|
Ordu Kerkük'e!
1 Mart 2003 tezkeresi tartışmalarını hatırlayınız. Irak'a gireceği kesinleşmiş olan Amerikan askerleri Türkiye'den geçsin mi, geçmesin mi?
Bir görüşe göre, tezkereyi reddetmek ABD'yi Iraklı Kürtlere muhtaç eder, Kuzey Irak Türkiye için çok riskli hale gelir, PKK güçlenir. Tezkere için Türkiye'nin şartları var: Peşmergelerin silahları toplanacak, Türk ordusu sınırdan 15 km içeriye girerek bir güvenlik koridoru oluşturacak, Kerkük'te nüfus hareketlerine imkân verilmeyecek...
Durum öyle karışık ki, MGK bile karar veremiyor, MGK'dan "tavsiye kararı" çıkmıyor!
Deniz Baykal parti grubunda gerçekten çok iyi hazırlanmış bir konuşma yapıyor. Karşı çıkıyor. Türkiye'nin Amerikalılardan evvel Kuzey Irak'a asker göndermesi gerektiğini, bu fırsatı kaçırdığını, şimdi, 1 Mart'ta oylanacak tezkerenin reddedilmesini istiyor.
Ve Baykal siyasetin ebedi bir kanununu tekrarlıyor:
"Biz savaşa karşıyız ve vicdanımızın sesini dinleme hürriyetine sahibiz. Reel politikalar iktidarın sorunudur. Onu da onlar düşünecek."
Dün de Meclis'te gördüğümüz gibi, muhalefetler "vicdan"dan, sorumlu iktidar "reel politika"dan bahseder!
Reel politika?
1 Mart 2003'te de "vicdanın sesi" Meclis'te tezkereyi reddetmişti. Ama Türkiye'nin bu şekilde kendini dışladığı "reel politika" alanında ABD, Irak'ta Kürtlerin desteğine muhtaç oldu. Tezkere reddedildiğinde Barzani'nin parlamentosunda bayram yapıldı!
ABD şimdi de Bağdat'ta güvenliği sağlamak için Kürtlere muhtaç! Erbil'deki Kürt komutanı Nazir Assem Korran, "Yakında Bağdat'a gideceğiz, eğitimini tamamlamak üzere üç bin askerimiz var" diye açıklama yaptı. Peşmerge (milis) değil, nizami ordu niteliğinde askerler!
Şimdi Türkiye Kerkük'te referandumun ertelenmesini istiyor!
ABD'nin PKK'ya karşı operasyon yapmasını istiyor!
Şimdi Türkiye "vicdanın sesi"ni ifade ediyor! Ama "reel politika"da Irak'ta Kürt-ABD ittifakı işliyor!
Türkiye'nin Kerkük'e asker göndermek gibi bir maceraya girmesi hayal bile edilemez!
Türkiye o defteri öyle kapatmıştır ki, "reel politika" ile, 1926'da Musul, Kerkük ve Süleymaniye'yi bırakırken, antlaşmaya Türkmenlerle ilgili bir madde konulmasını önermemiştir bile.
Türkiye ne yapabilir?
Kerkük konusunda yapacağımız şey diplomasidir. ABD ile ilişkiler, komşu ülkelerle ilişkiler, Araplarla ilişkiler... Rusya ile ilişkiler...
Kerkük'ün bir etnik gruba verilmesinin Irak'taki kanlı mezhep savaşına bir de etnik savaş ekleyerek bölgeyi cehenneme çevirmesine karşı herkesin dikkatli olması gereğinin bir politik faktör olarak "işlevsel" hale gelebilmesi...
Türkiye'nin enerji koridoru olmasından, bölgesel dengelerdeki büyük rolünün ABD için vazgeçilmezliği...
Türkiye bu uzun, karmaşık süreçlerle, akıllı ve realist siyasetle yürümek zorundadır. Hamaset cazip ama belalar getirebilecek bir yoldur.
Türkiye'nin elindeki askeri seçenek, PKK'ya karşı "sıcak takip" harekâtı yapmaktır. Bu hukuken her zaman mümkündür. Ancak siyaseti ve istihbaratı iyi ayarlanmalıdır...
Baykal'ın dediği gibi, muhalefet "reel politika"dan kendini sorumsuz saymayıp 'vicdani' konuşabilir. Ama sorunların çözüleceği ya da kangrenleşeceği alan, "reel politika" alanıdır maalesef!
Doğru politika, reel politikalardır.
t.akyol@milliyet.com.tr
|
|