Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 06 Aralık 2006 / Çarşamba  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Türk diasporasına: Büyüdük biz!


Londra'daydım. Kitap Evi'nde Londra'da yaşayan Türkiyelilerle buluşmak için. Ülkesinden uzak olmak, aklında hep bir bavulla, aklında hep "eve" geri dönmek fikriyle yaşamak, oraya ne zaman gidildiyse o zamanda donup kalmak ne demekmiş insanlarla konuşa konuşa bunu gördüm. Güya, kitaplardan söz edecektik.
Öyle olmadı. "Memleket hasreti" üzerinden evimizin, evlerimizin, yolumuzun, yollarımızın nerelerde durduğunu, nerelerden geçtiğini konuştuk. "Evle" ilgili her haberi hasretle bekleyen onca göz varken başka ne konuşulabilirdi ki? Böylece işte, Londra'nın ortasında kurulan "küçük Türkiye'de" bir türlü Londra'ya varamama, bir türlü Türkiye'ye dönememe, iki kapı arasında kederle beklemenin dibinde ne var, buna baktık.

İkili bir soru...
Dedim ki onlara, "Evimiz nerede?" Sonra da işte devam ettik konuşmaya. Şöyle...
Biz, yani insanlar, olduğumuz yeri kendi toprağımız mı kılıyoruz? İkili bir sorudur bu:
1- Olduğumuz yeri kendi toprağımıza mı benzetiyoruz?
2- Olduğumuz yere benzeyerek orayı yurdumuz mu belliyoruz?
Öyle sanıyorum ki insan, olduğu yere benzemeye ayarlı. Daha önce kim olduğuna bir çengelle bağlı kalarak elbette...
Oysa köksüzlük, evsizlik bir imkândır aslında; sonsuz bir insan olma imkânıdır. Evin ve yolculuğun birbirine karıştığı bir hayat sonsuz bir imkândır. Böylece sadece bir hayatınız olmaz, hayatınız artık hep birden fazladır. "Çoğul olarak" yaşarsınız artık. Bu imkânı kullanmak gerekir. Çok özlediğiniz evinize dair kederli ve ılık hikâyeleri anlatmak için, geze geze anlatmak için.
Evsiz kalan evini nerede kurmalı? O çok gereksindiği ev duygusunu bulup buluşturup neresine koyup rahatlamalı? Evsiz kalınca, hep yolda kalınca, fark eder ki insan, bir kök ihtiyacı, toprak hasreti diye adlandırdığımız o boşluk duygusunun önemlice bir bölümü korkularımızdan kaynaklanıyor.
Hep dışarıda kalma, eve geri alınmama, annesi eve gelmediği için kapıda kalan çocuk gibi sokakta üşüme, karanlıkta kalma duygusu sanki. Oysa büyüdük artık. Sokakta kalırsak bizi canavarlar yemeyecek. Dışarıda kalırsak bir daha hiç eve giremeyeceğimizi, kimsesiz kalacağımızı düşünemeyecek kadar büyüdük.

'Dünyayı güzellik kurtaracak'
Kendi evlerimizi kurmak zorundayız biz. Çünkü biz insanlar, evini dünyanın her yerinde kurabilecek yetenekteyiz. Olduğumuz yeri toprağımıza benzeterek ve olduğumuz yere benzeyerek biraz da...
"Dünyayı güzellik kurtaracak" demişti o insanlar yıllar önce. Kim bilir kaç kez stadyumlarda, mitinglerde, kapalı salon toplantılarında bu şarkıyı söylediler, söylettiler. Eğer bir şarkı söylüyorsak, o şarkıyı nasıl bir dünyaya, nasıl bir hayata ve insana inandığımızı anlatmak için söylüyorsak, söylediğimiz bütün şarkıların sıkı sıkı arkasında durmalıyız.
Bu yazı şimdi, bu ülkeden, toprağından uzakta yaşayan, yaşamak zorunda kalan herkese yazılıyor:
Cümleye ve hayata "dünya" diye başladıysanız, cümleye ve hayata "dünya" diye devam etmek en iyisi. Dünya kadar büyüyerek ve yayılarak tüm hayatın üzerine. Hasretin kederiyle "daraltmadan" yüreği, dünyada durmakta olduğumuz yerden, içine fırlatıldığımız "yabancı" hayatlardan korkmadan.
Çünkü dediğim gibi,"büyüdük biz" ve küçüldü dünya. Ve şimdi hepimiz tıpkı kendimize ve hayalimizdeki eve benzeyen evler inşa edebiliriz.

ecetem@hotmail.com








Taha AKYOL
İki Avrupa... Hangisi?
EVET iki Avrupa var; biri "Derin Avrupa", öbü...
Çetin ALTAN
Kalkınma cılbırındaki hödüklükler kepazeliği
Cumartesi, pazar dışında, her sabah saat 6.30...
Melih AŞIK
Haydarpaşa Projesi
Haydarpaşa projesi yola çıktı... Haydarpaşa G...
Fikret BİLA
Merkel işi yokuşa sürüyor
AB'nin iki lokomotif ülkesinin liderleri, Fra...
Hasan CEMAL
Kültürel ırkçı!
Merkel'le Chirac'ın dünkü ortak çıkışlarından...
Güneri CIVAOĞLU
AB'ye nadas
Merkel, Chirac ve Polonya Devlet Başkanı Kac...
Abbas GÜÇLÜ
İyi ki sivil toplum örgütleri var
Birleşmiş Milletler (BM) 1985 yılında, gönüll...
Hurşit GÜNEŞ
Merkez Bankası'nın döviz kaygısı
Önceki gün Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılm...
Nail GÜRELİ
Eski tüfek sendikacılar
Sendikacılar Derneği (SEN-DER), Türk-İş ve Dİ...
Sami KOHEN
Bir yandan AB, öte yandan Ortadoğu...
TÜRKİYE bir yandan AB ile uğraşırken, öte yan...
Metin MÜNİR
Yüz yıl süren hazırlık
Beş-altı kişilik bir grup gazeteciyle beraber...
Hasan PULUR
Muhsin Bey'den Dondurmam Gaymak'a...
CUMA gecesi televizyon kanalları arasında dol...
Meral TAMER
Güler Sabancı, "Kadın Dostu Kentler"e el verdi
Dün, Türk kadınına seçme ve seçilme hakkının ...
Ece TEMELKURAN
Türk diasporasına: Büyüdük biz!
Londra'daydım. Kitap Evi'nde Londra'da yaşaya...
Osman ULAGAY
Uyarı yerinde ama etkili olması zor
TC Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Durmuş Yılma...
Güngör URAS
Bayram değil seyran değil, eniştem beni niye öptü?
Sabah erken saatte markete uğradım. Alacaklar...
M. Ali BİRAND
Chirac-Merkel'den geri adım
Avrupa Birliğinin iki büyük patronu, Fransız ...

© 2006 Milliyet