Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 16 Ekim 2006 / Pazartesi  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
İNGİLTERE'NİN ANKARA BÜYÜKELÇİSİ PETER WESTMACOTT, MİLLİYET'E YAZDIĞI, "TÜRKİYE VE AB: İLERİDEKİ ZORLU FIRSAT" BAŞLIKLI YAZISIYLA TÜRKİYE'YE VEDA EDİYOR
Türkiye'nin anlatacağı harika bir hikâyesi var

Westmacott, "Politik liderler büyük bir güvenle cumhuriyetin başarılarından cesaret almalı ve Avrupalılara kazandırabileceklerini gösterebilmelidir: Örneğin, çoğunluğu Müslüman olan, başarılı, kendine güvenen laik bir demokrasi, hiçbirimizin kaçıramayacağı iyi bir fırsat" diyor

PETER WESTMACOTT


Bugünlerde, yılın sonlarına doğru Türkiye'nin AB üyelik müzakerelerini ani bir durma noktasına getirebilecek bir tren kazasından bahsedilmekte. Bu bir abartı mı? Yoksa uçurum diplomasisi mi? Korkarım ki her ikisi de değil. Ortada gerçek bir tehlike var.
Son zamanlarda her iki tarafın da ruh halinde bir düşüş oldu. Avrupalılar, Birliğin daha da genişlemesinin kendi iş alanlarını tehdit edeceğinden korkuyor. Bazı Avrupa hükümetleri ise önceliğin AB ve kurumlarının daha iyi işlemesine verilmesini istiyor.
İster yasal ister yasa dışı olsun göç konusu herkesin politik gündeminin ilk maddesine yerleşmiş durumda. İslam adına gerçekleştirilen terör eylemlerinin korkunçluğu da öyle. AB'dekilerin bir çoğu yeni üye kabulüne dur deme zamanının gelip gelmediğini tartışıyor.
Kendi açılarından, yıllar boyunca AB'ye katılma konusunda karşı konulmaz bir isteklilik gösteren Türkler, artık kendilerine onları istememesi muhtemel olan ve Türkiye'de daha fazla ifade özgürlüğü talep ettiği halde, 1915 yılındaki Ermeni "soykırımını" reddedenlere ceza vermeye hazır bazı üyeleri barındıran bir kulübe "Katılmaya değer mi?" (konusunu) sorgulamaya başladı.
Garanti bir sonucu olmayan ve dönüp dolaşıp Kıbrıs sorununa -2004 yılında Annan Planı'nı destekleyerek Türk tarafının çözümü için elinden geleni yapmış olduğu bir soruna- gelen bir katılım sürecini sürdürmeyi gerçekten isteyip istemediklerini sorguluyorlar.
Katılım sürecinin en belirgin riski Türkiye'nin limanlarını Güney Kıbrıs'ın gemilerine açarak geçen yıl temmuz ayında imzalamış olduğu, sözde, Ankara Protokolü'nü uygulamamasından kaynaklanmakta.
Türkiye ve AB'nin sorunu algılayışı çok farklı. Ankara, AB'nin Rum Kesiminin Annan Planı'nı reddetmesinin ardından vermiş olduğu Kuzey Kıbrıs üzerindeki izolasyonu kaldırma taahhütü yerine getirilinceye dek söz konusu protokolü uygulayamayacağını ve uygulamayacağını söylüyor.
Ancak, AB, bu iki konu arasında geçerli bir bağ görmüyor. Türkiye'nin Ankara Protokolü'nü uygulama konusunda mutabakatı koşulsuzdu. Bunun karşılığında aldığı ödül ise müzakerelerin 03 Ekim 2005 tarihinde başlamasıydı.


