|
Hım hım ile burunsuz, birbirinden uğursuz
Küçük bir oğlan çocuğu koşarak nefes nefese polis karakoluna girdi:
- Polis amcalar, dedi; hemen yetişin. Hıyarın biri, ağzını burnunu kırıyor babamın sokakta...
İki polis memuru dışarı fırladılar ve caddenin az ötesinde iki erkeğin kıyasıya dövüşmekte olduğunu gördüler.
Polislerden biri, yanındaki küçük çocuğa döndü:
- Merak etme, şimdi ayırırız onları, dedi. Hangisi senin babandı?
Çocuk:
- Tam olarak ben de bilemiyorum, dedi; zaten onun için dövüşüyor ikisi de...
***
Politikada da vatana, millete, devlete sahip çıkma kavgaları süredursun...
Bizlere de düşünmekten başka çare kalmıyor:
- Acaba gerçek sahip hangisi, diye...
***
Bir kış günü, kullarının nasıl yaşadığını yakından görmek isteyen bir padişah kılık değiştirerek sadrazamıyla birlikte dolaşmaya çıkmış şehirde.
Bir dere kıyısında, ham pöstekileri sularda tokaçlaya çitileye kullanılır bir deri haline getirmeye uğraşan yaşlı bir debağa rastlamış:
- Esselamü aleyküm ya pir-i peder, demiş.
Yaşlı adam başını kaldırıp kendisini selamlayana şöyle bir bakmış:
- Ve selamü aleyküm ey cihana server, demiş.
Garip bir konuşma başlamış kılık değiştirmiş padişahla, deri debağı arasında.
Padişah sormuş:
- Altılarda ne yaptın?
Yanıt şöyle gelmiş:
- Altıya altıyı katmadan, otuz ikiye yetiştiremiyoruz.
Padişah yine sormuş:
- Geceleri kalkmadın mı?
Yanıt:
- Kalktık ama ellere yaradı.
- Sana bir kaz göndersem yolar mısın?
- Cıyaklatmadan.
***
Padişahla sadrazamı saraya geri dönerlerken, sadrazam:
- Sultanımız efendimiz, demiş; o yaşlı deri debağcısıyla ne konuştunuz öyle?
Padişah:
- Anlamadın mı, demiş.
- Hiçbir şey anlamadım.
- Git öğren öyleyse; öğrenemezsen de bir daha gözüme gözükme...
***
Sadrazam koşa koşa yaşlı dericinin yanına dönmüş:
- Hey buraya bak, demiş; nereden anladın sen yanımdaki kişinin padişah olduğunu da, kendisinin selamına "Ve selamü aleyküm ey cihana server" diye yanıt verdin?
İhtiyar derici:
- Sorunuzu, demiş; yüz altından aşağı yanıtlayamam.
Sadrazam hemen saymış yüz altını. Derici:
- Efendim, demiş; kendisinin sırtındaki samur kürk, sadece bir hünkârın giyebileceği bir kaliteydi. Üstelik selamı da çok üst düzeydeydi. Bana başka kim hitap edebilir öyle ki, "ey pir-i peder" diye...
- Padişahımız, altılarda ne yaptın diye de sordu?
- Yüz altından aşağı yanıt veremiyorum, biliyorsunuz...
Sadrazam yüz altını daha saymış. Derici sürdürmüş açıklamasını:
- Altı ay yaz çalışmadın mı demek istedi.
- Sen de, altıya altıyı katmadan, otuz ikiye yetiştiremiyoruz, dedin. Ne demek istedin?
- Yüz altın daha rica edeyim.
Yüz altın daha inmiş dericinin cebine.
- Efendim, altı ay yaza, altı ay kışı eklemeden, otuz iki dişimize yetiştiremiyoruz demek istedim.
- Geceleri kalkmadın mı, diye de sordu.
- Yüz altın daha lütfen...
Yüz altından sonra gelen yanıt:
- Çocukların olmadı mı, demek istedi.
- Ellere yaradı, diye cevap verdin. Ne demek istemiştin? Hemen al yüz altını...
- Çocuklarım oldu ama, hepsi kız oldu; evlenip gittiler, demek istedim.
- Sana bir kaz göndersem yolar mısın, diye de sordu; sen de cıyaklatmadan, dedin...
***
Yaşlı derici, gülümseyerek şöyle bir bakmış sadrazamın yüzüne:
- Onun da yanıtını artık kendiniz bulun, demiş.
***
AB ile olan diyalogları çarçabuk anlayamamak zaman içinde bir çözüme kavuşursa, acaba yolunmuş kaza kim dönecek?
AB mi, yoksa konuşmaları zamanında anlayamamış olanlar mı?
***
Nasreddin Hoca'ya sormuşlar:
- Hoca, 21. yüzyılla bizim aramızdaki fark nasıl çıkacak ortaya?
Hoca'nın yanıtı şöyle:
- Biz "Kodum mu oturturum" diyeceğiz; 21. yüzyıl da, kendi diliyle "Ben sadece korum" diyecek...
***
Necip Fazıl'dan bir şiirle bitirelim yazıyı:
Anneciğim
Ak saçlı başını alıp eline
Kara hülyalara dal anneciğim
O titrek kalbini bahtın yeline
Bir ince tül gibi sal anneciğim
Sanma bir gün geçer bu karanlıklar,
Zulmetin ardında yine zulmet var;
Çocuklar hıçkırır anneler ağlar,
Yaşlı gözlerinle kal anneciğim.
Gözlerinde aksi bir derin hiçin,
Kanadın yayılmış çırpınmak için,
Bu kış yolculuk var diyorsa için,
Beni de beraber al anneciğim.
c.altan@prizma.net.tr
|
|