Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 03 Ocak 2007 / Çarşamba  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Sağlık
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Salyangoz kadar "yavaş yiyenler"

Simgesi salyangoz olan slow food (yavaş yemek) hareketinin kurucusu Carlo Petrini: "Hayatın ritmi yediklerimizin tadına varacak kadar yavaş olmalı. Hızlı hayata ve onun getirdiği sağlıksız fast food'a karşıyız"

ELİF BERKÖZ


Yıl 1986. İtalyan gazeteci yazar Carlo Petrini, Roma'da açılan ilk McDonald's'ı protesto etmek için eylem yapar, ardından bir hareket başlatır. Fast food'un yemek kültürünü ve sosyalleşmeyi yok ettiğine inanan bu harekete slow food (yavaş yemek) adı verilir.
20 yıl sonra, 2006'da slow food hareketi artık tüm dünyaya yayılmış durumda.
80 ülkede 100 bini aşkın üyesi var. Terra Madre ve Salone Del Gusto adlı festivalleri düzenleniyor. Binlerce şefi, üreticiyi bir araya getiriyor. Bu organizasyonun İtalya'da kurduğu Gastronomik Bilimler Üniversitesi bile var.
Petrini slow food hareketinin Türkiye'de yayılmasını sağlamak için bu hafta boyunca İstanbul'daydı. Ziyareti süresinde aşçılarla buluştu, Türk yemeklerini tattı.
Fast food düşmanı, yerel ve otantik yemek düşkünü Petrini ile Osmanlı yemekleri lokantası Hünkar'da buluştuk. Petrini'nin bizim mutfağımıza ait yemeklerle birlikte fotoğrafını çekmek istiyorduk ama başaramadık. Çünkü o "Slow food hareketi sadece yemeklerle ilgili değil, felsefik bir hareket, aşçılar gibi poz veremem" dedi.
Petrini röportaj sırasında dünyanın en önemli trend analizcilerinden Marian Salzman'ın "Fast food'un modası geçti, slow food dönemi başladı" cümlesini ilk kez bizden duydu. "Kadın haklı. Fast food savaşı kaybetti. Yaratıcısı Amerikalılar bile organik ürünler satan marketlere yöneldiler, eski Amerikan mutfağı yeniden kurmaya çalışıyorlar" dedi.

Slow food hareketi hangi amaçla kuruldu?
Slow food yemek kültürü üzerinde çalışan uluslararası bir hareket. Bu hareket her ülkenin kültürel yemek farklılıklarını koruma ihtiyacından doğdu. Fast food akımı yemekleri standartlaştırıyor. Lezzeti tek yönlü hale getiriyor. Bu bize yemek kültürümüzü kaybettiriyor. İnsanı tek tip yemeğe yönlendiriyor.
Slow food akımı ise farklılıkların korunmasından yana. Her ülkenin kendine ait bir tarihi ve gastronomi kültürü var. Bunların yok edilmesini istemiyoruz. Yerel yemeklerin yaşatılmasının peşindeyiz. İnsanlar bir yemeğin malzemesinin nereden geldiğini bilmeli, nasıl ve kim tarafından yapıldığını öğrenmeli, yemeğin zevkine varmalı.

20 yılda nasıl bir gelişim gösterdi?
80 ülkeye yayıldık, 100 binden fazla üyemiz var. Slow food için ilk adım 1986'da atıldı. Uluslararası hale gelmesi 1989'u buldu. 1990'ların ortasında çevreyi koruma konusu baş maddemiz oldu. Endüstriyel tarım çevreye, toprağa, sebze ve meyvelere zarar veriyor. Tarımda kimyasal maddelerin kullanılmasına karşıyız. Biyolojik çeşitliliğinin korunacağı bir kültür geliştirmeyi amaçlıyoruz. Slow food elitist bir gurme hareketi değil, üreticisiyle, köylüsüyle hareket eden, onları koruyan bir akım.

Simge olarak neden salyangozu seçtiniz?
Yavaş hareket ettiği için. Tabii lezzetli olması da önemli bir etken.

Slow food hareketinin karşı çıktığı şey hızlı yemek mi yoksa sağlıksız yemek mi?
Daha yavaş bir hayat biçimini savunuyoruz. Hayat ritminin yediklerimizin tadına varacak kadar yavaş olması gerektiğini düşünüyoruz. Hızlı hayata ve onun getirdiği sağlıksız fast food'a karşı savaşıyoruz.

