|
 |
|
|
Bavul revizyonuyla açık düşürüldü
Cari açık kasım ayında da bir yıl önceye göre 526 milyon dolar artmış. Ancak bu artışa rağmen geçen ay 34.4 milyar dolar olan 12 aylık toplam açık kasımda 33.7 milyar dolara gerilemiş. Bunun nedeni ağustos-ekim dönemi bavul ticareti gelirlerinde yapılan yaklaşık 1.3 milyar dolarlık yukarı doğru düzeltme. Kalemin 12 aylık toplamının 5.5 milyar dolar olduğu dikkate alınırsa, bu oldukça radikal bir revizyon. Herhalde nedeni açıklanacaktır.
Nereden bakılırsa bakılsın 33.7 milyar dolarlık cari açık da Türkiye için çok yüksek. Yine kasım ayında özel fon girişlerinde bir azalma dikkati çekiyor. Buna bağlı olarak yıllık giriş ekime göre yaklaşık 3 milyar dolar düşmüş. Bunun üçte biri doğrudan yabancı sermaye girişindeki azalıştan kaynaklanmış.
Kasım ayında cari açıktaki artış ham petrol ve doğalgaz hariç ara malı ithalatında, üretim ve ihracattan çok daha hızlı bir artış olmasından kaynaklandı. Yine kasım ayında sanayi üretimindeki artış herkesi şaşırttı.
Beklenti sıkı para ve maliye politikalarının etkisiyle, mayıs ve haziranda belirginleşen ekonomideki yavaşlamanın sürmesi ve cari açığın düşmesiydi. Aslında bu gelişmede ekim ayında yurtdışından özel fon girişinde yaşanan sıçramanın iç talep üzerindeki gecikmeli etkisinin oldukça belirleyici olduğu kanaatindeyim.
Kasım ayında sermaye girişindeki azalmanın gecikmeli etkisini ise aralıkta görebiliriz. Bu, ekonominin sermaye hareketleri karşısında ne kadar kırılganlaştığını gösteriyor.
Dışarıdan özel fon girişiyle desteklenen iç talep artışına dayalı büyüme modeli yerli parayı aşırı değerlendirerek ticarete konu mal üreten sektörlerden yerli girdiyi kovalıyor. İthal girdi artarken istihdam ve kârlar geriliyor. Üretim artıyor ama sanayinin rekabet gücü sürekli düşüyor. Bunun sonu hüsran ama tüm dünyayla birlikte yaşadığımız bol likidite, az varlık sendromu varlık fiyatlarını şişirerek sahte cennet algılamasına yol açıyor. Artan şirket fiyatları sanayinin üretimde ortaya çıkan sıkıntıya tepkisini sınırlıyor, gerçek kırılganlığın görülmesini zorlaştırıyor.
Tüm yükselen piyasaların uluslararası rezervlerinin rekorlar kırmasının, Arjantin'in, Brezilya'nın Kore'nin ve son olarak da Tayland'ın sermaye girişine kontrol getirmeye çalışmasının arkasında yatan neden sanayilerinin rekabet gücünü korumak.
Son dönemde izlenen büyüme stratejisi bizim derdimize derman olamadı, sadece yabancı spekülatif yatırımcıyı ve varlık sahibini mutlu etti. Türk ekonomisini bize benzeyen ekonomiler arasında en kırılgan ekonomilerden biri haline getirdi. Bunun arkasında, hem piyasaların zafiyetini reddeden ve bunu gidermek için yapılabilecek piyasa dostu ve akılcı müdahaleleri dahi kabul etmeyen aşırı liberal bir ideolojinin hem de bir yönetme sıkıntısının olduğunu görmek gerekiyor.
Bu ülkenin insanı hâlâ benim en önemli sorunum işsizlik, yoksulluk ve dışlanmışlık diye bağırıyor. Ancak siyasette vatandaşı bu hale düşüren ideoloji, büyüme modeli, yönetememe olgusu inatla tartışılmıyor. Bu da iktidarın aslında en zayıf yönünü, en güçlü yönüymüş gibi göstermesine ortam hazırlıyor.
foztrak@yahoo.com
|
|
|

|