Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 08 Ekim 2006 / Pazar  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Hım hım ile burunsuz, birbirinden uğursuz


Küçük bir oğlan çocuğu koşarak nefes nefese polis karakoluna girdi:
- Polis amcalar, dedi; hemen yetişin. Hıyarın biri, ağzını burnunu kırıyor babamın sokakta...
İki polis memuru dışarı fırladılar ve caddenin az ötesinde iki erkeğin kıyasıya dövüşmekte olduğunu gördüler.
Polislerden biri, yanındaki küçük çocuğa döndü:
- Merak etme, şimdi ayırırız onları, dedi. Hangisi senin babandı?
Çocuk:
- Tam olarak ben de bilemiyorum, dedi; zaten onun için dövüşüyor ikisi de...
***
Politikada da vatana, millete, devlete sahip çıkma kavgaları süredursun...
Bizlere de düşünmekten başka çare kalmıyor:
- Acaba gerçek sahip hangisi, diye...
***
Bir kış günü, kullarının nasıl yaşadığını yakından görmek isteyen bir padişah kılık değiştirerek sadrazamıyla birlikte dolaşmaya çıkmış şehirde.
Bir dere kıyısında, ham pöstekileri sularda tokaçlaya çitileye kullanılır bir deri haline getirmeye uğraşan yaşlı bir debağa rastlamış:
- Esselamü aleyküm ya pir-i peder, demiş.
Yaşlı adam başını kaldırıp kendisini selamlayana şöyle bir bakmış:
- Ve selamü aleyküm ey cihana server, demiş.
Garip bir konuşma başlamış kılık değiştirmiş padişahla, deri debağı arasında.
Padişah sormuş:
- Altılarda ne yaptın?
Yanıt şöyle gelmiş:
- Altıya altıyı katmadan, otuz ikiye yetiştiremiyoruz.
Padişah yine sormuş:
- Geceleri kalkmadın mı?
Yanıt:
- Kalktık ama ellere yaradı.
- Sana bir kaz göndersem yolar mısın?
- Cıyaklatmadan.
***
Padişahla sadrazamı saraya geri dönerlerken, sadrazam:
- Sultanımız efendimiz, demiş; o yaşlı deri debağcısıyla ne konuştunuz öyle?
Padişah:
- Anlamadın mı, demiş.
- Hiçbir şey anlamadım.
- Git öğren öyleyse; öğrenemezsen de bir daha gözüme gözükme...
***
Sadrazam koşa koşa yaşlı dericinin yanına dönmüş:
- Hey buraya bak, demiş; nereden anladın sen yanımdaki kişinin padişah olduğunu da, kendisinin selamına "Ve selamü aleyküm ey cihana server" diye yanıt verdin?
İhtiyar derici:
- Sorunuzu, demiş; yüz altından aşağı yanıtlayamam.
Sadrazam hemen saymış yüz altını. Derici:
- Efendim, demiş; kendisinin sırtındaki samur kürk, sadece bir hünkârın giyebileceği bir kaliteydi. Üstelik selamı da çok üst düzeydeydi. Bana başka kim hitap edebilir öyle ki, "ey pir-i peder" diye...
- Padişahımız, altılarda ne yaptın diye de sordu?
- Yüz altından aşağı yanıt veremiyorum, biliyorsunuz...
Sadrazam yüz altını daha saymış. Derici sürdürmüş açıklamasını:
- Altı ay yaz çalışmadın mı demek istedi.
- Sen de, altıya altıyı katmadan, otuz ikiye yetiştiremiyoruz, dedin. Ne demek istedin?
- Yüz altın daha rica edeyim.
Yüz altın daha inmiş dericinin cebine.
- Efendim, altı ay yaza, altı ay kışı eklemeden, otuz iki dişimize yetiştiremiyoruz demek istedim.
- Geceleri kalkmadın mı, diye de sordu.
- Yüz altın daha lütfen...
Yüz altından sonra gelen yanıt:
- Çocukların olmadı mı, demek istedi.
- Ellere yaradı, diye cevap verdin. Ne demek istemiştin? Hemen al yüz altını...
- Çocuklarım oldu ama, hepsi kız oldu; evlenip gittiler, demek istedim.
- Sana bir kaz göndersem yolar mısın, diye de sordu; sen de cıyaklatmadan, dedin...
***
Yaşlı derici, gülümseyerek şöyle bir bakmış sadrazamın yüzüne:
- Onun da yanıtını artık kendiniz bulun, demiş.
***
AB ile olan diyalogları çarçabuk anlayamamak zaman içinde bir çözüme kavuşursa, acaba yolunmuş kaza kim dönecek?
AB mi, yoksa konuşmaları zamanında anlayamamış olanlar mı?
***
Nasreddin Hoca'ya sormuşlar:
- Hoca, 21. yüzyılla bizim aramızdaki fark nasıl çıkacak ortaya?
Hoca'nın yanıtı şöyle:
- Biz "Kodum mu oturturum" diyeceğiz; 21. yüzyıl da, kendi diliyle "Ben sadece korum" diyecek...
***
Necip Fazıl'dan bir şiirle bitirelim yazıyı:
Anneciğim
Ak saçlı başını alıp eline
Kara hülyalara dal anneciğim
O titrek kalbini bahtın yeline
Bir ince tül gibi sal anneciğim

