|
Avrupa, "cüce"likten kurtulabilecek mi?
Avrupa Birliği'ni kuranlar bugün mezarlarından kalkıp, neler yaşandığını görseler herhalde derin bir hayal kırıklığına uğrarlar.
Karşılarında şöyle bir Avrupa bulacaklardır:
Ne istediğini bir türlü tam anlamıyla bilemeyen…
Attığı adımları iyi hesap edemeyen…
Uluslararası sorunların içinden çıkamayan, hatta daha da karıştıran…
İç politika uğruna, kısa vadeli çıkarlarını tercih eden bir Avrupa.
Avrupa Birliği Türkiye konusunda hala bir karar verebilmiş değil. Türkiye ile nereye kadar yürüyebileceğini, içine alıp almayacağını bilemiyor.
Kelimenin tam anlamıyla bir hoyratlık yaşanıyor.
Avrupa Birliği bu yaklaşımıyla hiçbir yere varamaz. Hiçbir zaman dünya siyasetindeki gerçek yerini alamaz. Amerika'nın iki dudağının arasından kurtulamaz.
Şu son aylardaki gelişmeler, Avrupa'yı yönetenlerin ne kadar cüce olduklarını kolaylıkla gösteriyor.
Kıbrıs sorununu tam bir Arap saçına dönüştürdüler. Çözümlenebilme imkanı varken, bu imkanı tümüyle yok ettiler. Yetmedi, Kıbrıs'ın yarattığı marjinal bir limanlar sorununun arkasına saklanarak, Türkiye'yi cezalandırma yolunu seçtiler.
Yapamayacaklar.
Ne kadar uğraşırlarsa uğraşsınlar, Türkiye'yi tahrik edemeyecekler. Türkiye'nin Avrupalı olup olmadığına onlar karar veremeyecekler. Göreceksiniz, bu uzun ve ince yolun sonunda Türkiye istediğini elde edecek.
* * *
ÖYMEN "HAYIRCI CEPHE" GİBİ KONUŞUYOR…
CHP'nin Avrupa Birliği ile ilgili politikasını anlayabilmiş değilim. Uyum yasalarına destek veren, ardından ise, sırf AKP'ye muhalefet etmek adına, Türkiye'nin Avrupa ile ilişkilerini dinamitleme pahasına yıkıcı bir kampanya güden CHP'yi anlayabilmek imkansız.
Bu konuda en büyük hasarı da Onur Öymen veriyor.
Son derece akıllı, çalışkan ve yetenekli bir insan. Ancak konuşmaya başladığında, sözlerinin nereye varacağını bilemiyor. Türkiye-AB ilişkilerine en büyük zararı veren muhalefet sözcüsü konumunda.
İşte size bir örnek.
Geçen hafta, AB-Türkiye Karma Parlamento toplantısı vardı. Bu toplantıyı izleyen AB Komisyonu ve AB Parlamentosu yetkilileriyle konuştum. Ağız birliği etmişçesine şunları söylediler:
"Onur Öymen oldukça, Türkiye'ye muhalefet yapanların Alman Hıristiyan Demokratlar'a ihtiyaçları kalmıyor. Öymen öylesine konuştu ki, Türkiye'nin gelmesini istemeyenler neredeyse ayakta alkışlayacaklardı. Ondan sonra söz alan Alman Hıristiyan Demokrat sözcü, neredeyse Öymen'in sözlerini tekrarladı…"
Bu mudur muhalefet yapmak ?
Türkiye'nin uzun vadeli çıkarlarını hiçe sayarak, AB ilişkilerini baltalamanın ne yararı var ?
Onur Öymen, bu tutumuyla, AB'ye ders verdiğini, Türkiye'nin onurunu koruduğunu, haksızlığa karşı çıktığını söylüyor. Salı akşamı MANŞET programında, bu konuşmasına dikkat çekince, beni AKP'li olmaktan, patronlarımızın emriyle hakaret ettiğimize kadar sert şekilde eleştirdi. Oysa AB benim umurumda bile değil. Ayrıca, AB ve AKP bu köşede sürekli övülmez. Gerektiğinde eleştirilir, gerektiğinde doğruları sergilenir.