ADALETSİZLİK YARATIYOR
Burada üstesinden gelinmesi gereken durum birbiriyle çatışan bu görüşler arasında ortak bir nokta bulabilmek. Her iki taraf da bir diğerinin endişelerini daha iyi anlamalı. Türkiye'nin Gümrük Birliği hükmündeki yükümlülüklerini genişletme taahhüdü koşulsuzdu ve AB'nin Türkiye ile üyelik görüşmelerini başlatmaya razı olmasını sağlayan dayanağın bir parçasını oluşturmaktaydı.
Ancak, Rum Kesimi'nin Annan Planı'nı reddetmesi sonrasında bölünmüş Kıbrıs'ın AB'ye katılımı ve o zamandan beri bu reddedilişin bedelini Türklere ödetmek istercesine AB'den gelen daimi bir baskı olduğu algılamasının, Türkiye'de ne denli büyük bir adaletsizlik yarattığını Avrupalıların anlaması gerekiyor.
Aynı zamanda, Türkiye de Avrupa'nın bakış açısını daha iyi anlamalı.
Kuzey Kıbrıs'ın ve Türkiye'nin Annan Planı'na verdiği güçlü destek sonrasında, Türkiye'nin, AB'nin taahütlerini yerine getirmesi yönündeki ısrarı anlaşılabilir. Fakat anlamalı ki 25 ülkenin hiçbiri Türkiye'nin iki mesele arasında kurduğu bağlantıyı kabul etmemekte; ve ayrıca AB iki temel prensibe büyük değer vermektedir:
Üye ülkeler arası dayanışma ve aday ülkelerin üyelik kurallarına uyma gerekliliği. Finlandiya Dönem Başkanlığı, yeterli destek ve politik irade olduğu takdirde, AB'in de söz verdiği gibi, hem Kıbrıslı Türklerin dış dünyayla direkt ticaretine, hem de Türkiye'nin limanlarını açmasına yardım edecek bazı fikirler üzerinde çalışıyor.
Kıbrıs'a ve Türkiye ile AB arasındaki ilişkilere önem veren herkes Finlandiya'ya başarı dilemeli. Eğer bu yaklaşımları başarısızlığa uğrarsa, AB yerine getirilmeyen taahhütlerden dolayı Türkiye'yi sorumlu tutacak. Bu da katılım sürecinin en azından kısmen askıya alınması riskini doğuracaktır.

ARGÜMANLARA İHTİYAÇ VAR
Bu tehlikeli olacaktır. Müzakereler duraksadığı taktirde, yeniden başlatmak çok zor olacaktır. Çünkü, en azından Kıbrıs üzerindeki tartışma çözümlenmemiş olacaktır. Tüm bunlar, Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm bulunması yönündeki çabaları yenilemek için bir neden.
Finlandiya'nın iyi niyetli çabaları bunu başarmaya yetmediği takdirde bu gibi bir sonucu engellemek için neler yapmak gerek? Sadece İngiltere değil, Türkiye'nin dostları, yardım etmek için ellerinden geleni yapacaktır. Fakat ikna edici argümanlara ihtiyaçları var.

CEZA YASASINA DİKKAT
Aslında Türkiye'nin anlatacağı harika bir hikâyesi var. Gereken başarının gösterilemediği on yıllar sonrasında, son birkaç yılda muazzam bir ilerleme kaydedildi. Reformlar ilerliyor. İnsan haklarına saygı artıyor. Sivil toplum ilerliyor. Kamu İktisadi Teşebbüsleri yeni bir girişim kültürüne dönüşüyor. Ekonomik büyüme ve görülmemiş seviyede dış yatırım seviyesi ile Türkiye küresel ekonominin belli başlı güçlerinden biri haline geliyor. Başka hangi başkent 2 yılda planlanandan bir yılı aşkın bir süre önce yeni bir havaalanı kurabildi ?
Bunlardan ve Türkiye'nin diğer sayısız başarısından birçok şey çıkarılabilir. Hem Türkiye hem de AB kamuoyu, farklı inanışlara sahip olan Türk liderlerinin AB üyeliğini destekleme nedenlerini, Türk kanun, uygulama ve kurumlarını Avrupa normlarına uyumlu hale getirmenin aslında başlı başına kayda değer bir çaba olduğu yönündeki açıklamaları duymalıdır.
Kendi adına, hükümet reform ve çağdaşlaşma hızını sürdürmelidir. Son dönemlerde meydana gelen hukuki davalar sağanağı ceza yasasının ifade özgürlüğünü engelleyen belirli kısımlarına özellikle dikkat edilmesi gerektiği anlamına gelmektedir.

