|
28 yıl önce Abdi İpekçi...
O günleri bir daha yaşadık; Tufan Türenç ile rahmetli Erhan Akyıldız'ın yazdıkları "Bir Gazetecinin Hayatı/28 Yıl Sonra Abdi İpekçi" kitabını tekrar karıştırarak, okuyarak... (x)
* * *
SIRADAN, olağan bir gündü, Abdi İpekçi Ankara'daydı, öğle üzeri telefonla konuşmuştuk, "Akşam döneceğim!" demişti...
Bu ne demekti bilir misiniz?
"Ben gelmeden çıkmayın!"
Gelecek, birinci kalıp gazeteyi -meyhane baskısı denirdi- görecek, mutlaka bir şey bulacak, beğenmeyecek, kırmızı kalemle işaretleyecekti.
"Ben gelmeden çıkmayın!"ın tercümesi buydu...
Acaba ne zaman gelecekti?.. Ankara bürosuna sorduk, uçağın saatini öğrendik, geç kalmayacaktı.
* * *
"ODACI Vahap" koşup "Ağabey, Abdi Bey geldi, seni istiyor" derken onun da sesi duyuldu:
"Pulurrrr!"
Hasan Yılmaer'in Milliyet'te çalıştığı günlerden kalan bir alışkanlıktı, "Hasanları" ayırmak için, bizi soyadımızla çağırırdı.
Bir taraftan önündeki gazeteye bakıyor ve soruyordu.
"Ne var, ne yok!"
Neyin var, neyin yok olduğunu anlattıktan sonra biz sorduk:
"Ankara'da ne var, ne yok?"
* * *
ELİNDE karton kapaklı ince bir dosya vardı, onu gösterdi:
"Bu iş ne oldu?"
Abdi İpekçi'nin "Bu iş!" dediği kaçakçılık konusuydu. Abdi İpekçi terörün, anarşinin, maddi kaynağının kaçakçılık olduğuna inanmıştı, kaçak sigara, kaçak içki, silah, bütün bunlar terörü, anarşiyi besliyordu, güvenilir kaynaklar kaçakçılığın arkasında "siyasetçiler" olduğunu söylemişti, kimlerdi bunlar?
Gazete olarak araştırmış, lakin bir arpa boyu ileri gidememiştik, çok şey öğreniyorduk ama, hemen hepsi "tevatür"dü, Abdi İpekçi de söylentiye, duyuma dayalı gazetecilik ne yapar ne de yaptırırdı.
Odadan çıkarken, "Gece Ercüment Bey'in evindeyim"dedi.
* * *
ABDİ İpekçi ile son konuşmamız bu oldu, eve gelip daha sofraya oturmadan telefon çaldı, polis kumanda merkezinden arıyorlardı.
"Abdi İpekçi'yi vurdular, Şişli Etfal Hastanesi'ne kaldırıldı!"
Hemen Ercüment Karacan'ın evini aradık, söyledik, "Gazeteye telefon et, bana araba yollasınlar!" dedi.
Hastanenin kapısında gerçek karşımıza dikildi:
"Abdi İpekçi öldü!"
* * *
SONRASINI tekrara gerek yok, çoğunu hatırlamıyoruz bile, hele cenaze törenini...
Tufan Türenç ile rahmetli Erhan Akyıldız'ın kitaplarının yeni baskısı bize o günleri tekrar hatırlattı:
"Gazete önündeki küçük törenden sonra, cenaze Gazeteciler Cemiyeti'nin önüne getirildi, orada da bir tören yapıldı. Daha sonra omuzlara alınan tabut, binlerce insanın elinde taşınarak cenaze arabasına kondu ve insan seli Cağaloğlu Yokuşu'ndan akmaya başladı. Abdi İpekçi cenaze arabasının içinde, uğruna canını verdiği Babıâli'yi son bir kez selamlıyordu.
Eller üzerine alınan tabut Nişantaşı'na kadar taşındı. Kalabalık o kadar büyüktü ki caddelere sığmıyordu.
...........
Zincirlikuyu'da yapılan duayı, binlerce insan amin diyerek noktalarken ünlü gazetecinin tabutu mezara indiriliyordu.
Abdi İpekçi, elli yıllık onurlu bir yaşamdan sonra hiç bitmeyecek uzun uykuya dalıyordu.
Ve binlerce insan, sanki onu uyandırmaya korkuyormuşçasına sessizlik içinde dağılıyordu."
* * *
EVET, hatırladık, aynen böyle olmuştu...
Ne "Biz oyuz!" yazılı pankartlar ne de "Biz onlardanız!" diye bağıranlar...
——————
(x) Doğan Kitap.
h.pulur@milliyet.com.tr
|
|