|
Kürtleri satmak!
Bağdat, 2003 yılı mayıs ayının ilk haftası. Saddam rejimi daha bir ay önce yıkılmış. Iraklı Kürt lider Celal Talabani'yle sohbet ediyorum.
Şu söyledikleri ilginç:
"Irak'ta güçlü bir radikal İslamcı akım var. Kürtler ise laik... Türkiye hangi tarafta olacak?.. Artık biz Kürtler de iktidar ortağı olarak Bağdat'ta olacağız. Türkiye-Irak ilişkilerinde yerimiz önem kazanacak. Öte yandan bizimle iyi ilişki, bir bakıma Türkiye'nin kendi Kürtleriyle de iyi ilişki içinde olması demektir." (*)
Talabani'den mesajlar böyleydi.
Aradan üç buçuk yıl geçmiş.
Iraklı Kürt liderin Ankara'ya yönelik mesajlarında hâlâ gerçeklik payı var.
Şii olsun, Sünni olsun Irak'a İslamcı akımlar damgası vurmaya devam ediyor. Bu pencereden bakınca, Irak Kürtleri laik bir çizgiye sahip...
Bunun gibi Irak Kürtleriyle iyi ilişkilerin, Türkiye'nin kendi Kürt yurttaşlarıyla ilişkilerini de olumlu etkileyeceği söylenebilir.
Son olarak:
Irak Kürtleri bugün Bağdat'ta iktidar ortağı konumundalar. Örneğin Talabani, Irak Cumhurbaşkanı. Ama Ankara, Talabani'yi görmezlikten geliyor.
Kürt lider Talabani, Irak Cumhurbaşkanı olarak Paris'e gidiyor, Cumhurbaşkanı Chirac tarafından kabul ediliyor. Tahran'a gidiyor, Cumhurbaşkanı Ahmedinecad'la görüşüyor. Başka Batı başkentlerine de gidiyor.
Ama Ankara'dan davet yok!
Neden?..
Hükümete, Dışişleri Bakanlığı kaynaklarına bu soru yöneltildiği vakit, susma hakkı kullanılıyor ve Çankaya'ya işaret ediliyor. Yani Cumhurbaşkanı Sezer'in böyle bir daveti uygun görmediği anlatılmak isteniyor.
Geçelim.
Irak Cumhurbaşkanı olarak Celal Talabani'yi görmezlikten gelmek, isabeti kuşkulu bir tutum ve politikadır.
Türkiye'nin Irak Kürtleriyle iyi ilişkiler içinde olması ilke olarak doğrudur. Buna karşılık, Irak Kürtleriyle çatışma hali ilke olarak yanlıştır.
Sözgelimi Kuzey Irak'a silahlı bir müdahale, Türkiye'nin iç ve dış dengelerini birçok açıdan olumsuz etkiler.
Elbette Irak Kürtlerinin dikkat etmesi gerekenler de var. PKK konusunda, Kerkük konusunda, bağımsız Kürt devleti konusunda Türkiye'nin bazı haklı duyarlıklarını göz ardı etmeleri yanlıştır.
Özetlemeye çalıştığım çerçevede, Türkiye'yle Irak Kürtlerinin birbirleriyle iyi geçinmeleri, dengeleri iyi tutturmaları her iki tarafın da çıkarınadır.
Kısacası:
Türkiye'nin menfaat denklemi içinde Irak Kürtleriyle 'çatışmalı bir ilişki yapısı'nın yeri olmamalıdır.
Şu günlerde Irak ve Kürtler konusu yine güncel. Washington'da Baker-Hamilton Raporu'nun çıkmasından beri bir soru su yüzüne vurmuş durumda:
Amerika, Kürtleri yine satıyor mu?
İhtimal vermiyorum.
1975 ve 1991 yıllarında olduğu gibi bu kez de Amerika'nın Irak Kürtlerini yüzüstü bırakacağına dair öngörüler, belki gerçeklerden çok bazı çevrelerin özlemidir.
Böylesi öngörülerin Ankara'daki bazı odaklarda da 1980'lerden, özellikle 1990'lardan kalma bazı duygu ve düşünceleri uyandırdığı, eski politikalara özlem yarattığı belli oluyor.
Dikkatli olmak lazım.
Kuzey Irak başta olmak üzere bölgede Türkiye'yi tuzağa çekebilecek, kuyumcu titizliğiyle hazırlanmış oyun içinde oyunlar olabilir sümen altında...
Türkiye'yi çatışmalı ortamlara itebilecek, Güneydoğu'yu huzursuz kılabilecek, Türkiye'nin başta AB olmak üzere ilişkilerini zora sokacak, Türkiye'yi fena halde istikrarsızlaştıracak kısır döngülerden sakınmak lazım.
Irak bir gayya kuyusu.
Burada Türkiye'nin genel çıkarlarını koruyup kollamanın hiç de kolay olmadığı, iyi cambazlık gerektirdiği açık.
Bu nedenle, bıçak sırtındaki dengeleri gözetirken, demin belirttiğim gibi, oyun içinde oyunları gördüğümüzü de varsaymak istiyorum.
——————————-
* Hasan Cemal, Bağdat Günleri, Celal Talabani'yle Konuşma, Milliyet, 9 Mayıs 2003, s. 19.
h.cemal@milliyet.com.tr
|
|