Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 28 Ocak 2007 / Pazar  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Sağlık
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
MÜZİK
10 yılda bir de çıkmaz

Nekropsi'nin yeni albümü "Sayı 2 -10 Yılda Bir Çıkar" yılların özlemini gidermekten uzak. Farklı mecralara akmış dört kişinin uhusuz çıkardığı bir albüm olmuş

MURAT BEŞER

1996 yılında çıkardığı ilk albümle senfonik-progresif rock dinleyicilerinin yerli malı duygularını okşayan, "Bizden bu tarzda iyi müzik yapan adam çıkmaz" önyargısını tuzla buz eden bir topluluk vardı. Jimmy Page-Robert Plant konserinde ön grup olarak gösterdiği, en az albüm kalitesindeki yüksek performans da, "Mi Kubbesi"nin zaferini perçinlemişti.
İlk cümlenin yarısına gelmeden, söz konusu topluluğun Nekropsi olduğunu anladınız değil mi? Zaten tarife uyan ikinci seçenek yok.
Nekropsi, adı "Sayı 2 -10 Yılda Bir Çıkar" olan yeni albümünü, bağlı bulunduğu plak firması A. K. Müzik ile 2006 yılının ikinci yarısında çıkarmak üzere karar almıştı. Maalesef sampler olarak kullandıkları seslerin telif sahibini arayıp bulamamak, bazı kararları bir türlü yürürlüğe koyamamak gibi tatsız gerekçeli rötarlardan dolayı, ikinci sayı ancak 11 yıl sonra çıkabildi.

Eklektik albüm
"Sayı 2 -10 Yılda Bir Çıkar" yelpaze zenginliğinden ziyade, eklektik bir albüm. Birbirini kaktırarak kendine yer açmaya çalışan mankenlerden oluşan kalabalık vitrini, topluluk üyeleri arasındaki sosyal ve coğrafi ıraklığın yarattığı müzikal makastan kaynaklanıyor.
Eskinin sayko metal titreşimli bu rock topluluğunun yeni albümünü tarif etmek, toplama bir albüm hakkında düşünmeye benziyor bir parça. Birbirine benzemeyen anlayışlarla işlenmiş ve farklı tarihlerde kaydedilmiş parçalar var bu albümde.
Açılıştaki iki bölümlü "Harf Devrimi", Bill Bruford'u anıştıran teneke tonlu davulu ve Tony Levin'in stick bası etkisiyle, King Crimson'un 80 sonrasında ikinci döneminin perdesini açan "Discipline" albümünün mirasını omuzluyor. 1998 tarihli "Ebo", yine aynı topluluğun entelektüel karamsarlığından izler taşıyor.
"Foklar" ve "Baba", ta "Mi Kubbesi" zamanından iki yadigar parça. Michael Jackson'ın "Billie Jean" ritmine rakip "Erciyes Şokta", Radikal gazetesinin sayfalarından gelişigüzel alınmış haber başlıklarının alt alta okunmasıyla oluşturulmuş.
Şarkı sözlerinde ciddi bir iç bağlantısızlık var. Vokaller topluluğun beşinci üyesi olma vazifesinin altında ezik. Anlam ve müzikal boyutunda sağlam çalınmış parçalara katkısı cüzi. Sıklıkla müziğin "kalk gidelim" dediği yerde, sözlerin "halt yeme, otur yerinde" dediğini duymak kabil.

Aydın havası
Nekropsi'nin araları açık iki albümü arasında herhangi bir akrabalık bağı yok. Nekropsi'den sevdiğimiz albümün hık demiş burnundan düşmüşünü istemek saflık şüphesiz; bir o kadar da yanlış ve haksız bir beklenti. Yine tabanca gibi çalıyorlar; minör duyguları majör seslere yüklüyorlar ve kendilerini kısa, kesik cümlelerle ifade ediyorlar.
Sadece mevzuatı değil, isimlerini de Aydın havası çalıyorlar. Gitar ve vokalde Cem, davulda Cev, gitarda ise Tol var. Kadrodaki tek yeni eleman Ker, Kurban topluluğundan aşina olduğumuz basçı Kerem Tüzün.
Albüme yansımasından sarih biçimde anlaşılıyor ki, yılları grup gibi geçirmemiş Nekropsi üyeleri. Birlikte fotoğraf çektirmeyi bile reddetmişler. Farklı mecralara akmış dört kişinin uhusuz çıkardıkları bir albüm olmuş neticede.
"Sayı 2 -10 Yılda Bir Çıkar" yılların özlemini gidermekten uzak. Büyük ikramiyeyi kaçırdıktan sonra amortiyle teselli olmak gibi.

