|
Cem ve güler yüzlü sol
Ömrünü sosyal demokrasiye adamış bir düşün ve siyaset adamını, İsmail Cem'i kaybettik. Bizim kuşak Cem'i, 1970'lerin ortasında "Türkiye'de Geri Kalmışlığın Tarihi", "12 Mart" yazıları ve kitaplarıyla tanıdı. Solun yükseliş döneminde Cem de "demokrasi ve emekten yana bir dünya ve Türkiye özlemiyle' kalemini cesurca kullandı. 1974'te TRT'deki 500 günlük Cem dönemi, özgür yayıncılığa geçişte milattır.
12 Eylül 1980'deki askeri darbenin ardından aktif siyasete yöneldi.
"Sosyal demokrasi nedir, ne değildir... ve Türkiye'de olabilirliği" sorusuna bıkmadan usanmadan yanıt aradı. Sorgulamaktan, yeniyi daha iyiyi aramaktan hiç vazgeçmedi. Siyaseten "kaybetmişlik" duygusuna kapılmazdı. Mevlana felsefesinden güç alırdı: "Dünle beraber gitti, cancağzım, ne kadar söz varsa düne ait. Şimdi yeni şeyler söylemek lazım..."
Evren cuntası 1980'de en büyük darbeyi sola vurdu.
12 Eylül askeri rejiminin "soğuk savaş" ideolojisiyle solu yok etme yönündeki tarihsel hatasının sonuçlarını bugün "siyasal İslam ile milliyetçi sağ yükseliş" arasında sıkışan Türkiye'nin çözümsüzlüğünde daha net görebiliyoruz.
1980'lerin Ankara'sında solu yeniden toparlama noktasında Ecevit'i ikna edemeyen "eski CHP'liler"in Erdal İnönü ile SHP'yi kurmaları İsmail Cem, Mümtaz Soysal, Aydın Güven Gürkan gibi "sol" entelektüel ve aydınlara siyaset yolunu açmıştı. 1987'de referandumunda siyasi yasaklar kaldırılınca Deniz Baykal da SHP'de yerini aldı.
1989'da yerel seçimlerden "zafer"le çıkılmasına karşın 1991'de DYP-SHP koalisyonu bekleneni veremedi.
Deniz Baykal ve İsmail Cem, birlikte "Yeni Sol" hareketi başlattılar. Kitap 1992'de basılmış. Dün kütüphanemde buldum, Baykal ve Cem imzalı "Yeni Sol" kitabını. Sayfaları karıştırdım.
Deniz Baykal, 1960'ların Türkiye'sinde sol içerikli yenileşme rüzgârının tüm toplumu nasıl etkilediğini, CHP'nin "devlet partisi" olmaktan çıkarılıp "halkın partisi, düzenin değil, değişimin partisi" olmaya nasıl yöneltildiğini anlatıyor.
İsmail Cem de Baykal gibi "statükocu" yapılara karşı çıkarak yenilikçi, özgür ve demokrat, aydınlık bir Türkiye'de "güler yüzlü sol"un iktidarını arıyordu.
Hrant'ın cenazesinde yürüyenlerin sessizliğinde de bu özlemin yürek kıpırtıları yok muydu?
Cem'i bugün son yolculuğuna uğurlayacak sosyal demokratlar kendilerine sormalılar. Neden hâlâ dağınığız? Cenaze törenleri dışında bir arada olmayı, güç birliği yapmayı ne zaman başaracağız? 2007 seçimlerini de kaybettikten sonra mı?!
dsazak@milliyet.com.tr
|
|