Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 16 Ekim 2006 / Pazartesi  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Türk-Amerikan ilişkileri çok zorlanacak (2)


Ankara-Washington ilişkisini önümüzdeki dönemde zorlamaya aday başlıca konunun, "Irak'taki fiili Kürt devletinin, Kerkük'ün ve bölgedeki PKK varlığının geleceği, başka deyişle, Türkiye'nin kendi Kürt meselesini de doğrudan ilgilendiren gelişmeler" olduğu yönündeki gözlemimi geçen hafta bu sütunda yazdım.
Adına "stratejik ortaklık" denilen ilişkiyi zorlayan ve daha da zorlayabilecek diğer iki konu ise, ABD'nin, Türkiye'de "irtica-laiklik" eksenindeki kutuplaşma ve İran'ın nükleer silah hevesi karşısında ne yaptığı ve yapacağıdır.

Pamuk'un aynası
İstanbul'un ve hatta Kars'ın artık bir Nobel'i var. Bu ödüle sevinemeyen, heyecan yerine haset, gurur yerine kin duyanların raf ömrü kısacık olan ahkamı unutulup gidecek. Oysa, çağına ve toplumuna ayna tutmuş her büyük yazar gibi Orhan Pamuk'un sesi de geleceğe kalacak. Kitapları, Türkiye'nin ve Türkçe'nin, başka diyarlara, dillere, kültürlere, kuşaklara kattığı zenginliğin en önemli parçalarından biri şimdiden; Nobel de işte bunun belgesi.
Diyeceksiniz ki, Pamuk 'un konuyla ne ilgisi var?
Sözü buraya getiren, geçen akşam bir davette, Ankara'yı çok iyi tanıyan, Pamuk'un "Kar" romanını Türkçesinden okuyabilmiş olmakla övünen bir ABD'li diplomatla yaptığım "Nobel sohbeti".
Hatırlarsınız, Başkan George W. Bush, 2004 haziranında, İstanbul'da sırtını Boğaz Köprüsü'ne vererek konuşurken Pamuk'tan alıntı yapmış, eserlerinin "kültürler arası bir köprü" olduğunu söylemişti. Şimdi aynı inançla Pamuk'a sahip çıkmak, onu tebrik etmek isteyen ABD'li yetkililer ise ister istemez durup düşünüyorlar. Türkiye'deki "Nobel kakofonisi" karşısında afallamış halde anlatıyorlar:
"Tıpkı irtica-laiklik tartışmasında olduğu gibi, ağzımızdan çıkacak her sözün, yapacağımız her jestin sadece gerçek mesajını değil, bu şizofrenik ortamda kim tarafından nasıl algılanıp nasıl kullanılacağını da ince ince hesaplamak zorundayız."


28 Şubatvâri süreç
ABD Büyükelçisi Ross Wilson'ın meşhur "kakofoni" açıklaması, bu zorlanmaya rağmen yapıldı. Bush yönetimi, Türkiye'de demokratik laik düzeni sarsmaya aday bir irtica tehdidi olduğuna inanmıyor; böyle bir tehdit algılamasının, herhangi bir anti-demokratik sürece zemin hazırlamasını istemiyor; Türkiye'nin AB yolunda ilerlemesini aksatabilecek girişimlere destekçi olmayacağının işaretini veriyor.
Ancak Washington'ın "28 Şubatvâri" bir süreci desteklememesi, Türkiye'ye bakarak böyle bir sürecin yeniden yaşanabileceği kaygısını duymadığı anlamına gelmiyor. Bu kaygı, ABD yönetiminde, bir yandan, sivil iradeyi yansıtan seçilmiş hükümetin arkasında durma refleksine, bir yandan da, hükümetle fazla yakınlaşarak Türkiye'deki iç saflaşmanın parçasıymış gibi algılanmama çabasına yol açıyor.
2002 sonunda, Irak Savaşı'nda kendisine ortak arayan Washington, 4 Kasım seçimleri ardından, Recep Tayyip Erdoğan'ı daha TBMM'ye bile girmemişken bağrına basıp başbakanlığını önceden tescil etmişti. Şimdi ise, kendisine benzer bir desteği Çankaya yolunda vermiyor. Bunda, ABD'nin Irak dahil bir dizi konuda AKP'den aradığını bulamamasından ziyade, TSK'nın tepkisini çekmeme özeni ve Köşk'e kutuplaştırıcı bir ismin çıkmaması tercihi etken.
Bu hesapların, ilişkileri zorladığı açık. Zorlanmayı katmerlendiren ise, Washington'da, Bush yönetimi ile dirsek temasındaki bir ekibin AKP'yi "İslamofaşistler" listesinde sayarak, 28 Şubatvari bir sürecin şakşakçılığına çoktan soyunmuş olmasıdır.

