|
 |
|
|
MÜZİK
Aşka dokunan şarkılar
İstanbul beyefendisi / Amerikan centilmeni Ömür Göksel 24 şarkıdan oluşan "A Touch of Love" albümünde, yorgun gönüllere mutluluk şırınga ediveriyor
MURAT BEŞER
Türk popunun en büyük stil adamlarından biri Ömür Göksel. Giyimi kuşamı, oturup kalkışı, demokrat dünya görüşü, hitabeti, sahne pozu ve özellikle şarkıları; kendine has bir kalite anlayışına sahip, son derece nezih.
Yaptığını yakıştıran bir davranış üstadı. Öyle ki, muhafazakar kesimlere yakın bir TV kanalında program yapması, sağcı bir gazetede spor yazıları yazması bile; bırakın soru işaretini, ünleme bile neden olmamıştı.
Bizim Frank Sinatra'mız
Giyimindeki parlaklıkla üst düzey yönetici ya da Amerikan sermayeli bir şirketin ortağı imajını taşısa da, ışıltılı sahnelerin beyefendisidir o. Gerçek bir salon çelebisi; muhiti kalabalık bir erkan sahibidir.
Yıllardır pop müziğimizin zirvesinden inmeyen şarkılara imza atmış olmakla birlikte, eski Amerikan aşk şarkılarını bu şarkıların en az sahipleri kadar, hatta bazılarını sahiplerinden de iyi söylediği iddia edilir.
Bu yanıyla bizim Frank Sinatra'mızdır Göksel. Ömrünün son yıllarını sinirli bir şekilde mafya muhabbetiyle geçiren orijinalinin tersine, nahif bir sevgi insanıdır bizimki.
"Yaşamın nerede ve ne zaman biteceği belli değil. Kimseyi kırmadan, tebessüm dolu bir yaşamı, tüm sevenlere dilerim. Unutmayın! Tebessümün maliyeti sıfır" der ve yaşamında "Sevmek, düşünmek, gülmek" üçlüsünden vazgeçmez. İç huzuru, tipik mutlu insan görüntüsü çizen yüzündeki hümanist kibarlığa yansır. Kibar İstanbul beyefendiliği ile Amerikan centilmeni stilini ustaca birleştirmiştir.
Göksel'in 1980'lerde yükselen arabeske küskünlüğü, yabancı repertuvarının binlerle telaffuz edilmesini sağlar. Yıllarca yurtdışında sahne alır ve sonunda 43 yılın emeği ürün vermeye hazırdır.
Bir yıl önce çıkardığı "A Touch Of Quality" albümünde, bu zarif repertuvardan bir parmak bal çalmıştı dinleyicisine Göksel. Şimdi 24 şarkıdan oluşan ikili bir albüm çalışmasına imza attı: "A Touch of Love".
İki albümde de, yurtdışında çalıştığı zamanlarda farklı orkestralara hazırlattığı altyapıları kullanmış Göksel. Düzenlemeler ise Eser Taşkıran imzalı.
İhtiyar delikanlılığın kitabı
Göksel'in bas bariton sesi, eldiven gibi geçiyor klasikleşmiş şarkılara. "Autumn Leaves", "Nature Boy", "Dance Me To The End Of Love"ın yarattığı hüznü, "Fly Me To The Moon", "The Girl From Ipanema", "Perhaps" ve "Sway"in neşeli mutluluğu ile bertaraf ediveriyor.
Yorgun gönüllere mutluluk şırınga ediveriyor sıcak, samimi ve ışıltılı sesiyle. Bir kuşağın aşklarına tercüman olan Ömür Göksel, "A Touch of Love" ile ihtiyar delikanlılığın kitabını yeniden yazıyor.
Gönül adamlarının topluluğu
Spin'de kimsenin şöhret ve para gibi bir derdi yok. Hepsi caza ruhunu adayan birer müzisyen, birer gönül adamı
Caz piyanisti Thelonious Monk yarı deliydi. Piyanosunun başında kendini kaybettiği anlarda sandalyesinden kalkar ve garip sesler çıkarak şöyle bir kendi etrafında dönerdi. Bu harekete arkadaşları "spin" adını takmışlardı. Müziği ve besteleri kadar mizacıyla da caz tarihine konu olan Monk, ölümünün üzerinden geçen 25 yıla rağmen tuhaflıklarıyla halen bir esin kaynağı.
Caz piyanistlerimizden Selim Benba, provalarında Monk çalarken sürekli muzip bir biçimde kalkıp bu hareketi yapıyor ve birlikte gülüşüyorlardı. Nereden bilebilirdi ki, bu hareketin sonradan oluşturacakları topluluklarına isim olacağını?
Ev sahibi ve kiracılar
Selim ve yakın dostu gitarcı Sıtkı Sırtanadolu, 1999 yılından beri çeşitli bileşenlerle birlikte çalıyorlardı. İki müzisyenin birbirinden aldığı enerji ve ortak dil, derken birlikte beste yapmaya sevk etti onları. İlk beş yıl Nardis, Shaft gibi kulüplerde düzensiz olarak çaldılar. Bu tarihten sonra bestelere yoğunlaşarak kayda girdile.
Proje sahipleriyle topluluğun diğer üyeleri arasındaki ilişki alışıldık ev sahibi-kiracı ilişkisi değil. Spin caz sevdasına ruhunu adayan müzisyenlerden oluşuyor. Kimsenin şan, şöhret ve para gibi bir derdi yok; zaten bunlar için caz müziğinin yanlış olduğunun bilincinde hepsi. Herkes gönül adamı burada.
Proje sahipleri nefesliyi çok seviyor. Bu yüzden yakın dostları saksofoncu Yahya Dai'yi davet etmişler topluluğa. Şahıstan ziyade çalgıya yönelik bir tercihle, soloları ağırlıkla ona yıkmışlar. Onun enerjisi, ruhu dinamitlemiş topluluğu. Disiplin ve elektriği iyi gelmiş hepsine. Böylece Yahya eşlikçilikten çıkmış ve Dave Holland'ın yanındaki Chris Potter olmuş adeta. Önüne sürülen partisyona kişiliğini ve ruhunu katmış.
Spin'in devamının geleceğini müjdeleyen adıyla "İlk" albümünün kültürel iklimi batı. "Fay Hattı" dışında parçaların İngilizce isimlendirilmesi, içinde bu topraklardan pek bir şey olmadığına işaret ediyor. Caz müziğinin güncel tınılarına yakın bir mantığı var Spin'in.
Projenin orijinalliğinin merkezinde Sıtkı var. Selim ise stil ve yorum bölümünün başında. Yahya'yı da buraya dahil etmek mümkün. Ritim bölümünü ise iki güçlü müzisyen başarıyla üstleniyor. Genç davulcu Ferit Odman, kuşağındaki en yetenekli isimlerden biri olduğunu sergilerken, basçı Erdal Akyol kişilikli hattı ve düzgün yürüyüşleri ile göze çarpıyor.
Sempatik ve rafine
"İlk" eklektik bir albüm değil. Kendi içinde sarsılmaz bir rafineliği var. Boyunu aşmadan bir albüm yapmanın güzelliği fışkırıyor içinden. Mütevazılık ve centilmenlik ön planda. Albüm olsun diye yapılmış bir albüm değil. Hevesli, samimi ve sempatik bir iddia var içinde.
Onlar şimdi sıklıkla çalacaklar. Çalarken bestelerine devam edecekler. Bizleri de hep arkalarında hissedecekler.
|
|
|

|