'Hayır' cevap değil

Bunun yanı sıra Türkiye, Avrupalılara Türkiye'nin üyeliğinden korkacak hiçbir şey olmadığını aksine bunun onlara birçok şey kazandıracağını gösterebilmelidir. Sevr Antlaşması'nın hayaletlerini canlandırmak ya da Lozan Antlaşması'nı olduğundan farklı göstermek yerine, politik liderler büyük bir güvenle cumhuriyetin başarılarından cesaret almalı ve Avrupalılara kazandırabileceklerini gösterebilmelidir:
Örneğin iş fırsatları, kalifiye işgücü, yasadışı uyuşturucu ticareti, insan kaçaklığı, organize suçlar ve terörle mücadele konularında etkin bir ortaklık; AB'nin dış ve güvenlik politikalarına önemli bir katkı; ve hepsinin ötesinde hukukun üstünlüğü ilkesine göre yönetilen şeffaf ve serbest bir ekonomiye sahip, dünyanın en sancılı bölgelerinden biri olan bu coğrafyada istikrar ve ilerleme için büyük ihtiyaç duyulan gücü sağlayabilecek.
Çoğunluğu Müslüman olan 70 milyonluk nüfusuyla refah, başarılı, kendine güvenen laik bir demokrasi olmanın ödülü. Başka bir deyişle, hiçbirimizin kaçıramayacağı kadar iyi bir fırsat.
Tüm zorluklar karşısında böyle bir çaba sarf etmeye değip değmeyeceğini merak edenler, İngiltere başbakanlarından Harold Wilson'un İngiltere'nin AB üyeliği Başkan De Gaulle tarafından veto edildiğinde verdiği cevabı hatırlamalılar: "Hayırı cevap olarak kabul etmeyeceğiz."

Türk dostu diplomat
Paris'e atanması nedeniyle bugün Türkiye'den ayrılacak "sir" unvanlı Büyükelçi Peter Westmacott, 1950'de dünyaya geldi. Dışişleri'nde 1972'de göreve başlayan Westmacott, 1974'te Tahran'a gitti. 1978'de Avrupa Komisyonu'na atandı. 1987'de Ankara'da "baş Kançılarya" olarak görev yapan Westmacott, 1993'te konsolos olarak Washington'a gitti. 2002'de İngiltere'nin Ankara Büyükelçisi oldu. 2003'te Kraliçe'den şövalyelik unvanı aldı. Susan Nemazee ile evli olan Westmacott'un üç çocuğu bulunuyor. Türkiye'nin üyelik müzakere sürecinde izlediği aktif politika nedeniyle Ankara'nın gönlünü kazanan Westmacott, "Türk dostu" olarak anılıyor.

Westmacott'un bu makalesi Kriter dergisinde bu ay sonunda yayımlanacak.




SİYASET
Eskiden böyle bir ayrımcılık yoktu
'Polemiğe gerek yok'
Türkiye'nin anlatacağı harika bir hikâyesi var
Chirac Erdoğan'a neler söyledi?
Eski bakan Talas hayatını kaybetti
DYP lideri Ağar: Ben kimseden korkmam






Olay Yaratan Şemdinli İddianamesi (PDF) (DOC)

Taha AKYOL
Orhan Pamuk'u kutluyorum
YILLARDIR özlüyorduk bir Nobel ödülü almayı. ...


 AB Ulusal Programı (Giriş ve Siyasi Kriterleri)


 AB - Katılım Ortaklığı Belgesi
 Kopenhag Kriterleri

© 2006 Milliyet