Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 21 Aralık 2006 / Perşembe  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Anayasa Mahkemesi ve bazı sorular!


Türkiye'de sosyal güvenlik sistemi çok uzun yıllardır hastadır. Devletin bütçesinde, oluk gibi para yutan kocaman bir kara deliktir.
Bu kara delik, aynı zamanda Türk ekonomisinin sırtına binmiş çok büyük bir kamburdur.
Devletin iki yakası bu yüzden bir araya gelemez oldu. Hesabın kitabın tutmadığı bir ortamda enflasyon canavarı yıllar yılı istediği gibi at oynattı.
Sosyal güvenlik sisteminin hastalığı bilinmesine rağmen birbiri ardından gelen hükümetler bu soruna el atmaktan kaçındılar. Gerekli siyasal cesaret ve kararlılık sergilenmedi.
Hatta bazı hükümetlerin, tam tersine, hastalığı daha da azdıran -örneğin 1992'de emeklilik yaşını düşüren- popülist yollara saptıkları da görüldü.
Sonuç, sistemin iflasıdır.
Emeklisine, duluna, yetimine doğru dürüst hizmet veremeyen bozuk bir düzen... Ve ekonomik dengeleri sürekli olumsuz etkileyen bir kambur...
Örneğin, sosyal güvenlik sisteminin geçen yılki bütçeye bindirdiği yük 23 milyar YTL idi. Bu yük, Milli Eğitim Bakanlığı harcamalarının iki katına eşitti.
Eğer 2005 yılında sosyal güvenlik sisteminin 23 milyarlık böyle bir yükü olmasaydı, devlet bütçesi açık değil, tam 13 milyar YTL fazla verecekti. Bu miktarın da, geçen yılki Milli Eğitim bütçesine eşit olduğunu belirtelim.
Tablo böylesine vahimdir.
Deniz bitince, tabii IMF'nin de devreye girmesiyle, sosyal güvenlik sorunu bir yapısal reform olarak geldi, ekonomide gündemin baş sıralarına oturdu.
Erdoğan hükümeti, gecikmeli olarak, biraz da gönülsüzce bu soruna el attı. Ama sonunda, reform yanı törpülenmiş olsa da, bir başlangıç adımı olarak sosyal güvenlik reformu yapıldı.
Hiç yoktan iyidir dedirten bir gelişmeydi bu. Emekli Sandığı'nın, Sosyal Sigortalar Kurumu'nun, Bağ-Kur'un tek çatı altında birleştirilmesi, bir yerde 'reformun ruhu'nu oluşturuyordu.
Ancak bu yasanın 23 maddesi, Cumhurbaşkanı Sezer'le CHP milletvekilleri tarafından Anayasa Mahkemesi'ne götürüldü. Yüksek Mahkeme, bazı maddeleri iptâl etti, yürütmeyi de durdurdu.
Kısacası:
Sosyal Güvenlik reformu göçtü!
Şimdi durum ciddi.
Birçok bakımdan öyle.
Anayasa Mahkemesi kararının gerekçesi henüz açıklanmadı. Ama ben yine de aklımdan geçen bazı soruları sıralamak istiyorum.
Sırf sesli düşünmek için.
Örneğin bu ülkede bir yasama organı, halkın oylarıyla seçilmiş bir Meclis, devlet memurları hakkında yasal bir düzenleme yapamayacak mı?..
Bir başka soru:
Anayasa Mahkemesi'nin sayın üyelerinin, bu kararla aynı zamanda kendi emeklilik haklarıyla ilgili bir konuda karar vermeleri ne kadar doğrudur?
Çünkü bu karar sayesinde emekli oldukları vakit, bir takım avantajları onlar da kaybetmemiş olacaklar, öyle değil mi?
Bu soru da aklıma takılıyor.
Biliyorum, Anayasa Mahkemesi'yle ilgili hukukta görevsizlik kararı diye bir şey yok. Ama yine de böyle bir soru aklıma takıldı işte...
Bir başka soru:
12 Eylül'den kalma mevcut Anayasa'yla bu ülkede nereye kadar reform yapılabilir?
Yinelemek gerekirse:
Sosyal güvenlik reformu yaşamsal bir konu. Bu reform yapılmadan, devletin hesabı kitabı tutmaz.
Bu reform yapılmadan, bu ülkenin emeklisine, duluna, yetimine doğru dürüst hizmet götürülemez.
Yine bu reform yapılmadan, devletin kendi bütçesinden eğitime, sağlığa, toplumsal projelere doğru dürüst paylar ayrılamaz.
Yazık!

h.cemal@milliyet.com.tr








Taha AKYOL
Anayasa Mahkemesi ve bürokrasi
GÜNLERDİR Anayasa Mahkemesi'nin "memurlar leh...
Çetin ALTAN
'Şeb-i yelda' en uzun gece
Bu gece, saat 24.00'ten sonra yarının takvim ...
Melih AŞIK
Şekersiz konu!
Ülkede para eden ne varsa satmayı... Böylece ...
Fikret BİLA
Sine-i millet tartışması
Bazı kesimlerden başta CHP olmak üzere muhale...
Hasan CEMAL
Anayasa Mahkemesi ve bazı sorular!
Türkiye'de sosyal güvenlik sistemi çok uzun y...
Güneri CIVAOĞLU
'Bit' kriteri
Yuvacık Barajı sadece Kocaeli'ye değil, İstan...
Can Dündar
Evet Kenan Doğulu, biz eski kafalıyız biraz!
Eurovision'da Türkiye'yi temsil edecek olan ...
Hurşit GÜNEŞ
Tayland sıcak paraya "dur" dedi
Tayland'da gelişen olaylar bu hafta uluslarar...
Doğan HEPER
İşçi üvey evlat mı sayıldı?
BİR süre önce bu köşede şöyle demiştim:
Semih İDİZ
AB, Türkleri rencide etmekte ısrarlı görünüyor
AB Konseyi'nin geçen hafta aldığı karardan so...
Sami KOHEN
Irak için yeni yaklaşımlar
DAHA geçen ay Irak konusunda "Kesinlikle kaza...
Hasan PULUR
Hiç ibret alınsaydı...
GÜNGÖR Yerdeş bizim kuşağın Ankaralılarındand...
Derya SAZAK
Sine-i millet
2007'ye Çankaya ve erken seçim tartışmalarıyl...
Meral TAMER
Coca-Cola'dan her çalışana hediye bisiklet
Bazen büyük heyecan duyarak yazdığınız bir ya...
Yaman TÖRÜNER
Roche olayının perde arkası
Önceki günkü gazetelerde, "Savcıdan ikinci Ro...
Güngör URAS
Merkez "bir şeyler" pişirmeye çalışıyor
Tayland'a sıcak paranın girişi güçleştirildi....
Serpil YILMAZ
Beyoğlu'nun ışığını Tarlabaşı yakacak
Devlet ile halkı buluşturan "yerel" güç, yasa...
M. Ali BİRAND
Erdoğan, köprüleri neden atmadı?
Avrupa Birliği ile ilişkilerin geldiği noktay...

© 2006 Milliyet