Hayır, Onur Öymen bu yaklaşımı ile Türkiye'yi korumuyor. Aksine, Türkiye'yi fena halde zora sokuyor ve Türkiye'nin uzun vadeli en önemli bir projesini dinamitliyor.
Hayır, bu parti, Onur Öymen'in AB konusundaki bu yaklaşımı ve söylemiyle oy kazanacağını sanıyorsa çok yanılıyor.
* * *
İKİ YILDA NE DEĞİŞTİ DE, BUGÜNKÜ DURUMA DÜŞTÜK ?
Sizde kendi kendinize sormuyor musunuz ?
Avrupa Birliği, Türkiye'yi kaldıramayacak, hazmedemeyecek idiydi de, bunu neden 2004 Aralığındaki dorukta düşünmedi de, bugün akıl etti?
Öyle değil mi ?
Madem ki, Türkiye dengeleri bozacaktı, bunu 2004'de düşünselerdi ve o günlerde Türkiye ile müzakereleri başlatmasalardı. Türkiye iki yıl içinde değişmedi. Aynı boyutlar ve aynı koşullar geçerli. Avrupa'nın durumu da aynı. Avrupa'daki koşullar ve memnuniyetsizlikler de aynı.
Üç önemli neden var :
1. Artık, Almanya'nın başında, Sosyal Demokrat Shcröder yok. Schröder, Avrupa'nın Türkiye ile birlikte büyüyeceğine inanmıştı. Her yönden büyük avantajlar sağlayacağını görmüş ve Türkiye'nin lokomotifliğini benimsemiş, Ankara'yı elinden tutup Avrupa'nın kapısına kadar taşımıştı.
2. İkinci eksiklik, 2004'teki Chirac'ın siyasi açıdan eski gücünü kaybetmesi ve Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde iç politika batağına batmasıdır. Chırac 2004'te kararın alınmasına bir gün kala tarihi TV konuşmasını hatırlayanlar bilecektir. O günkü Chirac olmasa, Türkiye bu noktaya gelemezdi.
3. Üçüncü eksik, yine 2004'teki etkinliğini ve gücünü kaybeden İngiltere Başbakanı Blair'dir. Bugün hala elinden geldiğince desteğini vermekte, ancak yakında ayrılacağından dolayı, artık eski ağırlığı yoktur.
Tabii bütün bu faktörlerin yanısıra, Türkiye aleyhindeki rüzgarların birden bire artmasının temelinde, Avrupa kamuoyunda genel olarak AB'ye karşı memnuniyetsizlik, yeni bir genişlemenin kendilerini yoksullaştırabileceği varsayımı yatıyor. Türkiye'yi, genişleme ile özdeşleştiren Avrupa kamuoyu HAYIR dedikçe, zaten zayıflayan liderler de hemen boyun eğiverdiler.
Ancak unutmayalım ki, bunlar konjonktürel rüzgarlardır. Bugün hızla eserler, yarın durağanlaşırlar. Hatta birden bire rüzgarların lehimize döndüğünü görüverirsiniz. Hatırlayın, 1999 Lüksemburg doruğunda Türkiye'ye adaylık statüsü verilmemişti. 2002'de aynı Türkiye- üstelik hiçbir değişim yaşanmadan- hem de alkışlarla aday ilan edildi.
Avrupa böyledir işte…
(Bu yazı, Posta Gazetesinde ve aynı gün Hürriyet Gazetesinin tüm dış yayınlarında, Hürriyet internet sitesinde (www.hurriyetim.com.tr) Milliyet internet sitesinde (www.milliyet.com.tr) ve Daily News ekibi tarafından tercüme edildikten sonra hem ana gazetede, hem de Daily News internet sitesinde (www.turkishdailynews.com) yayınlanmaktadır. )
mabirand@e-kolay.net
|
|