Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 03 Aralık 2006 / Pazar  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Anılar


Papa ve Türkler için bir başka anı daha... Hun Türklerinin ünlü lideri Atilla, 451 yılında Roma ordularını yenerek Roma üzerine yürüdü. 452 yılında Roma kapılarına dayandı. Romalılar, Papa III. Leo başkanlığında bir heyeti Atilla'ya elçi olarak gönderdiler. Papa III. Leo, Romalıların bütün şartları kabul ettiklerini, buna karşılık tek ricalarının Roma'yı yakıp yıkmaması olduğunu söyledi.
Atilla, Hıristiyan dünyasının bu en büyük din adamının ricasını kabul etti. Roma'nın bir taşına bile dokunulmadı, Romalıları affetti.(*)
Belki bu tarihi gerçek, Papa 16. Benedictus'un Türkler için söylemlerine tepki gösteren ve Türkleri barbar olarak niteleyen Hıristiyanlık odaklarının bir kere daha düşünmelerini sağlar.
..........................
Ve bu çağa dönelim...
İlk gençlik yıllarımızda Ankara Atatürk Bulvarı'nda akşamüstü yürüyüşleri keyifti. Ve... Çoğumuzun, Katoni (American Export Lines) adlı acentenin önünden geçerken adımlarımız yavaşlardı. Duraklar, içeriye bir göz atardık. Sarı saçlı çok hoş bir genç kız çalışırdı orada.
Elbette bu "gözleri şımartma" turlarını bizden büyükler de yapardı. Onlardan biri olan genç diplomat Sönmez Köksal, yıllar sonra o genç kızla evlendi.
Evet... Genç kızın adı Filiz...
Beyazperdenin ünlüsü Filiz Akın.
Biz hayranları, onu seyahat acentesinde çalışmaya başladığı zaman tanıdığımızda, Ankara Koleji'ni yeni bitirmişti.
.........................
Artist mecmuası Filiz'i bizim göz ufkumuzdan çekip alıverdi.
Yarışmada birinci olmuştu.
İstanbul'a, Yeşilçam'a uçmuştu.
Bugün Kanal D'de yayımlanacak Şeffaf Oda programımda, o günlerden ve sonrasından tatlı tatlı konuştuk.
Program çekimi öncesinde de Bebek Koru kafede bir öğle yemeği yedik.
Kanserle tanışma ve onu yenme sürecini anlattı.
Önüme dehşet verici, hatta isyan ettiren fotoğraflarını koydu.
Kanser tedavisi bu kadar mı tahribat yapar?
O kıpkırmızı, çiğ et gibi görünen boynu, dökülmüş saçları, solgun yüzü, sararmış gözbebekleri ile Filiz Akın'ı fotoğraflarda da olsa görmeyi sürdüremedim.
Hiç kıyamadım.
Hele o ilk genç kızlık yıllarının taptaze güzelliğinin ışığı hâlâ belleğime kayıtlıyken, acı, daha da yoğundu.
.........................
Daha birkaç yıl önce "kanser" kelimesinin kendisi için ilk kullanıldığı gün şu oturduğumuz kafeye eşiyle birlikte gelmişler.
Aynı masada, yanaklarından sicim gibi yaşlar akarken, elleri, eşi Sönmez Köksal'ın avuçlarındaymış.
Ondan aldığı güçle, yaşamına açılmış bu kötü parantezi güzel kapatmaya karar vermiş.
Sözünün arkasında durdu.
Ancak bilemiyorum. O mu kanseri yendi... Yoksa kanser bile mi Filiz'e kıyamadı?
Bugün ekranlarda göreceksiniz, Filiz, o hep bildiğimiz güzel, altın kalpli, öykü kadını gibi ışıltılı Filiz Akın.
.........................
Bir farklı boyutu var...
Çektiği acı, yaşadığı zorlu deneyim, onu, sanatçının kendi etrafındaki dünyasından almış, başkalarının dünyalarını ışıklandıran bir gönül gezegenine göndermiş.
O artık sağlık sorunları olanlara katkı sunan sosyal projelerin içinde.
Sarı, siyah, mavi bilezikler üretip satıyor.
Ama... Takı tasarımcısı değil.
O bir örnek plastik bilezikler, küçük bağışlar karşılığı veriliyor, bileklerde taşınarak yeni katılımcılara örnek oluyor.
Her renk, bir hastalığa karşı mücadelenin simgesi.
O her yardım rengi bir ebemkuşağı oluşturarak Filiz Akın'ın gözlerine yansıyor.
Onun kalbindeki sıcaklığın renkleri...
Filiz Akın'ın, sanatının doruğundaki yıllarından da öte bir sevgi çemberi oluşturduğunu söyleyebilirim.
...........................
(*) Tolstoy-Hikmetli Sözler/Prof. Dr. Telman Aliyev ve Vakıf Halilov/Okutan Yayınları/2006

g.civaoglu@milliyet.com.tr








Çetin ALTAN
Zurnanın zırt dediği...
"Gelişmekte olan" köylü ağırlıklı ülkelerle, ...
Melih AŞIK
Yeni kitaplar
'Mondros'tan Musul'a Türk - İngiliz İlişkiler...
Fikret BİLA
Pepe: Artık orman katliamları olmayacak
Acarkent ve Acaristanbul projeleriyle ilgili ...
Hasan CEMAL
Ortadoğu ateşi yakar!
Türkiye'nin coğrafyası çok belalı. Yeni değil...
Güneri CIVAOĞLU
Anılar
Papa ve Türkler için bir başka anı daha... Hu...
Can Dündar
Türklerle 40 yıl
Geçen hafta bütün dikkatler Papa'nın ziyaret...
Abbas GÜÇLÜ
Kim kimi etkiliyor?
Tavuk mu yumurtadan çıktı yoksa yumurta mı ta...
Metin MÜNİR
Hostesin dişleri
11,277 metre yükseklikte uçuyoruz ve dışarıda...
Hasan PULUR
Bardakoğlu da cumhuriyette yetişti...
TÜRKİYE'de zaman zaman adam kıtlığından söz e...
Derya SAZAK
Zana'nın telefonu
Papa'nın ziyareti Güneydoğu'ya ilişkin iki ön...
Meral TAMER
İzmir'in efesi, mükemmel sosyal girişimci olur
Önceki gün sabahın 6'sında kalkıp İzmir'e git...
Ece TEMELKURAN
Borat, Mahir ve diğerleri
Efendim, Paris'te gördük filmi. Sansürsüz ola...
Osman ULAGAY
Bir daha iyimser senaryodan söz edersem..
Türkiye'nin 24 Ocak 1980 kararlarına yol açan...
Güngör URAS
AÇEV'ciler 7 yaş çok geç diyor
Çocuklarımız ilkokula 7 yaşında gidiyor. Ama ...
Serpil YILMAZ
Ağar: Daha büyük haritayı gösteririz
Denizli'de,"İktidara Yürüyüş" adını verdiği m...

© 2006 Milliyet