|
TÜSİAD'ın derin demokrasi çağrısı!
Bazen öyle olur. Bir anda o kadar konu birikir ki, hangi birini yazayım sorusuyla başbaşa kalırsın. Sıraya koysan gecikir, güncelliği kaybolur. Hepsini bir köşeye sığdırsan bu kez yazı uzayıp gider.
Yine belirtmek istiyorum:
Hrant'ın ölümü çok koydu bana.
Ve çok düşündürdü beni.
Hâlâ da düşündürüyor.
İçimdeki keder sönmedi.
"Ah kardeşlerim!" diye çınlayan Rakel'in çığlığı... Cenazenin arkasında yürürken sürekli içimi acıtan Sarı Gelin türküsü... Kilisede gözlerimi yaşartan acıklı ilahiler... Ve Hrant'ın mezarı başında yüreğimi ince ince kıyan, o kaval benzeri çalgının, 'duduk'un hüzünlü sesi...
Günlerdir yazıyorum.
Hâlâ yazamadıklarım var.
Cenazenin arkasında yürüyen büyük kalabalığa, kaldırımlarda toplananların, pencere ve balkonlardan sarkanların alkışlarına bakınca, insanlığın ölmediğini görmekten öyle mutlu oldum ki...
Bu arada üzüldüm.
Başbakan Erdoğan'la Dışişleri Bakanı Gül, değerli meslektaşımız Hrant Dink'in cenaze törenine katılmadılar.
Ayıp ettiler.
Birçok bakımdan yanlış yaptılar.
Aynı eleştiri, Baykal için de geçerli. O da katılmadı. Geçen gün Mehmet Barlas başyazısında, CHP'nin sosyal demokratlıktan uzaklaşarak milliyetçi-muhafazakâr-devletçi bir tutuma kaydığını belirtirken şöyle demişti:
"Geçmişte ülkenin edebiyatçıları ve rejim tarafından hor görülen sanatçıları, hep CHP tarafından korunurdu. Oysa, Türkiye'nin Nobel alan ilk yazarı Orhan Pamuk'a bile CHP sahip çıkmamıştır. Bu tabloyu hâlâ anlamayan CHP'nin Genel Başkanı, başsağlığı dilemek için Ermeni Patriği'ni değil, 301'den yargılanan Hrant Dink'in diğer meslektaşlarını ziyaret etmesi gerektiğini de anlamamıştır."(Sabah, 23.01.07, s.5)
Yazık!
Yazık olan, tuhaf olan o kadar çok şey var ki bugünlerde...
Bir bakıyorsunuz, İstanbul Emniyet Müdürü Cerrah, Hrant suikastının arkasında örgüt bağlantısı olmadığını anlatmak isterken, 'Milliyetçi duygular'la işlenmiş bir cinayetten söz edebiliyor.
Bir bakıyorsunuz, Samsun'da jandarma tarafından yakalanan katilin fotoğrafı, Türk bayrağının ve Atatürk'ün "Vatan toprağı kutsaldır, kaderine terkedilemez" sözünün önünde çektiriliyor.
Bir bakıyorsunuz bir gazete, "Türk'üm diyemeyen defolsun gitsin!" sloganıyla kini, öfkeyi manşetine taşımış...
Bir bakıyorsunuz, "Hepimiz Ermeni'yiz, izaha muhtaç bir garabet!" diyebilen MHP lideri Bahçeli...
Ve televizyonu açıyorsun:
"Orhan Pamuk akıllı olsun, akıllı!" diye bağıran biri, suikastın azmettiricisi...
Bütün bunlardan sonra, üç yıllık görev süresini tamamlayan TÜSİAD Başkanı Ömer Sabancı'nın şu sözleri insanın içine su serpiyor:
"Net söylemek gerekirse, Hrant Dink suikastı esas olarak demokrasi ve fikir özgürlüğü alanlarında gerçekleşen kazanımları geri çevirmeyi, Türkiye'nin Batı dünyasından koparılarak içine kapanmasını sağlamayı isteyenlerin, uzun süredir aradıkları dış koşulları yaratabilir. Öte yandan, bugüne kadar genel kabul görmüş görüşlerin dışına çıkanlara, farklı düşünenlere bir gözdağı işlevi görebilir.
Böyle bakıldığında, bu amaçlara yönelik olarak tasarlanmış olma ihtimali de değerlendirme dışı tutulmamalıdır.
Türkiye'yi bugün girdiği değişim, gelişim, dünya ile entegrasyon rotasından geri çevirmeye çalışan kesimler, içeride de, dışarıda da varlıklarını bir çok kez ortaya koydular. Bugüne kadar bir dizi konuda tavır birliği gösterdiler. Eğer bu kesimler tarafından ortak olarak sürüklenmek istediğimiz nokta, dünyadan yalıtılmış, evrensel değerlerden uzaklaştırılmış, içine kapanmış bir Türkiye ise, buna ancak daha derin, daha yaygın, daha katılımcı bir demokrasi ile karşı koyabiliriz.
Demokrasiye ve demokrasinin kazanımlarına sahip çıkmak istiyorsak, yapacağımız ilk iş, 301.maddenin ve yerleşik uygulamalarının yarattığı utançtan kendimizi kurtarmaktır.
İkinci olarak, demokratikleşme çabalarımızın kâğıt üzerinde kalmaması için yargı sistemimizde köklü bir reform başlatmak gerekmektedir.
Üçüncü olarak da seçim sisteminin,yönetimde istikrar kadar temsilde adaleti de sağlayacak biçimde değiştirilmesi için harekete geçilmesi zorunlu gözükmektedir.
Türkiye'yi içine kapamak isteyenlere karşı, daha açık, daha demokratik, refah seviyesi daha yüksek bir gelecek için omuz omuza mücadele etmeliyiz."
TÜSİAD'ın Hrant Dink suikastı konusunda koymuş olduğu bu tavra ve demokrasi çağrısına katılıyorum.
Siyasetçiler nerede? Demokratik muhalefeti büyük iş dünyası yapıyor.
Bu arada TÜSİAD'ın ilk kadın başkanlığına seçilen Arzuhan Yalçındağ'ı kutluyor, görevinde başarılar diliyorum.
h.cemal@milliyet.com.tr
|
|