İran sarsıntısı
Gerek içimizdeki kutuplaşma, gerekse yanıbaşımızdaki krizler, ABD yönetimini TSK ile diyaloğu artırma arayışına itiyor. Washington'ın Türk genelkurmayı ile daha kapsamlı konuşmak istediği konulardan biri, İran.

Bush yönetimi, İran'ın nükleer silah sahibi olmasını, şu ya da bu şekilde, ama mutlaka engellemeye kararlı. K. Kore deneyiminin, bu kararlılığı pekiştirdiğine dikkat çekenlere göre, "Bush, İran'ın bomba yapmasını engelleyemese bile, 'Engellemek için her yolu denedim' diyebilmeyi tarihi misyonu sayıyor."
Bush'un 2 Ekim'de bizzat Erdoğan'a da ilettiği bu kararlılık, Türk-Amerikan ilişkisini de sınayacak. Türkiye'nin, BM kararına dayanmayan olası bir yaptırım rejimine katılması imkansız gibi.
Dahası, "İran'ın birkaç tesisini vurmak, nükleer programını durdurmaz, ayrıca dünyanın her yerinde Tahran destekli terör saldırılarının düğmesine basar" benzeri sağduyu cümleleri, Başkan Bush'un kafasında muhtemelen fazla yer etmiyor ya da "tarihi misyon" inancının gölgesinde kalıyor. Tahran, uranyumu zenginleştirmeyi durdurup nükleer programını şeffaflaştırmadıkça, Türk-Amerikan ilişkisinin ufkunda da hep bir "İran depremi" olacak.

ycongar@erols.com








Taha AKYOL
Orhan Pamuk'u kutluyorum
YILLARDIR özlüyorduk bir Nobel ödülü almayı. ...
Çetin ALTAN
Mercimek
Latincesi "Lenticula"dır. Yeşili vardır, kırm...
Yasemin CONGAR
Türk-Amerikan ilişkileri çok zorlanacak (2)
Ankara-Washington ilişkisini önümüzdeki dönem...
Can Dündar
'Fransa'daki Türkler toplu suç işlemeli'
İsmail Cem ismini ilkin TRT Genel Müdürlüğü d...
Semih İDİZ
Fikir özgürlüğü Fransa'ya en iyi misilleme olur
Fransa'nın "ahmakça" olduğu dünya genelinde k...
Faik ÖZTRAK
İlk dokuz ayda bütçe performansı
Bu yılın ilk dokuz ayındaki bütçe rakamları b...
Hasan PULUR
Tarihten bir yaprak...
TARİHE şöyle bir bakarsanız, Osmanlı'nın başı...
Yaman TÖRÜNER
Sıra Merkez Bankası'nda
Son beş yılda, bankacılık sektörümüz ve siste...
Osman ULAGAY
AB'ci mi olalım? Çin'ci mi?
Bu yazının esin kaynağı değerli dostum Hasan ...
Güngör URAS
Bütçenin "hizmet bütçesi" olmasının imkânı yok
2007 bütçesiyle hükümet halktan daha fazla al...

© 2006 Milliyet