"Depoyu doldurup hayatımıza devam ediyoruz"
Fast food'un sosyalleşmeye engel olduğunu söylüyorsunuz.
Fast food'un tarihi yok, standardize olmuş bir üretimi var. İçindeki malzemenin daha iyisini, daha güzelini bulmak için tutku duyan yok. Amaç sadece kâr etmek. Oysa yemek bir sosyal iletişim aracı, iletişim dillerinden biri. Aileler, arkadaşlar sofrada sosyalleşiyor. Yemek kültüründe paylaşmak, en temel unsurlardan biri. Yöresel yemeklerle bu sosyal dil korunuyor, fast food ise bu dili yok ediyor.

Fast food restoranları mönülerine sağlıklı yemekleri de sokmaya başladı. Salata ve diyet ürünleri mesela. Slow food hareketine "hafif" bir katkı mı bu?
Bizim hareketin pozitif etkilerinden biri bence. Tabii o salatada kullanılan malzemelerin nasıl yetiştirildiği konusunda şüphelerim var.

Orta yaşlılar ve yaşlılar sizi daha ateşli şekilde destekleyebilir ama fast food çağı çocukları yerel lezzetlerin çoğundan habersiz. Onları yanınıza çekmeniz zor değil mi?
Aksine üyelerimiz arasında gençlerin oranı çok yüksek. 20 yıl içinde gençlerin ilgisinin katlanarak arttığını söyleyebilirim. Tüm gençlerin fast food'a bayıldığı doğru değil. Slow food organizasyonunun kurduğu Gastronomik Bilimler Üniversitesi'nde 60 kadar milletten genç var.

The Independent'a verdiğiniz röportajda "Son 50 yılda yemek günlük hayatımızdan çıktı" diyorsunuz. Yemeği karnımızı doyuran bir araç olarak mı görüyoruz sadece?
Evet, kesinlikle. Artık yemekler bizim hiç bilmediğimiz garip kimyasal tekniklerle üretiliyor. Fabrikalardan çıkıyor. Yemekle insan arasında yürütülen ikili ilişki sona ermek üzere. Yemek, vücudumuzu çalıştırmak için gereken benzin haline geldi. Depoyu doldurup hayatımıza devam ediyoruz.

Fast food zamansızlığa karşı pratik bir çözüm. Çoğu zaman en hızlı pişen yemeği sunan restoranları arıyoruz, bilgisayar başında sandviç yiyoruz, paket servislerden yararlanıyoruz.
"Sevişmeye bile zaman yok" deniyor. Zamanımız azalmadı, sadece zamanın kölesi olduk. Dedelerimiz günde 13 saat çalışıyordu. Biz onlardan daha az çalışıyoruz. Fakat bu süreye çok daha fazla şeyi sığdırmaya çalışıyoruz. 24 saat içinde sofrada muhabbet edebileceğimiz, tarifleri paylaşabileceğimiz, yemeği yapana teşekkür edeceğimiz vakit var.

"McDonald's'a sadece bir kez gittim"
Ekmek arası döner, balık-ekmek veya tezgah önünde yenilen midye dolma... Bu saydıklarımı da hızla mideye indiriyoruz. Onları yerken de sofrada muhabbet etmemiz ve zaman harcamamız gerektiğini düşünüyor musunuz?
Sokakta satılan yemeklere karşı değiliz. Yemeklerin tadı standartlaşmadığı sürece problem yok. Eminönü'nde yenilen balık-ekmeğin benzerini dünyanın hiçbir yerinde yiyemezsiniz.

Merak ediyorum, fast food denince ilk akla gelen McDonald's'ta yemek yediniz mi?
Sadece bir kez. O fabrika ekmeğinin tadı hoşuma gitmedi. İçerideki koku beni çok rahatsız etti.


CUMARTESİ
"İşten çıkıp takım elbiseyle tiyatro okuluna giderdim, o yüzden hep işadamı rolleri verirlerdi"
Yılbaşına 1 gün kaldı
Sinemada izleyeceğimiz filmlere o karar veriyor
Sezen'in şarkılarıyla hayat bilgisi
Salyangoz kadar "yavaş yiyenler"
ne var, ne yok
En moda En yeni
Son günü çocuğunuzla değerlendirin
Fırsatlar
Brunch





Melis Alphan
Cengiz Eren
Ali Rıza Kardüz
Cemal Saydam
Tuba Akyol
İlhan Uçkan
Süha Umar

© 2006 Milliyet