Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 14 Aralık 2006 / Perşembe  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
AB'li günler (3)
Kuliste Büyükanıt Paşa!


BRÜKSEL

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Büyükanıt'ın geçen hafta hükümete karşı Kıbrıs'la ilgili çıkışı, AB'de Türkiye'nin müzakere elini zayıflattı mı? Yoksa tersine, güçlendirmiş de olabilir mi?
Bunun gibi, Cumhurbaşkanı Sezer'in "Bana da bilgi verilmedi!" yolundaki açıklaması, acaba Türkiye'nin AB'ye ilişkin son diplomatik pozisyonunu olumsuz etkilemiş olabilir mi?
Bu iki konunun hükümette yarattığı derin rahatsızlığı biliyorum. Stockholm'de Nobel törenlerini yaşarken kulağıma çalınmıştı, üst düzeyde bir siyasal yetkilinin, "Kendimi sırtımdan hançerlenmiş gibi hissettim!" dediği...
Ayrıca, Dışişleri Bakanlığı'ndaki güvenilir kaynaklardan, hükümetin son Kıbrıs hamlesi konusunda Genelkurmay'ın nasıl 'bilgilendirildiği'ni de biliyordum.
Dışişleri Müsteşarı Büyükelçi Ali Tuygan'ın görev süresi doluyor. Halefi Büyükelçi Ertuğrul Apakan'la birlikte veda ziyaretlerine başladı.
Bu çerçevede Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Ergin Saygun'dan da çok önceden randevu alınmış.
Bu ziyaretle hükümetin Kıbrıs girişimi çakışınca, gelişmeyle ilgili olarak İkinci Başkan bilgilendirilmiş...
Akla gelen soru:
Hükümet, acaba Genelkurmay'a bu sefer bilgi vermekle yetinmiş, görüş istememiş miydi?
Olabilir.
Bir başka soru:
Genelkurmay İkinci Başkanı, bu konuda kendi Komutan'ını haberdar etmemiş olabilir mi?
Hiç ihtimal vermiyorum.
Sonuç olarak:
Hükümetin AB ile Kıbrıs pazarlığında Genelkurmay'ı bilgilendirmiş olduğu konusunda kuşkum yok. Peki o zaman Büyükanıt Paşa'nın 'her şeyi televizyondan öğrendiği'ne dair açıklaması ne ola ki?..
Ne kadar inandırıcı ki?..
Bu arada bir hükümet, askeri bazen yalnız bilgilendirmekle yetinip görüş almayı gerekli görmeyebilir.
Bu da mümkün.
Peki, olmaması gereken nedir?
Türkiye'nin AB ile kapalı kapılar arkasındaki pazarlığının en kritik günlerinde Genelkurmay Başkanı'nın basına yapmış olduğu açıklamadır olmaması gereken.
Büyükanıt Paşa, telefonu bir meslektaşımıza değil, bir Başbakan'a, bir Dışişleri Bakanı'na açıp görüşebilirdi. Düşünce ve eleştirilerini siyasi otoriteye bu yolla iletebilirdi.
Ama böyle yapmayıp bir gazeteye manşet olmayı tercih etmesi doğru olmadı Büyükanıt Paşa'nın.
Şık olmadı.
Yanlış oldu.
Demokrasilerde askeri otorite, seçilmiş sivil otoriteye tabidir ilkesine, kuralına boş veren talihsiz bir davranış oldu.
AB kulisinde öğrendim.
Özellikle Kıbrıs Rum tarafı, Büyükanıt Paşa'nın bu çıkışını pazarlık sürecinde Türkiye'nin aleyhine kullanmış.
Söyledikleri şöyle özetlenebilir:
"Türkiye'nin Kıbrıs'a ilişkin sözlü önerisine güvenilmez. Asker bastırır, gereğini yapamazlar. İşte gördünüz Genelkurmay Başkanı'nın çıkışını? Onun için Ankara'dan yazılı isteyelim öneriyi. Ayrıca, sivil-asker ilişkilerinin demokrasi açısından daha hâlâ hangi halde olduğu görülebiliyor. İşler fazla değişmiş değil."
Güney Kıbrıs'ın bu çıkışı tabii Fransa tarafından da desteklenmiş. Üst düzeyde bir Fransız yetkili, Türkiye'nin Kıbrıs hamlesinin iyi olduğunu, ancak altının, üstünün doldurulamadığını söylemiş.
Türkiye'ye hep destek çıkan İngiltere'nin de bu gelişmeler üzerine öneri yazılı hale getirilsin yaklaşımını benimsediği dikkati çekiyor.
Sonuç?..
Büyükanıt Paşa keşke kapalı kapılar arkasında söyleseydi görüşlerini...
Böylece Türkiye'nin eli, AB ile pazarlığın kritik aşamasında bence daha güçlenebilirdi. En azından Rum tarafına kullanabileceği bir bahane yaratılmazdı.
Belki konuya tersten de bakılabilir. AB kulisinde Büyükanıt Paşa'nın bu çıkışını, "Bakın artık Türkiye'de son sözü asker değil hükümet, seçilmiş siviller söylüyor" diye satmaya çalışanlar da çıkabilir.
Bu da mümkün.
Biliyorum, Cumhurbaşkanı Sezer'in tutumu da vardı yazımın girişinde... Ancak yerim kalmadı. Belki o kadar kıymeti harbiyesi olan bir konu da değil.
AB'li günlerin dördüncü yazısı yarın.

