|
 |
|
|
Tek haneli enflasyon ve makro ekonomik istikrar
Kasım ayı enflasyon rakamları açıklandı. Piyasalar yıl sonunda tek haneli enflasyon olasılığının artmasına sevinmiş görünüyor. Hatta bazı yorumlara bakıldığında neredeyse bu yılın enflasyon hedefinin tutturulduğunu sanırsınız. Son dönemde "Makro istikrar sağlandı sıra mikro reformlarda" sözü giderek daha fazla kullanılır oldu.
Oysa resmi enflasyon hedeflemesinin ilk yılında enflasyon hedeften yüzde 100 oranında sapacak.
Bunu bir yana bırakırsak, şu anda TÜFE bazında enflasyon yıllık olarak geçen yılın 2 puan üstünde. Merkez Bankasının tercih ettiği H indeksi bazında enflasyon ise geçen yılın üç puan üstünde ve fark son dört aydır sürekli açılıyor.
Mayıs ve haziranda yaşanan dalgalanmanın kur üzerindeki etkisine bakarak bu enflasyon rakamlarını başarılı görenler var. Oysa enflasyon hedeflemesinin en güçlü yanlarından biri kurlardaki artışın fiyatlara olan etkisini azaltmasıdır. Bu başarılamamıştır.
Bunun arkasındaki en önemli nedenlerden biri Merkez Bankası'nın son açıkladığı finansal istikrar raporunda yer alan bankacılık dışındaki özel kesimin döviz cinsinden açık pozisyonudur.
Sadece bu yılın ilk dokuz ayında bu kesimin açık pozisyonu 28.8 milyar dolardan 43.4 milyar dolara çıkmış. Artış yüzde 48.8.
Özel kesimin borcu
Özel kesimin yabancı parayla net borcu bu hızla artarsa dövizdeki hareketlerin fiyatlara etkisini azaltamazsınız. Küresel risk iştahı bolken, TL değerlendiğinde, şirketlerin açık pozisyonu, enflasyonun daha hızlı düşmesine imkân verdi. Küresel durum değişip TL'nin değer kaybı hızlandıkça tam tersinin olması kimseyi şaşırtmamalı.
Özel kesimin borçlanmasındaki bu hızlı artışı kamunun borçlanmasına göre daha az riskli görüp Merkez Bankası'nın bu konuda rahatsızlığını geç de olsa- açıklamasına tepki gösterenler var. Ekonomi çeşitli kesimlerin bilançolarından oluşur. Bunlardan birindeki hızlı bozulma diğer kesimleri de ipotek altına alır. Özel kesimin yüksek açık pozisyonu, TL'nin hızla değer kaybetmesi halinde, borcunu ödemesini zora sokar. Bankalar kredilerini tahsil edemezse vatandaşa ve dışarıya borcunu ödeyemez. Sonuçta sistemik risk oluşur ve maliyet devlete yüklenir. Açık pozisyonun banka dışı özel kesimde olması, riski azaltmaz.
Nitekim Finansal İstikrar Raporu'nda Türkiye ve bazı yükselen piyasa ekonomilerinin dış borçlanma faizlerinin gelişmiş ülkelerinkilerle olan farkları ve iflas olasılığına karşı, krediler için istenen sigorta primleri de yer alıyor.
Bu veriler, mayıs ayındaki küresel dalgalanmanın ardından, Türkiye'nin yükselen piyasa kategorisi içinde en düşük iyileşmeyi kaydeden ülkelerden biri olduğunu gösteriyor. Bu, Türkiye ile ilgili göreli risk algılamalarının giderek kötüleştiğini ve yatırımcının gözünde bu ekonomilerden ayrışmaya başladığımızı ortaya koyuyor.
Kısa vadecilik ve popülizm, geçmiş yıllarda, küresel piyasalarda likiditenin arttığı dönemlerde kamunun aşırı borçlanmasına göz yumdu.
Bu defa ise özel kesimin borçlanmasına seyirci kalındı. Likidite balonu sönmeye başladığında her iki kesimin aşırı borçlanması arasında risk bakımından çok da fark olmadığını ve tek haneli enflasyonun makro ekonomik istikrar anlamına gelmeyeceğini görüyoruz.
foztrak@yahoo.com
|
|
|

|