
|
|
|
 |
|
|
Soul müziğin babası James Brown öldü
16 yaşındayken silahlı soyguna karışmaktan girdiği hapiste konserler vererek müzik dünyasına adım atan Soul ve funk müziğinin babası James Brown, zatürre teşhisiyle yattığı hastanede hayatını kaybetti
DIŞ HABERLER SERVİSİ
Soul ve funk müziğinin babası olarak bilinen ABD'li şarkıcı James Brown (73) zatürre teşhisiyle kaldırıldığı Atlanta'daki Emory Crawford Long Hastanesi'nde dün sabah yaşamını yitirdi.
Brown'ın temsilcisi Frank Copsidas, Brown'ın öldüğü sırada yanında eski dostu Charles Bobbit'in bulunduğunu ve ölümünden sonra şarkıcının ailesine haber verildiğini söyledi.
Ayakkabı bile boyadı
Ailenin tek çocuğu olarak 1933 yılında Güney Caroline'da dünyaya gelen ve henüz dört yaşındayken annesiyle babasının ayrılması üzerine teyzesinin yanına yerleşen Brown, çocukluğu boyunca ayakkabı boyacılığı, pamuk toplayıcılığı ve araba yıkayıcılığı gibi çeşitli işler yaptı. 16 yaşındayken silahlı bir soyguna karışmaktan dolayı hapse giren Brown, burada kurduğu grupla birlikte verdiği konserlerle müzik dünyasına adımını attı.
Serbest kaldıktan sonra, ismi daha sonra "James Brown and Famous Flames" olarak değiştirilen "Starlighters" grubuna katılarak, 1956'da "Please Please Please" ve 1958'de "Try Me" albümleriyle adını duyurmaya başladı. Ancak Brown, esas olarak 1961 yılında New York'ta, Harlem'deki Apollo tiyatro salonunda verdiği "efsanevi" konser ve bu konserin kayıtlarıyla şöhrete kavuştu.
Suç ve müzik
1965'te "Papa's Got a Brand New Bag" ile en iyi R&B şarkısı, 1987'de "Living In America" ile R&B dalında en iyi şarkıcı, 1992 yılında ömür boyu başarı dalında Grammy kazanan James Brown, uyuşturucu kullanımından dolayı 10 ay hapis yattı, üçüncü karısı Adrienne Rodriegues'e dövdüğünden ve öldürmeye teşebbüsten 6 yıl hapse mahkûm edildi. 6 aylık cezanın 15 ayını hapiste geçiren sanatçı, ateşli silah kullanmama şartıyla serbest bırakıldı.
Bir neslin idolleştirdiği Brown, kendisinden sonraki şarkıcılar için de büyük bir esin kaynağı oldu. Mick Jagger ve Michael Jackson gibi şarkıcılar, Brown'ın dansından ilham alırken, David Bowie'nin "Fame"i, Prince'in "Kiss"i ve George Clinton'ın "Atomic Dog"u James Brown'un ritimlerine dayanıyordu.
Temmuz ayında Türkiye'de konser veren James Brown, hayatı boyunca müzik listelerine giren 119 şarkı ve 50'den fazla albüme imza attı.
Sahnedeki en parlak ceket
James Brown, kuşağı ve kendinden sonrakiler için gece hayatının profesörüydü
Murat Beşer
2006, genel anlamda gaddar bir yıl olarak hatırlanacak. 2006, yaşamın pek çok alanında olduğu gibi müzik dünyasına da acımadı.
Soft Machine'in saksofoncusu Elton Dean, Latin müzik perküsyoncusu Ray Baretto, dünya müziğinin Malili duayeni Ali Farka Toure, rock müziğin tescilli delisi Syd Barrett, efsanevi saksofoncu Dewey Redman, caz trompetçisi Maynard Ferguson ve tabii ki Atlantik Plak efsanesinin yaratıcıları Arif Mardin ve Ahmet Ertegün. Bu dünyadan 2006 yılında göçenler arasında ilk akla gelenler.
Tam bitti derken, doymadı 2006. Giderayak eğlence dünyasının ve sahnelerin en büyük tarz adamlarından birini aldı götürdü.
Sayısız güzel sıfatıyla bilinen şarkıcı James Brown'ı aldı. Brown, 24 Aralık gecesi zatürre teşhisiyle kaldırıldığı hastanede yaşamını yitirdi.
Sıfatlarından bazılarını sayacak olursak, 'soul kardeşliğinin bir numarası'ydı, 'soul'un büyükbabası'ydı, 'gösteri dünyasının en çalışkan adamı'ydı, 'bay dinamit'ti.
Kuşağı ve kendinden sonrakiler için 'gece hayatının profesörü'ydü. Eğlence dünyasındaki sahne adamlarının en büyük ilham kaynağıydı.
O olmasaydı Michael Jackson olmazdı. Olsa da Moonwalk dansını bu kadar kusursuz icat edemezdi. Mick Jagger'ın sahne hareketleri bu kadar erotik olamazdı. David Bowie "Fame"i, Prince "Kiss"i, George Clinton ise "Atomic Dog"u besteleyemezdi.
Onun karşısında yeni yetme kalan Ice-T, Public Enemy gibi rap'çiler, arsızlığı, huysuzluğu ve muhalifliği bu kadar zekice, kıvrakça dile getiremezdi.
Her şey onun üzerinden tarif edilirdi; eğer bir şarkıcı anlatılacaksa "James Brown gibi" tanımı kullanılırdı. Ama bu her zaman kaba bir tanım olarak kalacak; çünkü kimse onun gibi değildi.
Ateşli gospelleri, karmaşık vokalleri ve çok ritimli vuruşları ile süslenmiş şarkıları onun almetifarikasıydı. R&B, soul, funk, rock; şarkılarında hepsi vardı. '60, '70 ve '80'lerde her zaman hit şarkılar yapmayı bilmişti.
"Say It Loud, I'm Black and I'm Proud", "Living in America", "Sex Machine" gibi şarkılarla, Amerikan siyah müzik tarihinin bugünkü popüler haline gelişinde en ihtişamlı figürdü.
Sahne adamlarının hocası
Zamanında diğer şarkıcılar ondan belki daha popülerdi, ama Brown sahne adamlığı konusunda her zaman onların hocası statüsündeydi.
Maçoydu. Üçüncü eşinin ölümü üzerindeki şaibeler ve uyuşturucu sorunları yüzünden sanat sayfalarından ziyade, üçüncü sayfalarda göründüğü anlarda bile; büyüklüğünden, şarkılarında dile getirdiği gururundan bir şey yitiriyor değildi.
Gece hayatının ruhunu, sıra dışı bir jargona dönüştürmesiyle yarattığı tarzı, şarkılarına tahvil etmedeki becerisiyle tam bir mucizeydi. Yaşına rağmen aklı halen sanatındaydı.
Onun için yapabileceğimiz en güzel şeylerden ilki onu sonraki kuşaklara izah etmek, ikincisi de ülkemizde en bilinen şarkısını, "I Feel Good"u arkasından hep beraber tersten söylemek olsun; "I Feel Bad".
|
|
|

|
|