h.cemal@milliyet.com.tr








Taha AKYOL
Kıbrıs'ta hareket zamanı
ABBakanlar Konseyi'nin Kıbrıs konusundaki kar...
Çetin ALTAN
'Ahmak ıslatan' tatavaları
Yağmur çeşitleri içinde, "bardaktan boşanırca...
Melih AŞIK
Acarantalya!
Acarkent ve Acaristanbul'daki orman cinayetle...
Fikret BİLA
Baykal: Başbakan, Sezer'e kulak versin
CHP lideri Deniz Baykal, Başbakan Erdoğan'ın ...
Hasan CEMAL
Kuliste Büyükanıt Paşa!
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Büyükanıt'ın ge...
Güneri CIVAOĞLU
Sezer fırtınası
Siyaset takviminde "AB fırtınası" nispeten az...
Can Dündar
Deve
Bir de bana dedirtir insanoğlu, "Nerem doğru...
Hurşit GÜNEŞ
Enflasyonun sorumlusu belli. Ya cari açığın?
Bu ara Merkez Bankası (MB) Başkanı'nın her aç...
Doğan HEPER
Türkiye kuş mu, deve mi?
AB'de kavga sürüyor. Türkiye kavgası. Avustur...
Semih İDİZ
AB'ye alternatifler geliştirilmeli
AB dışişleri bakanları, kendi içlerindeki böl...
Sami KOHEN
Tren kalkış sinyali bekliyor
NİHAYET "finiş" çizgisine gelindi... Uzun mar...
Hasan PULUR
Avrupalının da vicdanı vardır...
ZAMAN zaman isyan ederiz: "Şu Avrupa'da vicda...
Derya SAZAK
Çankaya, Sezer, Baykal
Milliyet'te dün Önder Yılmaz'ın "atlatma" hab...
Meral TAMER
Adalet Ağaoğlu'nun gönderdiği Mercedes yıldızı
Değerli romancımız Adalet Ağaoğlu'dan telefon...
Yaman TÖRÜNER
Bütün tapular iptal edilebilir
Acarkent ve Beykoz Konakları ile ilgili tartı...
Güngör URAS
İyi ise Merkez'den, kötü ise başkalarından
Merkez Bankası Başkanı son günlerde fazlaca k...
M. Ali BİRAND
Papadopulos yine kaybetti...
Şu sıralarda hiçbir lider, Kıbrıs Cumhurbaşka...

© 2006 Milliyet