Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 28 Aralık 2006 / Perşembe  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Sağlık
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Acının, umudun, siyasetin dili!


Sivil Diyalog Platformu, bir kısmını yakından tanıdığım bazı Türk ve Kürt aydınlarının geçenlerde bir araya gelerek oluşturdukları bir hareket, bir sivil inisiyatif.
İlgi alanları sır değil:
Kürt sorunu...
Ortak amaçları ise kısaca, Kürt sorununu silah ve şiddetten arındırmak diye tarif edilebilir.
Dün sabah yaptıkları toplantıya gazeteci kimliğimle katıldım. Acının, umudun ve siyasetin dilini konuştuk. Geçmişin tutsağı olmadan güzel bir geleceği kurmanın yollarında dolaştık.
Konuştum, tartıştım, düşündüm.
Değişik sesler duydum. Kafamdan yeni pencereler açıldı.
Özellikle Rojbin Tugan'ın, yıllardır Hakkâri'de yaşayan genç avukatın, bana yönelik eleştirel çizgiler de içeren sözlerindeki duyarlık içimi acıttı.
Yaşanan acıları lafı fazla uzatmadan, süsleyip püslemeden öylesine dile getirdi ki, sanıyorum, hepimiz etkilendik.
Şöyle dedim:
"Rojbin'in dili acının dili..."
Kabullenmedi.
Toplantının sonunda:
"Acının dili yerine, umudun dili derseniz daha doğru olur" dedi bana...
Acının dili...
Umudun dili...
Bir de siyasetin dili var.
Bu dil elbette çekilen acılara ve beslenen umutlara göre şekillenir. Ama aynı zamanda siyaset ayrı bir mantığa dayanır.
O mantık eğer acıların tutsağı olursa... Ya da aşırı iyimserliğe kapılıp umut yolculuğuna yelken açarsa... Her iki halde de tehlike var demektir. Çünkü gerçeklerden kopuk siyaset olmaz.
Çıkmaz sokaktır bu.
Ama bunun gibi, sürekli olarak geçmişin acılarına saplanıp kalırsak da, mazinin esiri olursak da, güzel bir geleceği kuramayız.
Bunu anlatmaya çalıştım.
Yazdıklarımı da tekrarladım.
Önce PKK'nın silahları gömmesi gerektiğini, şiddetin değil siyasetin temel alınmasını, dağdakilerin indirilmesi için devletin mutlaka adımlar atmasını, bunun genel seçimlerden önce olamayacağını, takvime bağlı ateşkeslerin işe yaramayacağını, silah ve şiddetin iki taraftaki 'şahinler'in değirmenine su taşıyacağını, silah ve şiddet dalgasıyla çalkalanan bir Türkiye'de seçim sandığından 'şahinler'in, Kızılelmacı takımının güç kazanarak çıkabileceğini, PKK ile devleti şu ya da bu şekilde pazarlık içinde gösterecek oluşumların akıl kârı olmadığını, 'Türkiye gerçeği'nin böyle bir şeye izin veremeyeceğini söyledim.
Yoksulluğu da konuştuk.
Güneydoğu'da, Diyarbakır'da korkutucu boyutlara varmış olan 'işsizlik'ten de, gelir dağılımındaki korkunç adaletsizlikten de söz ettik.
Böyle bir bataklıkta ancak şiddet çiçekleri açabileceğini, 'yoksulluk-şiddet sarmalı'nı kırmak için bu bataklığın kurutulmasının şart olduğunu konuştuk.
Şöyle dedim:
"Bu bataklığı kurutmak demek, aş ve iş demektir. Yatırım ve üretim demektir. Şiddetin kol gezdiği, silahların patladığı bir ortamda ne yatırım yapılır, ne de üretim..."
Devamını şöyle bağladım:
"Türkiye'nin AB yoluna devam etmesinde yarar var. AB'nin ulus-üstü yapıları, Türkiye'de milliyetçiliğin de zamanla aşılabileceği kapıları açar. AB yolundaki bir Türkiye'de demokrasi ve hukuk çıtası yükselmeye devam eder. AB yolundaki bir Türkiye'nin aş ve iş sorunu daha kolay çözüm rayına oturur."
Kısacası:
Türkiye'de kriz çıkarmak isteyenlerin bugün ortak bir korkusu var. Bunun adı, 'demokrasi korkusu'dur. Demokrasiden korkanlar, Türkiye'nin AB yolunu kesmenin peşindeler. Bunun için de beklentileri malum:
Güneydoğu'da yangının yeniden parlaması!
Şimdi bütün mesele, bu oyuna gelip gelmemek... Türkiye'nin böylesi tuzaklardan sakınabilmesi için Sivil Diyalog Platformu gibi inisiyatifler çok önemli.
Başarılar diliyorum bütün kurucularına...

h.cemal@milliyet.com.tr








Çetin ALTAN
Değişen takvimlerin silecekleri, siyasal makyajları akıtırken...
2006 yılı takviminin bitmesine 4 yaprak kaldı...
Melih AŞIK
Ne büyüme ama!
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), gelir istat...
Fikret BİLA
Milli gelir ve asgari ücret düzeyi
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) milli gelir ...
Hasan CEMAL
Acının, umudun, siyasetin dili!
Sivil Diyalog Platformu, bir kısmını yakından...
Güneri CIVAOĞLU
367 çıtası
Cumhurbaşkanı seçimi için şu "367" tartışması...
Can Dündar
Bir halkla ilişkiler dehası
Karadeniz gemisinin adını ilk kez Hollanda'da...
Abbas GÜÇLÜ
Evren: Üçte iki şartı var
TBMM'de üçte iki çoğunluk sağlanmadan, bırakı...
Hurşit GÜNEŞ
Yoksulluk azalıyor, gelir dağılımı iyileşiyor!
Bu hafta TÜİK önce gelir dağılımı, sonra da y...
Doğan HEPER
Erdoğan Çankaya'ya çıkamaz
Muhalefetin gündeminde erken seçim ve sine-i ...
Semih İDİZ
Washington, Erdoğan'ın Çankaya'ya çıkmasına sıcak bakmıyor
İçeride ve dışarıda başı yeterince dertte ola...
Sami KOHEN
Bir çatışma noktası daha...
Somali'nin adını, Türkiye'de çoğumuz belki de...
Hasan PULUR
Alpaslan Türkeş, Nâzım Hikmet'in şiirini niçin okudu?
GEÇENLERDE gençten biriyle konuştuk, üniversi...
Derya SAZAK
Saddam kararı
Irak'ta yüksek mahkeme, Duceyl davasında Sadd...
Meral TAMER
Türk ve Kürt annelerin ortak dili
Türk ve Kürt aydınların biraraya geldiği Sivi...
Yaman TÖRÜNER
Yıl biterken ekonomi
Ekonomide iyiler ve kötüler var. Ama, bir büt...
Güngör URAS
15 milyon yoksulumuz var
Türkiye İstatistik Kurumu'nun (TÜİK) peş peşe...
Serpil YILMAZ
Yoksulluk ayrışma ve duygular
Siyasette önemli bir isim sohbetimizde, "Yeni...
M. Ali BİRAND
Bütün mesele mayın haritası mı?
Geçenlerde, Enis Berberoğlu'nu okurken ne den...

© 2006 Milliyet