Sanma bir gün geçer bu karanlıklar,
Zulmetin ardında yine zulmet var;
Çocuklar hıçkırır anneler ağlar,
Yaşlı gözlerinle kal anneciğim.

Gözlerinde aksi bir derin hiçin,
Kanadın yayılmış çırpınmak için,
Bu kış yolculuk var diyorsa için,
Beni de beraber al anneciğim.

c.altan@prizma.net.tr








Çetin ALTAN
Hım hım ile burunsuz, birbirinden uğursuz
Küçük bir oğlan çocuğu koşarak nefes nefese p...
Melih AŞIK
Sen doğrusunu yap
İnsanlar çoğu kez makul değildir, mantıksız v...
Fikret BİLA
301. madde ve 'soykırım yok' suçu
Türk Ceza Yasası'nın 301. maddesi tartışma ko...
Hasan CEMAL
Erdoğan Çankaya'ya çıkmasın ama...
Bir pazar yazısı, Hasan Cemal'e sorular ve ya...
Güneri CIVAOĞLU
Acı veriyor
Prof. Dr. Vamık Volkan'ın satırlarıyla devam....
Can Dündar
"Kendini sultan ilan edenler var"
TRT'deki meslektaşımız Kerime Senyücel öneml...
Abbas GÜÇLÜ
YÖK, Ankara Üniversitesi'nden ne istiyor?
1920'li yılların başında Ankara'da şekillenen...
Metin MÜNİR
İki yüzü keskin bıçak
Cuma günü saat 12.30 sıralarında, İstanbul'da...
Hasan PULUR
İsmet Paşa olsaydı...
ABD elçisi, irtica tartışmaları için "kakofon...
Derya SAZAK
Fransız ayıbı
TCK'nın 301'inci maddesindeki 'Türklüğü aşağı...
Meral TAMER
Korkmakta da haklılar, vazgeçememekte de...
TÜSİAD, hafta içinde 3 AB başkentindeki Türk ...
Ece TEMELKURAN
Stilsizim doktor bey!
Biz yetmiş doğumlular birçok siyasi ve sosyol...
Tamer HEPER
Hayvan dosttur
Bizim gazetede haber oldu. Evinde kedi besley...
Osman ULAGAY
Çelişki ve gerçeklerle yüzleşme zamanı mı?
Ülkemizdeki, dünyamızdaki çelişki ve gerçekle...
Güngör URAS
İftar yemeği 30 ramazan (ya kalan günler ne olacak?)
Ramazanda 30 gün imkânı kıt olanları iftar so...
Serpil YILMAZ
İnsan yönetiminde mücadele gerekiyor
İki günlük "insan yönetimi fuarı"... Uzun bir...

© 2006 Milliyet