20 senelik rötar

Bu albüm vaktinde çıkmış olsaydı Sabih Cangil adına değil, Kadıköy'ün en şık rock topluluğu Ra hesabına yazılacaktı. Aslında Sabih ile Ra, bir elmanın iki yarısı. Umudunu içinde hep taze tutmuş gitarcı, şarkıcı ve şarkı sözü yazarı, Ra'nın kalbi.
Yıllarını fanusta geçirmiş sanki Sabih. Kokusunu ve tadını muhafaza etmiş. İçinde Ra yıllarından kalan şarkıların ve müzisyenlerin de bulunduğu ilk solo albümü "İçimizdeki Pervaneler", Judas Priest gitarları, Lemmy Kilmister vokalleriyle maziyi canlandırıyor.
Şarkıların hiciv dozu yüksek, alayla karışık eleştiride iyi bir ayar taşıyor... Sabih'i ve Ra kadrosunun emektarlarını sahnede görmek isteyenler, 31 Ocak akşamında Balans'taki randevuyu ajandasına yazsın.

Hiç kimsenin uydusu

Bir albüm çıkarmak 15 yıl sürer mi? Muhiti kalabalık bir ilişki uzmanı değilseniz; biraz da dik durmayla karışık talihsizlik varsa sürer.
1991'den beri barların tozunu yutan Peyk, rock topluluklarımızın tipik kaderini paylaşan, hayat mücadelesinde elemanlarıyla birlikte umutlarını yitiren, az sayıdaki iyi gruptan biri. İlk albümü "Sulu Şaka"yı geçen hafta çıkaran Peyk'in melodik yapısı ve soundu sıfır kilometre değil. Rock, blues, reggae ve alaturka öğelere takılıyorlar. Kırılgan vokalleriyle, ince bir hassasiyet taşıyan nahif eleştirel sözleriyle dikkat çekiyorlar... "Hareminde Han" çok eski bir şarkı olmasına karşın, dünyanın şimdiki acıklı halini görmüş kadar tenkidi yerinde. Rock tünelinin ucunda zayıf da olsa bir ışık görünüyor olabilir mi?

Tek kişilik orkestra

Kadın, erkek, çocuk, davul, bas, keman; tüm sesler Michael Schiefel'in ağzının içinde. Kesintisiz süren vokal tekniği ile solo sanatçı anlayışında yeni bir soluk. Albüm kaydındaki tek enstrümanı vokali.
Önünde Bobby McFerrin gibi bir örneğin varlığı cesaretinin kaynağı. McFerrin ile sanatsal akrabalığı aşikar ancak uzaktaki ustasını geride bırakmış. Bunun kanıtı pek çok şarkı var bu albümde. İlk dinleyişte sadece neşeli bir numara gibi görünen şarkıların altında çeşidi bol bir ruh hali mevcut. Derin bir hüzün, şaşkın bir özlem gibi.
"Don't Touch My Animals", Schiefel'in ustalık eseri. Müzikte teknolojik imkanın müzik adına çok da bir şey ifade etmediğinin, yaratıcılığın ve cesaretin ezici öneminin kanıtı.


PAZAR
Ermeni tiyatrosunun bir klasiği Trabzon sahnesinde
"Babamızın klasik esprisi:
Boşa kürek çekiyorsunuz"

Harry Potter'ın Türk arkadaşı
Bilimin popstarları aranıyor!
"Sarı Gelin" nereli?
Bulgar ajanın hatıraları
Kitaplıklar tarih mi olacak?
10 yılda bir de çıkmaz
Alanya'da deniz ve bir heykel
Bir gönül hikayesi
Hafızamız...
Geç kalan aşk mektubu
Kovalara öneriler
Lezzet şaheseri
21'inci yüzyılın eşiğinde Hindistan
Besin destekli savunma
"Bu şehir insanı hayli yoruyor"
Yasak elma, gönül alma
Karne öyküleri





Ahmet Turhan Altıner
Yasemin Çongar
Can Dündar
R. Hakan Kırkoğlu
Vedat Milor
İlber Ortaylı
Taylan Kümeli
Tuba Akyol
Fatih Türkmenoğlu
Yalvaç Ural

© 2006 Milliyet