değil", "Deivid kof çıktı", "Edu beceriksiz", "gerisi berbat oynuyor" deyip, hem de fiyaskonun faturasını tek başına hocaya kesebilir?
Ne desin, transferden takım kurulmasına kadar sorumlulukta payım var mı?
Bu pay meselesi oldum olası aklımı karıştırır benim. Çünkü futboldaki bazı orantılar, kendi içinde çelişiyor.
İnanan beri gelsin!
Mesela en baba teknik direktöre soruyorsunuz; "hocanın başarıya katkısı ne kadardır" diye; yüzde 20'den fazlasını duymadım ben.
Sonra takım çıkıp dökülüyor... Sorunun yüzde 90'ı teknik direktörde oluyor.
Bunu Alex bile yapıyor.
Bursaspor karşısında sezonun en kötü futbolunu oynamaları "taktiksel"miş...
Herkes aldığı paranın karşılığını veriyor, kaslarındaki enerjiyi son gramına kadar harcıyor, verilen görevleri tam anlamıyla uyguluyor ama taktik kötü olduğu için ortaya bir şey çıkmıyor yani!..
İnanan beri gelsin.
Alex'e internet sitesinde bu yazıyı hangi duygu, hangi bilgi, hangi fikir yazdırdı bilinmez.
Lakin Fenerbahçe'de çözüme ulaşabilmek için ortadan kaldırılması gereken kamuoyu baskısını, "çözümsüzlük" ile bertaraf etmek Alex'e düşmüş besbelli.
Bu hocayla yürümez demek istiyor takımın yıldızı. Eee ne olacak o zaman?
100. yıl için hiçbir fedakârlıktan kaçınmayan Yönetim Kurulu, futbolcular istemediği için Zico'yu değiştirecek.
Aslında onlar istikrardan yana.
Ama...
Şarlatan kim?
UEFA kuraları, Milli maç falan derken Beşiktaş Başkanı Yıldırım Demirören'in tarihi eleştirileri gündemin alt sıralarına indi.
Sahi, şu UEFA kuralarındaki yakınmalar ne?.. Daha Şampiyonlar Ligi'nden elenenler bile gelmedi. Real Madrid bile olabilir bir dahaki grupta.
Şampiyonluktan falan bahsedenler kimlerle eşleşecekler ki?
Neyse, dönelim sayın Demirören'in medya eleştirisine:
"Şarlatanlar"!..
Vay vay vay... Bir kulüp başkanı çıkıyor, "İnsanlara, kulüplere, takımlara hakaret ederek reyting toplamaya çalışan şarlatanlar, spor medyasının yüzde ellisi" diyor...
Tık yok.
Milliyet sordu da Kazım Kanat, Ahmet Çakar falan fikir beyan etti. Lakin olduğu gibi kabul ediyorlar, sadece yüzdelerde itirazları var. Elli mi, yirmi mi?
Yazılı basında her eli kalem tutanın dehşete kapılarak bu tespite yanıt vermemesinin nedeni, eleştirinin televizyona dönük olması aslında. "Reyting"den bahsediyor Demirören.
Elimden geldiği kadar seyrediyorum spor programlarını, bir tane yanıt veren görmedim.
En azından "ben şarlatan değilim" diyen bile yok.
"Hepimiz şarlatanlık yapıyoruz zaman zaman" diye mi düşünüyorlar yoksa?
eguven@milliyet.com.tr
|
|
|

|