Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 10 Kasım 2006 / Cuma  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Pozitif olmak, yaratıcı olmak!


Avrupa Birliği'yle ilişkilerin seyrinde herhangi bir sürpriz yok. AB'nin yürütme organı sayılan Komisyon'un yıllık raporu genel olarak beklenen çizgiler içinde çıktı.
Komisyon, topu daha çok AB Konseyi'ne, yani aralık ayındaki zirveye atarken, Türkiye'nin Güney Kıbrıs'a limanlarını açması yolundaki isteğini de yineledi.
Ve Türkiye'ye dedi ki:
Eğer önümüzdeki bir ay içinde limanlarını Rum gemilerine açmazsan, benim de AB zirvesinden o zaman senin hakkında bazı olumsuz taleplerim olacaktır.
Ne isteyebilir zirveden?
İlişkilerin dondurulması, yani tren kazası... Sanmıyorum.
Komisyon'dan böyle bir tavsiye kararı çıkmasına ihtimal veren de yok gibi. Komisyon'daki genel hava, Türkiye'nin AB rayında tutulması yönünde... Bu hava, anlaşılan, AB zirvesini etkilemeye devam edecek.
Peki, zirve ne yapacak?
Yıllardır AB ilişkilerinin içinde olan yetkili bir diplomatımızla dün sohbet ederken şöyle dedi:
"Her AB zirvesinde bir drama yaşanır. Atraksiyonsuz bir zirve olmaz AB'de. Her zaman bir şeyler çıkar son anda..."
O 'bir şeyler' ne olabilir? Nasıl bir formülle tren kazası atlatılır? Bu konuda birkaç noktaya Ankara'nın dikkat etmesi gerekiyor.
Her şeyden önce Türkiye'nin önündeki '301 cephesi'nin dağıtılması lazım. Bunun için de aralık ortasındaki AB zirvesine kadar 301'in değiştirilmesi ve '9. uyum paketi'nin Meclis'ten geçirilmesi şart.
Bunlar olacak.
Öyle anlaşılıyor.
301'in değiştirilmesi, Türkiye'nin AB zirvesinden daha az zararla çıkmasını sağlayabilir. 'Daha az zararla' deyişinin altını çizmekte yarar var. Çünkü, AB ile müzakerelerde bazı fasılların askıya alınması da zarar çerçevesi içinde yer alıyor. Sözgelimi, ekonomiyi doğrudan ilgilendiren bazı fasılların dondurulması, ekonomik açıdan Türkiye'yi olumsuz etkileyebilir.
Bu yüzden, "Ne olur ki birkaç faslın askıya alınması? Yola devam eder gideriz" demek, konuyu hafifsemek anlamına gelir, yanlış olur.
Evet, Kıbrıs'ta Türkiye haklı bir yerde duruyor. Kuzey'e yönelik izolasyonlar kaldırılmadan, Güney'e limanların açılması olmaz. AB'nin bu konuda verdiği sözleri unutmasına izin verilemez.
Ama şu da biliniyor:
Kıbrıs hayatın bir gerçeği! Üye olacaksak eninde sonunda çözülmesi gerekiyor.
Yoksa, Güney Kıbrıs ve onun arkasındaki Fransa, Avusturya gibi bazı üye ülkeler, Türkiye'nin AB yolculuğunu bugün olduğu gibi bundan sonra da zorlaştırmaya, tatsızlaştırmaya devam edecekler.
Burada önemli olan, Türkiye'nin son dört yıllık pozitif diplomasisini devam ettirmesi ve Kıbrıs'a ilişkin yeni yaratıcı hamlelere kapıyı açık tutmasıdır. Bu tutumun sürdürülmesi, AB içinde Türkiye'yi destekleyenlerin elini de güçlendirecektir.
AB sadece Türkiye'ye havlu attırmak isteyenlerden oluşmuyor. Bu açıdan, İsveç'in yeni Dışişleri Bakanı Carl Bildt'in çarşamba günkü International Herald Tribune'deki makalesi ilginç bir örnektir:
"Türkiye'nin AB'ye nihai üyeliği, stratejik çıkarlarımızın gereğidir. Bu üyelik, Türkiye'nin Avrupa'ya doğru modernleşme sürecinin en tepe noktası olurken, aynı zamanda Doğu Akdeniz ile Karadeniz'i de kapsayan bütün bir bölgenin istikrara kavuşması için olumlu etkilere yol açacaktır.
Türkiye'nin üyeliği, hem ekonomik dinamizm, hem demografi, kültürel çeşitlilik ve enerji açılarından önemli unsurlar katarken, ortak Avrupa çabamızı da zenginleştirecektir.
Bu arada Kıbrıs'ta çözüm çabasının Türkiye yüzünden değil, Kıbrıs Rum liderliğinin BM planını -ki bu plan AB'nin de desteğini almıştı- Güney'de reddettirmesiyle başarısızlığa uğradığını unutmamalıyız. AB Dönem Başkanı Finlandiya, güçlükleri aşmaya çalışırken, ne çıkarlarımızı görmezlikten gelelim, ne de 2004 yılı Kıbrıs başarısızlığının sorumlusunun kim olduğunu unutalım.
AB olarak kapıyı Türkiye'ye, Batı Balkanlar'a veya Doğu'ya kapatmak, AB'nin yanı başında istikrarsızlığa kapı açmaktır." (I. Herald Tribune, 8 Kasım 06, s. 8; Türkçe çevirisi için Radikal, 9 Kasım 06, s. 10)
Son söz:
Türkiye'nin AB üyeliği, her iki tarafın da ortak çıkarıdır. Pozitif diplomasi ve yaratıcı formüllerle Türkiye'nin AB rayında kalması en isabetli siyasal ve stratejik tercihtir.

