|
 |
|
|
Yanlış hesapla yönetmen oldu
İlk uzun metrajlı filmi "A Ay"ın bütçesini yaparken bir bakarlar ki bir sıfır atlamışlar. Ama geri dönüş olmaz. Borç harç çekerler filmi. Türk sineması böylece sıra dışı bir yönetmen kazanır. İddialı laflar etmeden, izleyici kitlesini her filminde genişletecek bir sinemacı
BİR PORTRE / ASU MARO
Yanlış hesap Bağdat'tan döner derler. Ama bazı hesap hataları da yapanların hayatını değiştirir, belki de hiç olmayacakları oldurur. Yönetmen Reha Erdem ile görüntü yönetmeni arkadaşı Uğur Eruzun, Ortaköy'de bir çay bahçesinde oturmuş hesap kitap yapmaktadırlar. Erdem'in ilk uzun metrajlı filmi "A Ay"ın bütçesidir hesapladıkları. Bakarlar ki hiç de bulunamayacak bir para değildir ihtiyaç duydukları. Hatta Reha Erdem birkaç arkadaşından toparlayabilecektir bu miktarı. Öyle de yapar, ama sonra bir bakarlar ki, bir sıfırı atlamışlar... Artık geri dönülecek nokta değildir, değil mi ki akıllarına koymuşlardır bir kere... Borç harç çekerler filmi. Türk sineması sıra dışı bir yönetmen kazanır böylece. İddialı laflar etmeden, sabırla, sessiz sedasız kendi sadık izleyici kitlesini yaratacak ve her filminde bunu genişletecek bir sinemacı...
Teyzesinin yanında büyüdü
Subay bir baba ile ev hanımı bir annenin ikinci çocuğu Reha Erdem. 9 Kasım 1960 doğumlu. Annesi ile babası görev nedeniyle şehir şehir gezerken, iyi okullarda okutmak istedikleri iki çocuklarını İstanbul'daki teyzeleri büyütür. Beş yaş büyük ablası Şemsa'nın yanında olmak da güzeldir, hiç evlenmeyip kendisini kız kardeşinin çocuklarına adayan teyzesiyle yaşamak da... Ama Reha Erdem, ana babadan ayrılmanın çocukluğuna nasıl da damgasını vurduğunu büyüdükçe anlar. Filmlerindeki ayrılık temasının tohumları o yıllarda atılmıştır aslında.
Gene de güzel bir çocukluktur. Levent'te bahçelerde koşa oynaya büyürler, her birinin bir ağacı vardır. İlkokul yıllarını, "aydınlık, güneş gibi" öğretmenlerini büyük bir keyifle hatırlar. Çalışkan bir öğrencidir, beşinci sınıfta bütün okulların sınavlarını kazanır. Ailesi Robert Kolej'e yazılsın isterken onun aklında fikrinde komşularının oğlu gibi Galatasaraylı olmak vardır. Ve aklına koyduğunu yapmaya da o zamandan başlamıştır.
Galatasaray, aile yuvasından kopup kocaman bir dünyayla tanışması demektir. Teselliyi tez vakitte tiyatro kulübünde bulur, bu yolda birlikte yürüyeceği dönem arkadaşları gazeteci Ruşen Çakır ve yönetmen Kutluğ Ataman'ı da. Ve Beyoğlu... Seks filmleri, kahveler, kâğıt, tavla, muhabbet... Ve tabii siyaset. Mezun olduktan sonra ailesi yurtdışına gitmesini isterken o gider Boğaziçi'nde yeni kurulan Tarih bölümüne girer. Ve tabii ki sinema kulübüne de. Arkadaşlarıyla film çeker, bir dergi çıkarır, bir süre sonra Metis Yayınları'nı kurarlar. Karikatür de çizer bu arada ve Metis'in logosundaki meşhur karga onun eseridir. Ama artık ona sinemayla amatör olarak ilgilenmek yetmez olmuştur. YÖK gelip en sevgili hocalarını götürünce sinema ve plastik sanatlar okumaya Paris VIII Üniversitesi'ne gider.