h.cemal@milliyet.com.tr








Taha AKYOL
Lider kültü
1974 yılında yayımlanmış bir kitap; Ecevit'in...
Çetin ALTAN
Okyanus transatlantiklerinde evrensel enstitüler kurulsa
Bugün Gazi'nin ölümünün 68'inci yıldönümü. "K...
Melih AŞIK
Kimdi bu adam?
7 yaşındayken babasını kaybetti ve yetim kald...
Fikret BİLA
Atatürk ve Ecevit
Bugün 10 Kasım. Atatürk'ü saygıyla anıyoruz. ...
Hasan CEMAL
Pozitif olmak, yaratıcı olmak!
Avrupa Birliği'yle ilişkilerin seyrinde herha...
Güneri CIVAOĞLU
Siret'in suret'i
Atatürk'ün son saatleri... Tüm tedavilere rağ...
Abbas GÜÇLÜ
Her yönüyle farklı bir bakan
Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç, önceki ge...
Hurşit GÜNEŞ
Dikkat, 2007 yılı sarsıntılara gebe
Bu hafta Türkiye'nin gerek dış siyasetini, ge...
Sami KOHEN
"Topal" Bush!
ABD'de iki kez üst üste seçilen bir Başkan, s...
Metin MÜNİR
Elbistan modeli de bozuk - 4
Kahramanmaraş'ın Elbistan ilçesinde 8 milyon ...
Faik ÖZTRAK
Bir program klasiği
Bu hafta yayımlanan, eylül ayına ilişkin ödem...
Hasan PULUR
Atatürk de bir insandı...
HER devrimin başlangıçta tabulaştırdığı, eriş...
Derya SAZAK
Çankaya sinyali
Ecevitlerin Or-An'daki evine taziye ziyaretin...
Meral TAMER
Sabancı'nın CEO'su, hatayı teşvik ediyor!
Türkiye'nin rekabetçi gücünü arttırabilmesi i...
Ece TEMELKURAN
Küçük yazar
Müthiş karşıydım şu imza günü işine. Yıllarca...
Güngör URAS
ABD'nin seçim sonu gündemi "ekonomi"
Amerikalı için Irak önemli ama Irak geçici bi...
M. Ali BİRAND
Hem Atatürkçü, hem AB düşmanı olunmaz
Kendilerine "Katıksız Atatürkçü" etiketi yapı...

© 2006 Milliyet