Önce yumruk gibi gelir Paris ona. İstanbul'daki konforlu yaşamı geride bırakmıştır, çalışıp hayatını kazanması gerekir. Bir otelde geceleri resepsiyonda çalışır önce, sonra markette satıcılık yapar. Halıcıda çalışırken de arka tarafta ilk uzun metrajlı senaryosunu yazar. İşte o yanlış hesap sayesinde çekilebilen meşhur "A Ay"dır bu film.
Küçük çaplı bir efsane
Eşin dostun yardımları, Reha Erdem'in Fransa'daki kredi kartından yakalanma riskini göze alarak çektiği paralarla düşe kalka da olsa yürüyüp Fransız Pomonti şirketinin el vermesiyle ayağa kalkan "A Ay" İstanbul Film Festivali'nde gösterilerek küçük çaplı bir efsane olur. Kulaktan kulağa anlatılır, evlerde gruplar halinde izlenir. Gösterime ise ancak altı yıl sonra, 1996 yılında girer.
Bu arada mezun olup Türkiye'ye dönmüş, kafasındaki yüzlerce hikâyeyi nasıl çekeceğini bilemeyen genç bir yönetmen olarak reklam piyasasında bulur kendini. Hayali, kazanacağı paralarla film çekmektir, ama arkadaşlarıyla kurduğu şirkette işler umduğu gibi yürümeyince ayrılır.
"Reklam piyasasının yıldızı" dediği yapımcı Ömer Atay'la yolları kesişmese, muhtemelen bir daha reklam için kamera arkasına geçmeyecek, belki sonraki filmlerini yapmakta da zorlanacaktır. Birlikte Atlantik Film'i kurduğu Atay'la ortaklık müthiş bir özgürlük sağlar Reha Erdem'e. Atay, "Sete ajans giremez, montaja kimse karışamaz" gibi koşullar ileri sürer ve kabul ettirir çünkü. Üstelik sinema konusunda kendisi kadar tutkulu bir ortaktır. Günün birinde, kazandıkları bütün parayı "Kaç Para Kaç" filmine yatırırlar. Nakit 1 milyon dolar. Ondan kalan borçları gene yoğun bir reklam filmi dönemiyle öderler.
İki film peş peşe gösterime girdi
Bir süredir sinema yapabilmek için reklam çekmesine gerek yok artık Reha Erdem'in. Yurtdışından gelen desteklerle "Korkuyorum Anne"yi, onun aldığı para ödülleriyle "Beş Vakit"i çekebildi. İki film imkânsızlıklar nedeniyle peş peşe gösterime girdi ve Reha Erdem aynı anda iki filmini karşılıklı salonlarda görebilmiş nadir yönetmenlerden biri oldu. Yetmedi, SİYAD ödüllerine iki filmiyle birden aday oldu. Ve ödüllerin neredeyse tamamını topladı. "Beş Vakit" en iyi film, yönetmen, görüntü yönetmeni ödüllerini alırken, "Korkuyorum Anne" de senaryo, kurgu, kadın oyuncu ve yardımcı kadın oyuncu dallarının galibi oldu.
Reha Erdem hep aynı alçakgönüllü, çekingen adam olarak sahneye defalarca çıktı, büyük cümleler kurmadı, sadece teşekkür etti. Hatta son çıkışında "Ben dayak yemeden insem iyi olacak" dedi.
Şimdi harıl harıl yeni projeleriyle uğraşıyor. 10 yaşındaki kızı Kiraz'ı izlerken büyüme öykülerine yönelen Erdem, bu kez başrolünü Hülya Avşar'ın oynayacağı karanlık bir aşk filmi çekecek. Varını yoğunu bir kez daha sinemaya yatıracak. Yazlıklar, arabalar almaktansa daha anlamlı buluyor bunu. Kalıcı olmak adına filan değil, başarı sözcüğü de pek önem taşımıyor onun için... Tek derdi ve anlatmaya çalıştığı, "insan olmak". Evet zor, ama imkânsız değil... Belki biraz "yanlış hesap" yapmak, toplama çıkarmadan o kadar da anlamamak gerekiyor öncelikle...
|
|
|




|